Posted on Ağu 25, 2010

Saygı

Hem yaşlı hem de bilgisiz, beceriksiz ve tembel insan oğlu (saygı) sayesinde epeyce durumu idare ettiler. Çünkü örneğin yaşlı olan birine kesinkes saygı gösteriliyor ve bu nedenle yaşını başını almış diye kimse ona bilgisiz demiyordu. Bunlar ayrıca tecrübeli ve görmüş geçirmiş denilerek beceriksiz ve tembel de olmuyorlardı. İnsanlar onlara yaşlı diye eğilerek selam veriyor, hatırını sayıyorlardı. Nolurdu sanki? Ne vardı bunda? Zaten bu kimselerin hayatlarının son zamanlarında böyle suçlamalarla iş, çalışma, sorumluluk stresine sokulması doğru muydu? Şöyle ya da böyle yıllarca zaten çalışmış uğraşmış bu insanların üç beş gün de kendi hayatlarını yaşamaları hakları değil miydi? Valla bu sorulardan sonra yüzüm pancar gibi kızardı. Yerin dibine girdim. Bu kör olasıca herif sanki kendisi gençmiş gibi yaşlı insanlardan ne istiyor? Tabii ki yazının muhatabı sadece yaşlılar değil. şimdi belli bir mekiide olanlar, etiketi olanlar, adı sanatçı olanlar, bir zamanlar gerçekten değerliyken bundan sonra çaptan düşenler ama aynı işi yürütmeye çalışıp aynı itibarı bekleyenler vs vs.


Şimdi yaşlı insanlara bu kadar yüklenilmesi elbette doğru değil. Hem bilgisizlik, tembellik, beceriksizlik genç insanlarda da var. Hatta bunlara gençler için uyanıklığı da eklemeliyiz. Ama Korkut’u bu konuda haklı yapan bir tablo var ülkemizde. Sorumluluk, bilgi, çalışkanlık, tecrübe gerektiren en önemli işler hep yaşlı dediğimiz bu insanların elinde. Neymiş, tecrübeleri varmış. Adam yaşlı olduğu, yıllarca güya bu işe emek verdiği için ondan sözde yararlanıyormuşuz. Ama adam bilgisiz. Bir başkası tembel. Uzanmış koltuğuna esneyip duruyor. Hatta bazen uyuyor. Allahım Allahım. Ama onun adı bilmem ne bey. Bir şekilde, en çok da yaşlı, tecrübeli ve güya bilgili diye o koltuğa oturuyor işte. Elbette istisnaları var. Bir hastane kuyruğunda yaşlı hanım memur yüzlerce kişinin işini yetiştirebilmek için tek başına kendini parçalıyor. Kuyrukta beklemekten sıkılan aşağılık biri” şimdi böyle yaşlıları koyuyorlar…” deyince adamın boğazını sıkasım geldi. Önce bir duruma bak. Kuyrukta 100 kişi, tek bir insan. Görmüyor musun insan oğlu beklemesin diye kendini parçalıyor. Bir de beceriksizler var. İki eliyle bir şeyini doğrultamıyor yaşlı diye sorumluluk vermişler.


Futbolcu, güvenlik elemanı 36 yaş yüksek sınır. Annelik 42 yaş yüksek sınır. Beden işi çobanlık, kadın erkek ilişki gücü var olduğu sürece. Akıl ve fiili çalışma gerektiren çok önemli işlerde 50 yaş yüksek sınır. Şov sanatçılarında vücudunun güzelliği kaybolduğu an. Ses sanatçılarında hem görünüşü bozulmaya hem de sesi değişmeye, azalmaya kısılmaya başladığı an yüksek sınır. Sinema sanatçılarında her çeşitli insana göre rol olduğu için sağlığı ve gücü bozulduysa yüksek sınır. Öğrenci 6–21 yaş arasında toplamı 1-2 yılı geçmeyecek zorunlu okuma, yazma, hesap gibi zorunlu şeyleri öğrenmek için bir süre. İş, meslek ve sanat için 16–21 yaş sabah 9.00–15.00 arası 5 yıllık bir süre. Pilot hekim vs de 16 yaşından itibaren 10 yıllık bir süre. Bunların yüksek sınırı pilot 40 hekim 50.


Önemli işlerin başında 60–70–80 yaşında insanların olması son derece sakat bir durum. Neymiş, büyük adammış. Ya 80 yaşında adam ordinaryüs olsa ne yazar? Bilmem ne genel müdürü prof murof hekim moktor bilmem ne. Adam 70 yaşında. Koltuğunda akşama kadar uyuyor. Adamın kırkından sonra güya erkekliği bitiyor, moruk oluyor, sinemaya gitse sapık diyorlar ama 80 yaşında genel müdür.


Bizim ülkemizde, özellikle kırsal kesimde kişi adıyla adamdır. Ona birileri bir isim vermiştir ve bu kişi o isimle önemli ya da önemsiz olmuştur. Kişinin kendine ve topluma faydası, insanlığı, dürüstlüğü pek göz önüne alınmaz. Çocuk hızlı konuşur, bildiğini söyler, lafını çekmez, acelecidir ona “aklıevvel Cemal” demişlerdir. Oysa çocuk çok yeteneklidir. Başarılıdır. Saygılıdır. Ama işte bu ad onu dalga geçilen biri olarak gösterir. Bir başkası oturaklıdır. Az konuşur. Ciddidir. Buna “Cemal oğlumuz” denir. Aslında az konuşur söylediği de bir halta benzemez ama işte insanları güya yücelten bir tarzı vardır. İlahi ve toplumsal kavramlara kişi ve karakterlere güya değer veriyor gibidir. Bu Cemal saygı görür öteki Cemalle dalga geçilir. Bu Cemal müdürdür; akşama kadar rüşvet alır, zengindir bu nedenle. Öteki Cemal sığır çobanıdır; yüzlerce hayvan elinde büyür. Yine de müdür Cemal’in tırnağı kadar olamaz. Ülkemizin insanları kişilere gerçek değerini verme konusunda çok yeteneksizdirler.


Şimdi işte bu yaşlı ve hele de önemli bir mevkideyse kişinin yaptığı işe bakılmıyor. Halkın içindeki bilgisi kültürü eksik insan oğlu ve bir de bu anlattığımız çoğu beş para etmeyen “büyük adamlar” Türkiye’nin en büyük sorunları. Zaten birbirlerini besliyorlar. Ben bu adamların önünde eğilir miyim? Ama bir köylü eğiliyor işte. İnsanlarımız yeteneksiz biri bile valilik koltuğuna getirilebilir diye düşünmüyorlar. Valiyse büyük adamdır, güçlüdür, akıllı bilgilidir diyorlar. Büyük adamlar uyanık. Bu cahil kesimi hep cahil bırakıyorlar. Çünkü istikballeri onlara bağlı. Okuyup külçeşitli bilinçli olurlarsa kendi saltanatları biter. Türkiye halkının %100’ü lise üzeri balaka ve kültür seviyesine sahip olsun bugünkü şekliyle yaklaşık 300.000 kişiyi bulan bu sözde büyük adam denilen idareci kadrosunu koltuklarıyla beraber Kâğıthane’ye kâğıt toplamaya gönderirler. Ve ben diyorum ki bütün kurumlardaki teknik kadro hariç bu sözde yönetici kadrosunu topluca tatile gönderin. Maaşlarını da verin. Kurumların daha iyi işlediğini göreceksiniz.


Bir insan yaşlı diye her şeyi biliyor olabilir mi? Ama Türkiye’de böyle. Çoban Rıza’ya sor demiyorlar; Mehmet emmine sor diyorlar. Köyde Mehmet emmiler, hacı Hüseyinler; şehirde vali hazretleri, gaymekem, müdür geçerli. Kim ne derse desin belli kişilerin önünde ülkenin %95’i eğiliyor. Ortaçağda yaşıyoruz. Başımızda kılıç kalkan devleti. Ve haşmetli padişah efendimiz. Ve bu ülkenin 10 milyon okumuşu var. Zaten sorun bu 10 milyon okumuşta. Böyle bir ülkeyi ve böyle bir düzeni bu 10 milyon okumuş kabul ediyor.


Bugün böyle 100 tane yazı yazsak insanlarımızın saygı konusundaki tavrını değiştiremeyiz. Ben diyorum ki saygı ile kazandığımızdan çok kaybediyoruz. Sen saygı göstererek gerçekten değerli olan kimselere hakkını teslim ediyorsun ama öteki saygı nedeniyle değersiz insanların kölesi olmaktadır. Ve ülkemizdeki kölelik düzeninin sürmesinde bunun çok etkisi var. Ülkedeki mevkilerin çoğuna insan oğlu hak ederek gelmiyorlar. Torpille geliyorlar. Yaşlı tecrübeli diye getiriliyorlar. Zengin, şöhretli diye geliyorlar. Ama ülkeyi biz onlara teslim ediyoruz. Bunun için IMF’ye yalvarıyoruz.


Saygının felsefi yönünü kesinkes inceleyeceğiz. Bir insanın üzerine çamur sıçrattınız. Bu nedir? Saygısızca bir davranış. Ama aslında sadece kötü bir davranış, yanlış bir davranış. Ne zaman saygısızlık oluyor? Çamur fırlattığınız kimse çok zengin, iyi giyimli, önemli mevkide, şöhretli bir insan olursa yaptığınız saygısızlık olmaktadır. Zaten çamurun içinde olan hamala sıçratsanız bu saygısızlık olmaz. Hkalitesiz yürü dersiniz. şimdi burada insan ayrımına dayanan aşağılık bir düşünce var. şimdi burada bazı kişi ve kavramların kölesi olduğumuzu ispatlayan bir sakat düşünce var. Her durumda, kime yapılırsa yapılsın çamur sıçratmak kötü bir davranıştır. Bazılarına olursa saygısızlık olur; bazılarına olursa o zaten çamurdur, hiçbir şey olmaz.


Çocuklara, kadınlara ve özellikle bilgisiz, kültürsüz aşağı tabaka fakir insanlara saygı gösterilir mi? Sizler bu ülkede bunlara saygı gösterildiğini hiç hatırlıyor musunuz? Vali köylüleri makamına çağırdı da ayakta mı karşıladı? Devletin memuru fakir gecekonduluya işini yaparken efendim diye mi hitap etti? Benim bu dediğim kesim şöyle ki sizlerin, bizlerin ülkedeki nüfusu kaç? Ben 50 milyon diyorum. Siz kimseden saygı görmediğinize göre saygı sizce nedir? Ben söyleyim, bizler 50 milyon Türkiye insanının zengin takımındaki kalan 22 milyon kimseye bir şekilde önlerinde eğilerek kölelik ettiğimiz bir davranış şeklidir saygı. Saygı o kadar değerliyse fakir insanlara da saygılı davran. Onlara gelince lan, birbirinize karşı beyefendi, hanımefendi. Zehra teyze hanımefendiliğe layık değil mi? Hep süslü kokanalar mı hanımefendi olacak?


Çocukken evimize misafir gelirdi. Yemekler hazırlanır sofralar serilirdi. Bu iş zaten uzun sürdüğü için biz el kadar çocuklar çok acıkırdık. Sonra bir de bize “ Siz misafirler gittikten sonra yiyeceksiniz” derlerdi. Misafirler de işte malum muhabbet, çay, sohbet derken biz açlıktan ölürdük. Oysa onlar koca koca adamlardı. Biz çocuktuk. Açlığa susuzluğa dayanamazdık. Bizleri bir iki çocuk bir kenarda önümüze bir şeyler koyabilirlerdi. Zalim babamız işte bakın bu evde benim sözüm geçer kadını çocuğu susta durdururum diyerek sırf misafirlere hava atmak için şunu yapardı. Cehalet kokan aşağılık bir davranıştı bu.”Büyüklerine saygılı ol. Önce büyükler yer” diyorlardı her seferinde. Büyüklerden de bu saygı kelimesinden de nefret etmiştim.


Yine babamız evdeyken yanında rahat oturamazdık. O gelir gelmez yatıyorsak toparlanmak zorundaydık. Yoksa dayaktan gebertirdi bizi. O gelir yastığa mindere sırtüstü uzanır bize de “Terbiyeli oturun kırarım bacaklarınızı” derdi. Biz de korkuyla duvarın dibine çöker iki büklüm saatlerce otururduk. Bacaklarımız kırılırdı ağrımaktan. Bir gün konuşuyorlardı. Söze girecek oldun. Babam bir vuruşta ağzımı kan içinde bıraktı. Şimdi bile sinirden titriyorum. Bu saygı denen şeyi kim icat ettiyse Allah belasını versin!


Saygı konusundaki düşüncelerim, kötü bir hayat yaşadığım için böyle değil elbette. İnsanları ve hayatı izliyorum. Kişilerin birbirlerine karşı bazı yanlış davranışları saygı kavramı altında ifade ediliyor. Yanlış davranış denilse sorun çıkmayacak. Ama saygı denilince hemen farklılaşma, ayrım, yargılama, sorgulama ortaya çıkıyor. Yapılan davranış değil yapanın kişiliği gündeme geliyor. Saygısız bir serseri sözü çok normal de saygısız bir imam sözünü hiç duydunuz mu siz? Demek ki imamlar saygısız olamazlarmış. Serseri insanların hepsi saygısızmış. Böyle bir şey olabilir mi? Bu, insan oğlu arasında ayrıma neden oluyor.


Tabii ki sadece bu değil. Ayrıca bazı normal davranışlar tutucu, psikopat eski kafalı bir kısım insanların anlayışları yüzünden saygısızca davranış olarak niteleniyor. Büyükler dururken küçükler oturmazlarmış. O çocuk ya, sen elli yaşında adamsın hanginiz daha dayanıklı olur? Bazen saygısızlık olmasın diye söylememiz gereken şeyleri söyleyemeyiz. Örneğin borcumuzu isteyemeyiz. Ben saygının nerede işe yaradığını hala anlamış değilim. Bir de okumuş insan oğlu daha saygılı diyorlar ya şunu diyenler TV’lerde tartışma programlarına baksınlar. Adam lafı senin ağzına sokuyor ya, yuh artık!


İnsanların hakkını kabul etmek, almalarına izin vermek, görevli ve yetkiliysek bizzat haklarını kendilerine vermek belki saygı olarak kabul edilebilir. İnsanları rahatsız etmemek, kaba konuşmamak, temizliğe dikkat etmek, insanların kutsalına ve özeline değer vermek şeklinde davranışlar saygı olarak nitelenebilir. Saygı, karanlık çağların ilkel anlayışlarıyla birleşerek insanlarımızı köleleştiren kötü bir davranış haline gelmiştir. Sakallı bir hacıyı hırsız olarak görsek hemen saygı duruşuna geçeriz. Hâlbuki bu kimse hacı da olsa, sakallı da olsa sonuçta hırsızdır. Bence saygı yerine “doğru davranış” demeliyiz. O zaman hırsız hacı, sadece hırsız, saygısız serseri de sadece serseri olur.


Saygı bazı davranışlarımızı da değiştirir. Örneğin yaşlıların eli öpülür. Hani içinizden geçti tatlı bir ihtiyar amca ya da teyze isteyerek öptünüz ellerini. Ama bu öyle değil; bir yere misafirliğe gittiniz çocuklar oranın yaşlılarının elini öpmek zorundadırlar. Anne babaları zorlar buna. Güya çocukları şunu yaparlarsa saygılı çocuk olarak kabul edileceklermiş. Saçma, aptalca zorlama bir davranış. Hiç değilse benim isteğime bırak. Çocukken pis bir sarhoşun elini öptürdüler bana iki gün yemek yiyemedim. Hem böyle pis insanlardan hastalık da bulaşabilir. Ayrıca anne babaya ve özellikle kadının kocasına gösterdiği saygı da abartılıyor. Çocuklara saygı gösterilir mi? Olur mu öyle şey, çocuk onlar. Büyükleri sayarız, küçükleri severiz diyoruz ya. O zaman biz büyükleri sevmiyoruz demek ki?

Post a Comment


Leave a Reply

REKLAMI KAPAT

Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !