Posted on Kas 13, 2009

GDO’lar faydalı mı zararlı mı?

*Ucube mi, yoksa açlığa çare mi?

bundan sonra eski tadı bulamıyoruz sebze, meyve, bakliyat ve tahıllardan.Orası, burası yamuk, ya da anormal büyük ürünleri gördüğümüzde yiyesimiz gelmiyor. Hormon olayına, aşırı ilaçlamaya büyük tepki oluştu da genetik değişlime uğratmanın dikkati çekmesi bizde yeni ve farklı bir olay. Bu sayede 20 yıl önce yapılan dünyada açlık tehlikesi öngörülerinin tutmadığı ve gıda fazlasının bile sözkonusu olduğu bildiriliyor.

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithali ile ilgili yönetmelik yürürlüğe girince Genetiği Değiştirimli Organizmalar –GDO’lar tartışılmaya başlandı. Yönetmeliğin bu ürünlerin ithalini serbest bıraktığı iddia ediliyor ama Tarım Bakanının açıklamasına göre aksine zorlaştırıyor. Bu ürünlerin üretildiği ülkede en az 3 yıl tüketiliyor olması ve olumlu olmayan sonuçların çıkmamış olması lazım. Ayrıca oluşturulan bilim komisyonlarında incelenerek zararsızlığının tescil edilmiş olması gerekmekteymiş. ABD tarım çevrelerinden Türkiye’nin böyle bir düzenlemeye gitmesine gösterilen tepkiler, bakanlığın açıklamasını doğrular nitelikte. Zira ABD çevreleri Türkiye’ye ihracatlarının hemen hemen ortadan kalktığı kanısında.

Peki, bazı ürünlerin genetiği nasıl değiştiriliyor ve bunun sonuçları neler? Gen transferi ile ürünlerin olumlu olmayan unsurları yok edilmeye çalışılıyor. Dışarıdan ithal ettiğimiz ürünler arasında yağlık mısır ve ayçiçeği başı çekiyor.Pirinç de azımsanmayacak ölçüde. Şimdi “GDO’lu ürünleri yemeyelim, nasıl korunuruz “ yönünde adeta bir kampanya yapılarak korku yaratılmakta. Duyarlı insan oğlu alışverişe kuşkuyla çıkıyor ve kaçınmak uğruna beslenmeleri de aksıyor olabilir. Birtakım firmalar uyanıklık yaparak “Organik ürün” damgasıyla astronomik fiyata mallarını satarak korku ve endişenin yarattığı bu fırsatı lehlerine çevirerek servet yapmaya bakıyorlar. Bu tuzaklara düşülmemeli.

Bir süpermarkette organik diye nitelenen paketlenmiş ürünlere bakıyorum. Diğerlerinden farklı görünmüyorlar. Hatta daha kalitesiz olabilirler ama fiyatları uçuk. 1 Kg pirinç 11 TL, fasulye, mercimek için 10 TL, nohut için 8,5 TL fiyat belirlemişler. Ceviz ve fındığı bile organik diye paketlemişler ve kilosu 56 TL’ye geliyor. Nesi organikse yarım kiloluk bir maket spagetti makarnaya 5 TL fiyat konulmuş. Uyanıklık ve iyi akıl. Parası bol, titizliği yüksek olanlar birilerini zengin ediyor. Ötekiler organik değil diye bir şey yok. Hepsi organik. Yapısında Karbon, Hidrojen, Oksijen bulunan maddeler organik maddelerdir. Bir de inorganik bileşikler ise kökeninde canlılık olmayan maddelerdir. Canlılardaki inorganik maddeler; su,baz,asit,tuz minerallerdir

Gen nakli ile büyüme ve dayanıklılık hormonu, aşırı kimyasal gübre ve ilaç kullanımı farklı şeyler ve gen naklinden çok daha tehlikeliler. Asıl bunların üzerinde durulması lazım. Toprağı tahrip eden de bunlar. Gen nakli konusundaki gelişmeler kanserli hücreleri iyi edecek gibi görünüyor ve araştırmaların önü kesilmemeli. Bir çeşit melezleme gibi bunlar. Okulda Tarım Bilgisi okuyup aşı öğrenerek Kuşburnu’yu Gül’e, yabani vişneleri, kirazları Napolyon kirazına çevirirdim ben. Öyle ki, kök ve gövdeler Kuşburnu olurken filiz nakli yapılan aşı ile dalları farklım renklerde Gül olabiliyordu. Örneğin çocukluğumuzda Nektarin diye bir meyve yoktu ve büyük olasılıkla Şeftali ile Erik melezlemesinden meydana geldi ve kötü mü oldu?

Amerika’da genetik yapısı değiştirilmiş ürünler zararsız görülüp serbestçe satılırken sadece bu değişiklik ibaresi paketlerde yer alıyormuş. ABD’de 10 yıl kadar araştırma yapan Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Nedim Mutlu GDO’lara yönelik olumlu olmayan eleştirilerin bilimsel gerçeklikten uzak, toplumda paranoya yaratmaya yönelik olduğunu ileri sürüyor. “Bir şeye karşı olabilirsiniz ama şunu bilimsel olarak ispatlamanız gerekiyor. Bir düşünceyi reddederken bilime, teknolojiye sırtınızı dönemezsiniz. Tarım ürünlerinde uygulanan genetik değişikliklerin insan sağlığına zararlığı olduğuna dair tek bir bilimsel veri yok. Öyle bir şey olsa bu ürünler piyasadan anında geri çekilir. Kimse böyle büyük bir riski almaz” diye konuşuyor.

Hatta Mutlu bu ürünlerin yararlı olduğunu da savunuyor. “Genetik uygulaması yapılmayan üründe de belli ilaç uygulamaları yapılıyor. GDO’nun farkı ise bu uygulamaların genetik değişikliği ile yapılması. Bana göre GDO’lar organik üretime katkı sağlar. Çünkü GDO uygulamaları ile çevreye uygulanan ilaç oranı azalır, kalıntı sorunu ortadan kalkar.”diyor.

Avrupa’da GDO’ların yasaklanmasının politik olduğunu söylüyor.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi^nden emekli Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz’ün Milliyet’te çıkan açıklamasında ise dünyayla tarımda rekabette GDO’nun zorunlu hale geldiğine işaret etti. ““Biyoteknolojiden faydalanan Arjantin, Çin ve Hindistan, tarımını şahlandırdı. Arjantin, biyotek soyayla üç milyon hektar ikinci ürün alanını devreye soktu. Hindistan, biyotek pamukla son beş yılda ekim alanını ikiye, üretimini üçe katladı. Çin, biyotek tohum sayesinde teknoloji ihracatına başladı” diye konuştu. Brezilya,Pakistan,İran ve Mısır’ın da kullandığını, Türkiye’de yıllardır GDO’lu ürün tüketildiğini, üretimine engel olmanın ülkeyi geriye düşüreceğini kaydetti. Meyve ve sebzelerde kesinlikle bu teknolojinin kullanılmadığını meyve sularında kullanılmış olabileceğini belirtti. Açıkgöz, “Dünyada GDO eken çiftçinin yüzde 30 civarında düşük maliyetle piyasaya girdiği liberal ekonomide Türk üretici nasıl rekabet edebilir?” diye sordu.

Aslında birim başı az ürün alınıyor diyerek tohum ıslahını başlatan Turgut Özal’dır. Çok sevdiğim dayanıksız ama lezzetli Ayaş domatesinin piyasadan giderek siliniyor olmasından şahsen rahatsızım. Bir takım yeniliklere karşı olmasak da geri dönüşü mümkün kılmak adına özgün ürünlerimizi kesinkes korumalıyız.

Özetle ben GDO ürünlerini tercih etmemekle birlikte panik havasına girenlerden de değilim. Kaldı ki ülkemizde üretilen mısır ve çiçek yağının çoğu hammaddesi öteden beri dışarıdan geliyordu. Çikolata ve bisküvilerde, tatlandırıcılarda bu şekil katkı maddeleri var. Ben daha çok aşırı ilaçlama ve gübreleme ile hormon kullanımından tedirgin olurum. Fakat piyasalardan sorumlu olan, denetlemesi gereken Hükümetler var. Vatandaş olarak yapabileceklerimiz zaten sınırlı ve aşırı titizlikten birilerinin parsayı toplamamasına da dikkat etmek gerekiyor.GDO’lardan çok fırsatçı tilkilerden, yamyamlardan korkmak gerek.

Tarım üreticileri üretici ve dağıtıcıları şimdiden isyanlarda. Satışların yüzde 40 düştüğünden şikayet ediyorlar. Devletin,Cumhuriyetin genetiğini değiştirmek bile bu denli tesir yaratmıyor. Oysa asıl o konuda duyarlılık çok şeyi çözebilir, işe yarayabilirdi. GDO korkusu aşırı titizlik dolayısıyla doğal ürünlere bile kuşkuyla bakmaya neden oluyor.

GDO’ların yurda girişiyle ilgili yönetmeliğe tepkiler bana göre hükümete güvensizlikten kaynaklanıyor. Zira, bu konuda kontrolü ele almasının, kontrolsüzlükten de öte sakıncalı olabileceği düşünülüyor. Bir kere ilgili odaların, araştırma kuruluşu ve üniversitelerin görüşünün alınmamış olması kaygıları körüklüyor. İkincisi araştırma kurullarını bakanlık belirleyecek, atayacak. Ortaya çıkan raporları, yasaklama veya yasaklamama kararlarını da bakanlık onaylayacak. şöyle ki araştırma birimleri özerk ve bağımsız olamayacaklar. Gıda ithalat kesimini avuçlarının içine almalarının kimilerine rant kapısını aralarken, kimilerini de zora sokabileceği öngörülebilir. Böylece ithalatçı profilinin genetiği de değişebilir.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar-GDO konusunda bilim insanlarımız bir kongreden toplanıp insan sağlığı ve doğaya etkisi konusunda net bir fikir birliği oluşturmalıdırlar. Başkaları faydalanıyorken uzak durmak da hiç akıl karı değil. 300 yıl matbaadan uzak kalmamıza dönmesin.

Ben GDO’lu ürünlerin özgün ürünler korunmak suretiyle üretim ve satışını, fakat “Bu ürün GDO’ludur” diye bir ibarenin kesinkes bulunmasının bir tüketici hakkı olduğunu savunuyorum. Tümüyle yasaklanırsa da artan nüfusu doyurmak güç olacak, çiftçinin yoksulluğu, tüketicinin yükselen fiyatlara erişmesi mümkün olamayacak. Eğer toplum sağlığı için zararlı idiyse, zaten bu güne kadar bunların ithal ve satışından sorumlu yetkililer Yüca Divan’da yargılanmalıydı.

Post a Comment


Leave a Reply

REKLAMI KAPAT

Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !