Arif amca dükkândan çıkınca doğru Çancılar çarşısına gitti, inşaat malzemeleri satan bir dükkâna girdi, tam 20 metre gayet sağlam polyester urgan kestirdi, parasını ödedi, öteki ihtiyaçlar için çarşının öteki bölümüne yöneldi. Bir bAşık Olmaya dükkandan pilli lamba aldı, onu da öteki eşyaların yanına yerleştirdi.
Dağ yolculuğu için lazım olan malzemelerin hepsini tamamladı, Piremir semtindeki gecekondusuna giderek yatağına uzandı. Arkadaşlarından biri 20 metrelik urgan aldığını bilmiş olsaydı kesinkes şaşırırdı. Çünkü bu güne kadar Uludağ’a çıkışlarında yanında urgan götürmeye gerek duymamıştı.
Atı yoktu ki dönüşte bir at yükü odun indirsin. Bir top sağlam keten ipi dağda birçok işe yarardı, 20 metrelik urganın ne işe yarayacağını ise Arif amcadan başkası öldür Allah bilemezdi. Bundan haftalar önce Uludağ’a bir çıkışında Bakacak tepenin Bursa’ya bakan tarafında, tepeyle tepenin oturduğu tabanın tam ortalarında, kayalıklarda, girişi küçük ağaçlarla örtülü bir giriş bulmuştu. Giriş ne in olacak kadar küçük ne de mağara denilecek kadar genişti.
Yanına yaklaşana kadar böyle bir manzarayla karşılaşacağını düşünemezdi bile, zira gördüğü manzara gerçekten de çok sıra dışıydı. Bunca yıldır Uludağ’da dolaşırdı, böyle bir manzaranın olabileceğini ne duymuş ne de görmüştü. Çok yanına yaklaşana kadar girişin farkına bile varamamış, girişi tesadüfen bulmuştu.
Kayalıkların balkona benzer çıkıntı yaptığı bir yerde, yukarı kısımda 2 metre aralıkla iki delik, onların 3 metre kadar altında bir bAşık Olmaya delik daha vardı. 3 deliğin görünümü tam olarak bir insanın kafatasını andırıyordu. Sanki üstteki 2 delik göz çukuruydu da, alttaki delik ölmüş ve etleri dökülmüş bir insanın ağzına benziyordu.
Üst taraftaki, göz çukurlarına benzeyen oyuklara girmiş, 1, 5 metre sonra oyukların son bulduğunu görmüştü. Geriye bir tek ağza benzer giriş kalmıştı fakat ağzın girişi sağa keskin bir dönüş yapıp aşağıya doğru meyil aldığını görünce daha fazla ilerlemeye cesaret edememiş, geri dönmüştü.
Çarşıdan aldığı 20 metrelik sağlam urganı işte o girişe girebilmek için kullanacaktı. Sırtüstü yattığı yerden hayaller kurarken uyuya kalan Arif amca sabahleyin horozların ötüşmesiyle uyanınca ‘’yolcu yolunda gerek’’ diyerek yüzünü yıkadı, bir gün önceden hazırlayıp kapının yakınına bıraktığı malzeme torbasını sırtına vurdu, evden çıktı, Teleferik yönüne gitmek üzere yola koyuldu.
Teleferik binası yakınlarında küçük bir çay ocağına girdi, bir çay söyledi, kahvecinin evde yaptırarak satışa çıkardığı çöreklerden iki tane aldı, peş peşe söylediği çaylarla birlikte yiyerek karnını doyurdu. Çay ocağından çıktığında karnı iyicene doymuştu Arif amcanın. Sonra en yakındaki ekmek fırınına yöneldi, fırından yeni çıkmış, sıcak ekmeklerden fazla fazla aldı, torbasına attı.
Ekmeği özellikle fazla almıştı, sebebi Uludağ’a çıkınca, önceden yapılan plan, programlar hiçbir işe yaramıyordu, canı ne zaman isterse geri o zaman dönüyordu, yanındaki ekmek biterse dağ başında cebindeki para işe yaramazdı, bu yüzden ekmeği fazlasıyla almıştı. Karnı toktu, sırtı pekti, ekmek de torbaya girmişti, öyleyse Uludağ’a çıkmasını engelleyecek bir manisi kalmamıştı.
Arif amca şehir merkezinden gelerek Siteler istikametine giden bir belediye otobüsüne bindi, Kaplıkaya camisinin önündeki durakta otobüsten indi, onu indiren otobüsün sola döndüğü noktada karşıya geçti, Kaplıkaya parkına girdi, Kaplıkaya deresinin kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan dere yatağını takip ederek sabahın serinliğinde Bakacak istikametine doğru yürüdü de yürüdü.
Kaplıkaya deresinin yatağını takip ederek yukarı doğru tırmanan patika bazen suyun sağına bazen de soluna geçiyordu. Sat erken olduğundan dere içinde Arif amcadan başkası görünmüyordu, derede aka billur gibi suyun çıkardığı su sesinden bAşık Olmaya da bir ses duyulmuyordu. Adını yer yer 7-8 katlı bir apartmandan daha büyük kayaların bulunduğu kayalıklardan alan dere iki yakanın en dar olduğu mıntıkadan sonra aniden genişliyor, genişlerken de arazinin eğimi giderek düzeliyordu.
Eski dağcıların ‘’kapı’’ dediği yerdi burası. Bir zamanlar dere kıyısında küçük küçük su değirmenlerinin kurulu olduğu arazi, su değirmenlerinin modasının geçmesi ve zamanla da yıkılmasıyla binalardan eser kalmamıştı. Buradan Bakacak tepenin oturduğu zeminin yanına varana kadar yol nispeten düzeliyor, tepenin eteğine gelince ise aniden yükseliyor, aşağıdan bakılınca bulutların arasına gidiyormuş gibi hissediliyordu.
Tepenin, 3 tarafı dağlarla çevrili eteğine varana kadar çabuk ediyordu Arif amca. Çünkü ondan sonrası hakikaten çok zordu; yolu, göğe çevrili bir işaret parmağına benzer biçimde aniden yükselen bir tepeye doğru gidiyordu. Güneş yükselip yakıcı olmadan önce gidebildiği kadar yol gitmek istiyor, bu nedenle molalarını kısa kısa vermek zorunda kalıyordu. Tepenin eteğine varınca başını kaldırdı, aniden yükselen Bakacak tepeye hayranlıkla bakakaldı.
Bu yoldan Bakacak tepeye ulaşabilmesi her babayiğidin harcı değildi elbet ama Arif amca yılların dağcısı ve çok istekli bir defineci olduğundan bütün zorlukların üstesinden gelmeye kararlıydı. Zor işler güçlü insanların halledebileceği, altından kalkabileceği işlerdi. Zayıf insan oğlu sıkıntı çekmek istemeyen, dağdan uzak duran, bu nedenle de sigara dumanı soluyarak kahve köşelerinde ömür tüketen insanlardı.
O mağaramsı girişi tesadüfen bulduğu günden beri Arif amca aklını oraya takmıştı, yatıyordu, kalkıyordu, geziyordu, oturuyordu, su içiyor, ekmek yiyordu, o girişi Aklından çıkaramıyordu. Bir ara gençten bir yol arkadaşı bulmayı düşünmüş ise de bulabilirse hazineyi paylaşmak istemediğinden yanına hiç kimseyi çağırmamıştı.
Hoş çağırsa da Arif amcanın kurduğu hayallerin gerçekliğine inanacak kaç kişi vardı ki koca Bursa’da, Arif amcanın peşinden gitsindi?
(Devamı var)
REKLAMI KAPAT![]() |
|
Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın ! |