Posted on May 18, 2010

Kanlı Nigar

Ne güzel düşünülmüş bir isim değil mi? Bir düşünsenize, ‘tüm bu koşuşturmacayla dolu bir hayatın içerisinde tiyatro sayesinde de olsa biraz durun ve ara verin’ diyen bir anlayış! Bence çok yaratıcı ve anlamı olan bir isim. Üstelik bu istasyon 5 yıldır seyircisine durak olmuş ve olmaya da devam ediyor. Repertuar tiyatrosu olması ve düzenli perdelerini açan bir tiyatro olarak ciddi adımlarla yoluna devam ediyor. İstasyonla, sezonun son oyunları olan ‘Kanlı Nigar’ sayesinde tanışma fırsatı buldum. İstasyon 2010 sezonunu ‘Kanlı Nigar’ adlı oyunla kapattı. Kanlı Nigar adlı klasik oyun; Nigar namuslu bir mahalleye yeni taşınan gedikli bir fahişedir, iki kızı bir de Arap bacısı ile ortalığı şenlendirir. Evini kiraladığı hacı efendi ise vaktiyle Nigar’ın ırzına geçip sonra da evden kovalayan üvey babasıdır. Hacı efendi Nigar’ın kim olduğunu da, evinde ne işler çevirdiğini de uzun zaman bilmez, ancak mahallelinin saka Abdi tarafından (kuyruk acısı nedeniyle) ayaklandırılması ile Nigar’ın kimliği ortaya çıkar. Bu arada Nigar’ın öz kızı Bedide hoca efendinin Narçın adlı kalem efendisi oğluna kaptırır gönlünü ki bu da öykü içinde öykü giriftliği sağlar oyuna. Ne zaman yazıldığı belli değil, ancak Tuluat Ustaları: Salihler, Kel Hasanlar, Abdiler, Naşitler ve Dümbüllüler gibi; bu ve benzeri oyunları, Karagöz perdesinde ve Orta Oyunlarında yaşatarak günümüze kadar getirdiler. Oyunu yeniden ele alan yazar Sadik Şendil, Kanlı Nigar’ı epik bir tarzda yazarak çağımıza uyarladı.


Nigar’ı altı yaşında köyünden ve tarlasından ayırıp İstanbul’da zengin bir Konağa verirler. Nigar 13 yaşında iken Konağın sahibi tarafından tecavüze uğrayıp sonrada sokağa atılır. Başından bir sürü acı olaylar geçtikten sonra, yaşamını sürdürmek için yanına aldığı bir kaç kızla erkekleri eğlendirerek geçimini sağlamaya baslar. Nigar, kendisini iğfal eden Agâh efendiyi bulur ve onu oyuna getirerek; sucunu ve gerçekleri itiraf ettirmek ister. Ama onu bekleyen bir sürü zorluk ve sürprizler vardır. Din ile yakından ilişkili kesimin toplumsal kokuşmuşluktan ve ahlaksızlıktan yalıtılmış olmadığını, bilakis cehennemin kapısını hacılarla hocaların açacağını inceden bildiren bir eserdir. Oyunu, Kadir Yüksel yönetmiş. Kadir Yüksel nevi şahsına münhasır aydın bir şahsiyet. Birikimlerini, hocalık yaptığı üniversitede paylaşan, kişilik sahibi, yakinen tanıdığım takdire şayan önemli bir şahsiyet. Tam bir edebiyat aşığı. Kanlı Nigar’ın on binlerce farklı sürümle sahnelenmesi yaratıcılığını engellememiş. Aksine böylesine tarih olmuş bir oyunu sahneleme cesareti göstermiş. ‘Aman yine mi Kanlı Nigar’ diyen ön yargıları kırmak için bu tarihi oyunu tarihsel bir figür olarak kullanmış. Oyundaki tarihi karakterleri bizden biri yapmak yerine bundan sonra müzeye kaldırıldığına kanaat getirip bizi de geçmişte yolculuğa çıkarmayı amaçlamış. Peki, oyunu sahneleme konusunda ne tür bir yaratıcılık kullanılmış? Oyunu geleneksel motiflerinden kurtarmayıp yaşanan süreçte işlemeye ve izleyeni de bu anlamda geçmişte yolculuğa çıkarırken oyun karakterlerini tarihi figür olarak kullanıyor. Ve sahneyi bir müze olarak tasarlıyor. Sahnenin soluna yerleştirdiği canlı müzik ve sahnenin tam ortasına koyduğu çok amaçlı Nigar’ın evini, önüne yerleştirdiği platformlarla figürleri bal mumu olarak hayal etmiş. Ve bu düşüncesiyle bu tür oyunları görmek istediği yerin de sahneden mesajını veriyor. Oyun öncesi dev perdeye Sadri Alışık ve İsmail Dümbüllü’nün oynadıkları oyunların videolarını aktarılmış. Bu müthiş videoyla tarihin o mistik yolculuğuna daha oyun başlamadan gitmemizi sağlıyor. Aynı zamanda salonun duvarlarına Türk tiyatrosunun can damarları olan ustaların resimleri asılarak tam anlamıyla bir müze havası yaratılmış. Gel gelelim oyunun müze görevlisi rolünde oynayan genç oyuncunun sahnenin sağ tarafında yer alan o makineyi çevirmesine gerek var mıydı? Oyun başlıyor- Ay resmi- Güneş Resmi- 15 Dakika Ara- Son- gibi şeylerin resmini göstermeye neden gereksinim duyuldu anlayamadım. Zaten temiz bir ışıkla gece- gündüz olguları destekleniyordu. Ayrıca müze görevlisinin bu makineyi kullanmak için yerli yersiz sahneye çıkması, oyunun büyüsünden uzaklaştırmış. Bu anlamda bana göre bir çelişki söz konusu. Oyunun tarihsel bir motif içerisinde yer almasına karar veren yönetmen bu olguyu oyun öncesi video, salonun duvarlarına astığı ustaların resmi ve müze anlayışıyla şunu destekliyor. Hatta oyun başlarken müzemiz kapanmıştır deniyor. Ve bu görevli heykellerin önündeki engelleri kaldırıp canlandırıyor. Oyun biterken de canlı müzikten müzemiz açılmıştır denip engeller koyularak tekrar müze havası veriliyor. Ve yaşanan şeyler hayal dünyası içerisinde ilerliyor. Ama müze görevlisinin devamlı sahneye çıkıp oyunu o büyüden uzaklaştırıp yabancılaştırıyor. Ya, tam anlamıyla seyirlik epik bir olgu sağlanmalıydı. (Ki oyuna hizmet eden anlayışta şunu kabul eder) Ya da o tarihsel motif içerisinde başlayıp bitmeliydi. Yönetmenin öncelikle buna karar vermesi gerekiyor. Oyun işleyiş yönünden bir sıkıntısı yaşamıyor. Akış olarak da sırıtan bir tarafı da yok. İzleyici yönünden zaten çalgılı çengili hoş bir izlence söz konusu. Yaklaşık 2.15 dakika süren oyun izleyiciyi sıkmıyor. Ama epik ile yabancılaştırma arasında ince bir çizginin olduğunu yönetmen elbet benden iyi bilir. Bu çizginin dışına taşarsa oyun amacından uzaklaşabilir ve çelişki yaşayabilir. Oyunun künyesine büyük uğraşlar vermeme rağmen ulaşamadım. Tiyatronun web sitesinde de yer almıyor. Ama genel olarak değerlendirmek gerekirse, Abdi ve Kanlı Nigar rolleri oyunun fitilini ateşleyen iki karakter. İki rolde de oyunculuklar bu zor ve amansız yükün altından başarıyla kalkıyorlar. Dans sahneleri daha hareketlenebilir, Kanlı Nigar ve kızları, temsil ettiği zümrenin gerektirdiği davranış biçimini sergileyebilirlerdi. şöyle ki daha görsel bir olguya girişilebilirdi. Canlı müzik konusunda söylenecek pek bir şey yok. Ama parça seçimleri daha hareketli ve oyuna hizmet eden anlayışta olabilirdi. Işık, oyun seyri içerisinde birkaç yer dışında genel ışık verildi. Gece ve gündüz motifleri dengeliydi. ‘Tiyatro Sporu’ adı altında doğaçlama gösterilerle adını duyuran Oyun İstasyonu, Gülağabey Turan yönetiminde yoluna devam ediyor. Okullu-alaylı birçok oyuncusuyla Kocaeli’nin sesi olmuş durumda. Bunun yanı sıra tiyatro gösterileriyle de geniş kitlelere hitap etmiş bir ekip. Gelecek mevsim için şimdiden başarılar diliyorum bu genç ve usta ekibe. Yolunuz açık olsun.

Post a Comment


Leave a Reply

REKLAMI KAPAT

Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !