Spor
Spor Toto Süper Lig’de Galatasaray Bursaspor’a 2-0 yenildi. Ali Sami Yen Stadı’nda yaşanan bu mağlubiyetin sonucunda 17. sıraya geriledi. Bu durumun sorumlusu kim? Yönetim mi, futbolcular mı? Hangisi?
Aslında her şey birinci yarının sonuna kadar iyi gidiyordu. Galatasaray tek kale oynadı. Bursaspor’un bir golü bir de net pozisyonu oldu belki ama futbol oyununda Galatasaray üstündü. İlk yarının son dakikasında yaşanan olay Türk futbolunun kanayan yarasını gözler önüne serdi. Hakemlerin durumunu. Galatasaray’ın savunmasının sağ kanadında maç boyunca müthiş etkili olan ve 19. dakikadan sarı kartı bulunan Bursaspor’un oyuncusu Volkan Şen, birinci yarının sonunda kendine yapılmış hiçbir müdahale yokken kaydı, düştü, topu eliyle tuttu, hakeme baktı, yüzünde büyük bir pişmanlık… İkinci sarıdan kırmızı kartı görmüşcesine pişman..! Hakem Abdullah Yılmaz’a bakıyoruz; ikinci sarıdan kırmızı yok! Galatasaraylı futbolcular hakeme yöneliyorlar. Ayhan sarı kart görüyor, itirazdan… Baros hakeme çarpıyor, sonra bir daha çarpıyor, hakem Baros’a da sarı kart gösteriyor. Bu arada Volkan Şen haline şükrediyor…
Sahada oynanan futbola bakıyorsunuz. Paslaşmalar güzel, top çevirmeler iyi de; kimse gol atmayı istemiyor gibi bir hava var Galatasaray’da. Hani, “işte bir gol pozisyonu yakaladım, şunu atayım da kahraman olayım” düşüncesi de yok… “Gol pozisyonunda golü atamasam n’olacak sanki, zaten herkes takıma kızgın, maç bitse de gitsek” havası…
Arda’ya toplam dört tane uzun top atıldı; bu topların dördü de hemen hemen aynı bölgeden taca çıktı.
Kewell da iyi oynadı. Ayhan da aynı şekilde iyiydi, güvenli futbol oynuyordu. Mduyuru Baros golleri kaçırdı. Lucas Neill ve Kaleci Ufuk arasında anlaşmazlıklar vardı. Aslında futbolcular genel olarak iyiydi ama oynanan futbol rutin top çevirme… Pozisyon bulmaktan ve gol atmaktan çok, hedefi bulan paslaşmalar başarı olarak görülüyor sanki.
Rijkaard ne yapsın? Geçen mevsim ligin birinci haftasındaki o müthiş Galatasaray’ın o anki kapasitesi ile bugünkü Galatasaray’ın kapasitesi arasında çok fazla ayırt yok. Değişen birkaç oyuncu ve kötüleşen takım ruhu..!
Peki o zaman sebep nedir? Yönetim mi? Belki de yönetim. Çünkü istenen transferler yapılamadı. Alınan oyuncular daha oynayamadan antrenmanlarda sakatlanıyorlar. Yönetim ile teknik yönetimi birbirinden ayırırsak, bu ikisi arasında yaşanan iletişim sorunu veya anlaşmazlık, otomatik olarak sahaya yansıyor.
Galatasaray’a acil, hem de çok acil kaleci transferi gerekiyor. Belki iki belki üç maç sonra, kalede yeni bir kaleci olması gerekiyor. Her maçta gol yemek kader değildir.
Son şampiyon Bursaspor, şampiyonluğunun hakkını verdi. Ivan Ergiç’in 2 golüyle galibiyete ulaştılar. İki haftada aldıkları 6 puanla zirvedeler. İyi takım olmak böyle birşey; hiç gol yemeden iki haftada 3 golle zirvede olmak şampiyonlara ve büyük kuvvet olmayı başarmış takımlara mahsustur.
Önümüzdeki haftalarda bakacağız Spor Toto Süper Lig nelere sahne olacak? Galatasaray da neler değişecek? Yoksa bu mevsim Aslanlar hep yenilecek..!
Son şampiyon hazırlıklara başladı. Kim bu son şampiyon? Tabiki Fenerbahçe Ülker. Bugün başlamış hazırlıklara. Geçen sene şampiyon olmuş. Bu sene de en büyük favoridir Bu sene hedefi Euroleagude ‘’ dörtlü final’’ oynamaktır. Şampiyon olduktan sonra 2 tecrübeli isimle anlaşıldı. Bir antranör çok tanıdık. Aydın Örs. Aydın Örs doğru ama çok geç verilen bir karardır. Fenerbahçe şampiyon oldu. öteki takımlar da harakete geçti.’’ Biz neden şampiyon olmayalım ‘’ diyor. Burdan bir uyarı yapmak istiyorum. Hedefi avrupa olan takımımız var ama ligi tehlikeye atmayın. Tehlikeye atarsınız ciddi bir hayal kırıklığı yaşarız. Baksanıza Galatasaray Efes Pilsen’li Shumpert’i almış. Fenerbahçe’nin tek güvencesi. Tecrübeli Aydın Örs.

Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in bugün Hürriyet Gazetesi Pazar ekinde bir röportajı vardı.
Meriç Tunca pazar tatili kıvamında sorular sormuş Turgay Demirel’de her zamanki gibi kendisini ay-yıldız ile özdeşleştirerek başımda ağrılar yaratan cevaplar vermiş. Bir de “espri” eklemiş; İrlanda pasaportlular maça gelmesin (!)…
Milli Takım’ın sahibi Demirel değil…
Sayın Turgay Demirel bu politikaları 18 senedir yıllandığı koltuğunda iyi öğrenmiş. Federasyon’u eleştirenler Milli Takım’a yardım vermiyor gibi ipe sapa gelmez bir sonuç çıkarmış. 12 Dev Adam’ı tekeline almış. Turgay Demirel’i beğenmeyen milli maçları seyretmesin! Eleştirenler Milli Takım’ın durumunu görüp sebep olduğunuz yıkımlardan en az zararla nasıl çıkarız diye düşünüyorlar. Milli Takım Turgay Demirel’in kişisel takımı değildir, 70 milyonun takımıdır ve o 70 milyon ne söylerse söylesin sizin bu takıma verdiğiniz zarardan daha fazla zarar veremez…
Preldzic için Fenerbahçe’ye kıyak geçildi…
Kimse itiraz etmesin. “Preldzic’i Fenerbahçe için değil Milli Takım için Türk yaptık” demişsiniz, inanmadık. Sayın Demirel, Milli Takım kampta Preldzic nerede? Şimdi Fenerbahçe Ülker’e yapılan kıyak sebebiyle Galatasaray Café Crown’ın sırada olduğunu biliyoruz. Ardından öteki takımlar da gelecek mutlaka. Ligde bulunan 16 takım da bu uygulamaya bir iki sene içinde geçecek, sonuçta onların da hakları…Bu mantıksız sapan kararla Beko Basketbol Ligi’nde forma giyebilecek (her takım hakkını kullanırsa) 16 Türk oyuncunun önünü kapattığınızı nasıl görmezsiniz?
Mehmet Okur’u daha önce Milli Takım’a almayan kimdi?
Rüya Takım’ın gelmemesi konusunda yine balık hafızalılar için bir cevap vermiş, şaşırdım kaldım… Yıldızların eksikliğini dert etmememiz gerektiğini söylemiş. Ne de olsa bizde de (kendi ifadesiyle) “NBA yıldızı” Mehmet Okur eksikmiş ama dert etmiyormuşuz. Bizim millet bu kadar saf mı anlamıyorum. Mehmet Okur’u en formda olduğu dönemde Milli Takım’a almayan başkası mıydı Sayın Demirel? Ayrıca doping cezası nedeniyle bir senedir maç yapmamış bir Kerem Gönlüm’ü takıma alıp şu anda Türkiye’nin en önemli uzunu Kaya Peker’i takım dışında bırakan kimdir?
Şampiyona sırasında Abdi İpekçi’nin parkeleri Sinan Erdem’e taşınacak!
Gururla tanıttıkları spor salonlarının durumu ise ayrı bir hikaye… Sinan Erdem Salonu için şöyle söylemiş Harun Erdenay: “Parkeler, basketbol kalitesini olumlu olmayan etkileyecek düzeyde kalitesiz. Bu yüzden değiştirilmesi gerekiyor. Bunun için birinci raundun oynanacağı Abdi İpekçi Salonu’ndaki karşılaşmalar tamamlandıktan sonra bu salondaki parkelerin sökülerek Sinan Erdem Salonu’na monte edilmesi gündemde. Böyle olursa finallerde bir sıkıntı olmaz.” Bu çözümü nasıl buldular gerçekten benim kafam almıyor. Parkeler yenilenecek deseler bile problemin kabullenilmesi yönünden olumlu bulunabilirdi ama parke taşıma işi hakikaten inanılmaz…Haber için; http://salsabasket.blogspot.com/2010/08/sinan-erdemde-parkeler-degisecek.html
Sonuç olarak Sayın Demirel ay-yıldız kalkanının ardına saklanıp bunlardan kurtulamazsınız! Sizi bu federasyonun başında görmek istemeyenler İrlandalı değil son derece vatansever insanlardır…Önce Meriç Tunca’nın sorduğu kadife gibi soruları değil, can acıtan sorulara açıklık getirin…
Pazar Pazar size de baş ağrılarına maruz bırakmak istemem ama meraklılar için röportajın adresi de aşağıda;
http://www.hurriyet.com.tr/spor/basketbol/15506023.asp?gid=373
Yazı Arşivi için: http://gucluberk.blogspot.com/

Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in bugün Hürriyet Gazetesi Pazar ekinde bir röportajı vardı.
Meriç Tunca pazar tatili kıvamında sorular sormuş Turgay Demirel’de her zamanki gibi kendisini ay-yıldız ile özdeşleştirerek başımda ağrılar yaratan cevaplar vermiş. Bir de “espri” eklemiş; İrlanda pasaportlular maça gelmesin (!)…
Milli Takım’ın sahibi Demirel değil…
Sayın Turgay Demirel bu politikaları 18 senedir yıllandığı koltuğunda iyi öğrenmiş. Federasyon’u eleştirenler Milli Takım’a yardım vermiyor gibi ipe sapa gelmez bir sonuç çıkarmış. 12 Dev Adam’ı tekeline almış. Turgay Demirel’i beğenmeyen milli maçları seyretmesin! Eleştirenler Milli Takım’ın durumunu görüp sebep olduğunuz yıkımlardan en az zararla nasıl çıkarız diye düşünüyorlar. Milli Takım Turgay Demirel’in kişisel takımı değildir, 70 milyonun takımıdır ve o 70 milyon ne söylerse söylesin sizin bu takıma verdiğiniz zarardan daha fazla zarar veremez…
Preldzic için Fenerbahçe’ye kıyak geçildi…
Kimse itiraz etmesin. “Preldzic’i Fenerbahçe için değil Milli Takım için Türk yaptık” demişsiniz, inanmadık. Sayın Demirel, Milli Takım kampta Preldzic nerede? Şimdi Fenerbahçe Ülker’e yapılan kıyak sebebiyle Galatasaray Café Crown’ın sırada olduğunu biliyoruz. Ardından öteki takımlar da gelecek mutlaka. Ligde bulunan 16 takım da bu uygulamaya bir iki sene içinde geçecek, sonuçta onların da hakları…Bu mantıksız sapan kararla Beko Basketbol Ligi’nde forma giyebilecek (her takım hakkını kullanırsa) 16 Türk oyuncunun önünü kapattığınızı nasıl görmezsiniz?
Mehmet Okur’u daha önce Milli Takım’a almayan kimdi?
Rüya Takım’ın gelmemesi konusunda yine balık hafızalılar için bir cevap vermiş, şaşırdım kaldım… Yıldızların eksikliğini dert etmememiz gerektiğini söylemiş. Ne de olsa bizde de (kendi ifadesiyle) “NBA yıldızı” Mehmet Okur eksikmiş ama dert etmiyormuşuz. Bizim millet bu kadar saf mı anlamıyorum. Mehmet Okur’u en formda olduğu dönemde Milli Takım’a almayan başkası mıydı Sayın Demirel? Ayrıca doping cezası nedeniyle bir senedir maç yapmamış bir Kerem Gönlüm’ü takıma alıp şu anda Türkiye’nin en önemli uzunu Kaya Peker’i takım dışında bırakan kimdir?
Şampiyona sırasında Abdi İpekçi’nin parkeleri Sinan Erdem’e taşınacak!
Gururla tanıttıkları spor salonlarının durumu ise ayrı bir hikaye… Sinan Erdem Salonu için şöyle söylemiş Harun Erdenay: “Parkeler, basketbol kalitesini olumlu olmayan etkileyecek düzeyde kalitesiz. Bu yüzden değiştirilmesi gerekiyor. Bunun için birinci raundun oynanacağı Abdi İpekçi Salonu’ndaki karşılaşmalar tamamlandıktan sonra bu salondaki parkelerin sökülerek Sinan Erdem Salonu’na monte edilmesi gündemde. Böyle olursa finallerde bir sıkıntı olmaz.” Bu çözümü nasıl buldular gerçekten benim kafam almıyor. Parkeler yenilenecek deseler bile problemin kabullenilmesi yönünden olumlu bulunabilirdi ama parke taşıma işi hakikaten inanılmaz…Haber için; http://salsabasket.blogspot.com/2010/08/sinan-erdemde-parkeler-degisecek.html
Sonuç olarak Sayın Demirel ay-yıldız kalkanının ardına saklanıp bunlardan kurtulamazsınız! Sizi bu federasyonun başında görmek istemeyenler İrlandalı değil son derece vatansever insanlardır…Önce Meriç Tunca’nın sorduğu kadife gibi soruları değil, can acıtan sorulara açıklık getirin…
Pazar Pazar size de baş ağrılarına maruz bırakmak istemem ama meraklılar için röportajın adresi de aşağıda;
http://www.hurriyet.com.tr/spor/basketbol/15506023.asp?gid=373
Yazı Arşivi için: http://gucluberk.blogspot.com/
Cumhurbaşkanı, Başbakan, uçak yolculuğunda, 10 bin feet’te önemli açıklamalar yaparlar.
Havada açıklama yapma yolunu Turgut Özal açmıştı.
Açılan yoldan devlet, siyaset büyüklerimiz gidiyorlar. Yerde söylemediklerini havada söylüyorlar. Belki de, havada olmanın etkisiyle söyledikleri daha çarpıcı oluyor.
Havada açıklama yapma, bu kez, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dan geldi.
Cumhuriyet’ten Arif Kızılyalın’ın yazdığına göre, Aziz Yıldırım, Galatasaray-Fenerbahçe Dostluk Kupası maçı için Dusseldorf’a uçarken, birkaç spor yazarıyla, “yazılmaması” ricasıyla içtenlikle konuşuyor.
Arif Kızılyalın, Aziz Yıldırım’ın “Medya, Fenerbahçe’yi yıpratıyor” sözünü yazısına başlık yapmış.
Aziz Yıldırım, her ne kadar, “yazılmaması” ricasında bulunsa da, Kızılyalın, yazdıklarıyla ilgili olarak, “… sanıyorum Sayın Aziz Yıldırım medyada fazla yer almayan bu görüşlerinin kamuoyunca bilinmesinden rahatsız olmayacaktır.” diyor.
*****
Aziz Yıldırım, uçakta,10 bin feet’te neler dedi?
İşte, Aziz Yıldırım’dan söylediklerinden başlıklar:
- Yazıyorlar, müşteri kart alacak, müşteri forma alacak. Bu tanımlama bile insanları tribünden, kulüpten soğutur. Hiçbir zaman taraftarı müşteri olarak görmedik, görmeyeceğiz.
- Yalan haberlerle Fenerbahçe, istediği oyuncuları alamadı havasını yaratıyorlar.
- Stoch ve Dia’yı getirdik, bir oyuncu ile daha (Gyan) ilgileniyoruz. Ama yarın öbür gün çıkıp ‘Rennes’den, Nancy’dan adam mı alınır’ diye yazacaklar.
- Daha oyuncu gelmeden karalama kampanyası başlıyor. Ortega’yı getirdik, ‘alkolik’ dediler. Washington’u transfer ettik, portakal benzetmesi yaptılar, Anelka için demedik laf bırakmadılar. Her yıldıza bir kulp takıyor bizim medya. Güiza’yı acıların çocuğu duyuru ettiler.
- Geçenlerde bir yazı okudum gazetelerde. Aykut Hoca takımı iyi çalıştırmıyor diye. Açtım Belçika’ya telefon, hoca böyle böyle dedim. O da güldü. şöyle ki benim muhabir arkadaşım Aykut Hoca’dan daha iyi biliyor bu işi.
- Bize ‘Transfer yapmadı’ diyorlar. Lütfen, bakın İtalya’da, Fransa’da, İngiltere’de, şöyle ki bu ekonomik darlıkta kim yapmış ki?
- Dia’yı hep beraber göreceğiz, fırtına gibi esecek.
- Hazard ile ilgilendik olmadı, Real ve Juve devreye girince bizim 19 milyon Avro’nun üzerine çıktılar. Sanchez’in de fiyatı uçtu.
- Anjiyo sırasında doktorlar bana ‘Sağlıklı yaşam için spor yap’ dediler. Karar verdim, eşofmanları giyip Samandıra’ya gideyim, koşayım diye. Ama bu kez, ‘Takımı Aziz Yıldırım yapıyor, takımı çalıştırıyor, Aziz-Silin’ derler diye bu işten de vazgeçtim.
- Yabancı konuklar geliyor, konuşuyoruz. Spor kulübü başkanıyım, ‘Spor yapıyor musun’ diyorlar, lafı değiştiriyorum.
- Elimde sigara ya da bir şey içerken, yerken fotoğraf vermek istemiyorum. İlla ki bu fotoğrafı çekiyorlar. Ondan sonra da ben agresif oluyorum.
- Geçen yıl sadece kızlar voleybolda Avrupa’da ses getirdik. Bu yıl bir erkek voleybol takımı kurduk görmeyin. Avrupa’da zaferlere hazır olun…
*****
Aziz Yıldırım, uçaktan indikten sonra, içten bir havada konuştuğu gazetecilere, “İşinize karışmıyorum, ama bu sohbetti, unutmayın lütfen…” derken söyleşinin önemine dikkati çekmek istiyor.
Daum Fenerbahçe’nin bir şansıydı; hatta bu sene şampiyonluğa ulaşabilmiş olsa bundan sonraki sezonların da en büyük favorisiydi.
Ancak…
Daum öyle bir yere geldi ki bundan sonra onun arkasında durabilmek çok zorlaştı. Kaçan şampiyonlukta onun etkisi ne kadardır bu hâlâ tartışma konusudur. Fakat Fenerbahçe gibi bir camiaya üst üste iki kez aynı şeyi yaşatmış bir teknik adamın takımın başında kalabilmesi için şapkadan tavşan çıkarması bile yetmez.
Daum nerelerde hata yapmıştır?
Fenerbahçe’nin Manchester United’dan 6 gol yediği maçı unutabilen var mı? Fenerbahçe o karşılaşmada İngiliz efsanesini sahasına hapsetmişti. Özellikle ikinci yarıdaki üstünlüğü göz alıcıydı. Ancak yine aynı yarıda sahasına atılan uzun toplar, orta sahasının boşalması nedeniyle Fenerbahçe o maçı açık farkla yitirmişti.
Fenerbahçe-Beşiktaş karşılaşması Daum’un teknik adam zaafiyetinin bir bAşık Olmaya örneğiydi. Fenerbahçe o karşılaşmada Beşiktaş’a sahayı dar etmesine hatta rakibine büyük takım olduğunu unutturmasına rağmen maç dramatik biraz da öteki takıma psikolojik üstünlük sağlayacak bir şekilde kaybetmişti. Fenerbahçe bir türlü Beşiktaş’tan daha fazla gol atamamıştı. Hani bu sene Trabzonspor’a son maçta atamadığı gibi.
Peki esas mesele atamaması mıydı yoksa çok kolay gol yemesi miydi?
Galatasaray-Fenerbahçe kupa finali! Galatasaray’ın son on senede çıktığı yegane final. Galatasaray taraftarı Fenerbahçe’nin kupa kazanamamasını aşağılama malzemesi yapıyorsa da Galatasaray’ın on yılda bir final oynamış olmasının altını özenle çizmek gerek.
Konumuz bu değil…
Anelka’nın bonusu olarak gelmiş Ribery’nin Fenerbahçe’yi bitirdiği karşılaşma yine bir Daum klasiğiydi. Orta sahası boş, geride iki ya da bir futbolcu ile yakalanmış Fenerbahçe defansı Galatasaray’dan beş gol yedi. Üstelik 3-0’dan yine maça ortak olacak gibi futbol oynayarak. O karşılaşmada Mondragon’un çizgi üzerinde nasıl devleştiğini unutmak mümkün mü?
Fenerbahçe o gün de rakibinden daha az gol attığı için sahadan büyük bir hezimetle ayrılmıştı.
Bu mevsim Gaziantep’te oynanan ve 1-0’dan kaybedilen karşılaşma teknik direktörlük zafiyetlerinden biriydi.
2-0’day yitirilen Bursaspor maçını, rakibi şampiyon olduğu için sayamıyoruz. Fenerbahçe’nin o maçı kaybetmediğini, Bursaspor’un bileğinin hakkıyla kazandığını söyleyebilmek ve kabullenmek gerekiyor!
Trabzonspor kupa finali başlı başına hataydı.
Bütün bu maçlar Fenerbahçe’nin çok önemli final maçlarıydı ve Daum bunların hepsini kaybetti. Üstelik rakipleri karşısında çok iyi futbol oynamasına rağmen onlara karşı ciddi psikolojik üstünlükler vererek.
Daum’un istatistiklerine baktığınızdaysa Fenerbahçe’nin en gösterişli ve başarılı teknik adamı olduğu ortaya çıkacaktır.
Ortada böylesi bir çelişki varken Fenerbahçe camiasının Daum’a bir sene daha tahammül etmesi düşünülebilir mi?
Genel tabloya baktığımızda çok başarılı; sonuçta Fenerbahçe’ye çok şeyler kaybettirmiş bir teknik adamdan söz ediyoruz.
Evet, bu mevsim kadrosu çok iyi değildi. Ancak 2006 yılındaki; Alex’li, Anelka’lı, Appiah’lı, Aurelio’lu, Tuncay Şanlı’lı, Luciano’lu kadro için çıkıp Türkiye standartları için yetersizdi demek mümkün değildir. Bu kadronun başarısız olduğunu da söylemek haksızlık olur ancak Denizlispor engelini aşamadığı için Galatasaray’a tarihi bir başarı yaşatmıştır.
Daum’un takımın başında kalması zor peki buraya kadar anlaşıldı. Ancak Daum’a alternatif kim olabilir?
Uzay Gökerman
Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşmasında göze çarpan en önemli sorun, o kadar gol pozisyonuna rağmen Fenerbahçe’nin sadece bir gol atabilmesiydi. Buradan hareket ederek ligimizin gol sıkıntısını mercek altına alarak futbolumuzu yorumlamaya çalışalım.
mevsim sonu itibarıyla Ankaraspor’un hükmen maçları dahil olmak üzere 306 lig karşılaşmasında tam 764 gol atılmış; o maçları çıkardığımızda 289 karşılaşma sonunda 662 gol vuruşu yapılmış olduğunu görüyoruz. Bu da maç başına ortalama 2,3 gol demektir.
İngiltere’de 380 maç sonunda atılan gol sayısı 1053’tür. Ortalaması 2,8 gol/maç’tır. Lig şampiyonu Chelsea 38 maçta 103 gol atmıştır, ortalaması ligin altında kalmıştır; 2,7 gol/maç.
İspanya’da yine 380 maç sonunda 1031 gol atılmış olduğunu topluyoruz. Ortalaması 2,7 gol/maç’tır. Lig şampiyonu 38 maçta 98 gol ve 2,6 ortalamaya ulaşabilmiştir.
Fransa’da 380 maç sonunda 2,4 maç başı gol ortalaması ile toplam 916 gol atılmıştır. Lig şampiyonu olmuş Marsilya’nın attığı gol sayısı ve ortalaması genelin oldukça altında kalmıştır. 69 gol ve 1,8 gol/maç.
İtalya’da 380 maç sonrasında 993 gol atılmış olduğunu; bunun da 2,6 gol/maç sonucunu verdiğini öğreniyoruz. Inter, 2 maç başı ortalamayla 75 gol atmıştır.
Son olarak; Almanya liginde 308 maçta 2,85 gol ortalamasıyla 866 gol atıldığının bilgisini buradan verelim. Bayern Munih ülke ortalamasına yetişemeyerek 72 gol attığı sezonu 2,1 gol artalamasıyla tamamlamıştır.
Ligimizin şampiyonu Bursaspor’un filli durumda 32 maç sonunda 59 gol atmış olduğunu; bunun da 1,85 ortalamata denk gelmiş olduğunu da ekleyelim.
Şu bir kere daha gözler önüne seriliyor ki; ülkemiz Avrupa’nın birinci beş ligindeki gol sayılara ve ortalamalara ulaşmak bir kenara yaklaşamamıştır bile. Bursaspor ancak Fransa lig şampiyonunu ortalamada geçebilmiştir.
Ligimizde 20 gol barajını sadece bir golcü, geçebilmişken; 10 golün üzerine on golcü çıkabilmiştir; bunların dokuzu 15 gole bile ulaşamamıştır.
İngiltere’nin gol kralı 29 gol atmışken; 20 golün üzerinde 5 futbolcu toplanmıştır.
İspanya’da gol kralı 34 gol gibi göz kamaştırıcı bir sayıya ulaşmışken; 20 golün üzerinde gol atan futbolcu sayısı dörttür.
İtalya gol kralı 29 atmıştır.
Güiza, Fenerbahçe’ye transfer olduğu sene kendi liginde benzer sayılarda goller atıp kral olarak gelmişti. Ancak Güiza bu sene de çok fazla varlık gösteremeyerek 11 golde kalmıştır. Ancak ligin birinci on golcüsü içine dahil olması bakımından sanki üzerine düşeni yapmış gibi görünmektedir.
Yine önemli bir not; şampiyon Bursaspor bu birinci on golcü arasına tek futbolcu sokamazken; 16. ve 17. sıralardan 8 golle Ozan İpek ile Batalla’yı listeye dahil edebilmiştir.
Futbol Federasyonunun istatistik verilerine göre (eksikleri de var) 198 farklı oyuncunun 648 gol attığını görüyoruz.
Bu 198 farklı oyuncudan 77 tanesinin mevsim boyu sadece 1 gol atmış olması da ilginç tabii.
Şimdi burada konuyu özelleştirelim; Fenerbahçe’nin Trabzonspor’a neden gol atamış olduğuna kafa yoralım.
Sezonu bir golle tamamlayan Emre, Mehmet Topuz, Vederson, Selçuk Şahin isimleri dikkat çekicidir. Bu dört oyuncunun hepsinin direkt olarak birinci onbirlerde sahaya çıktığını unutmayalım.
Fenerbahçe’de goller zaten Alex ve Güiza’da yoğunlaşmaktadır. Alex’ten sonra en golcü futbolcunun 6 golle bu mevsim yüzüne bile bakılmayan Semih olması da yine ilginç notlardan bir tanesidir. Fenerbahçe’nin bir öteki golcüsü de 5 golle Santos olmuştur. Santos ve Semih’in Trabzonspor maçında sahada olmadığını göz önünde bulundurur; Güiza’nın zaten atması gereken golü atıp ortalamasını yakaladığını; Alex’in de gününde olmadığını kabul edersek, bu kadar şutun neden gol olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz.
Fenerbahçe’nin kadrosunda o kadar teknik üstünlüğü olan futbolcusu varken; bitirici gol vuruşu yapacak oyuncusu neredeyse yok gibidir!
Devam edelim.
Yine 198 farklı oyuncudan 33 tanesi de sezonu iki golle kapatmışlardır.
Üç gol atanların sayısı 22, dört gole ulaşan 18 futbolcu olmuştur.
Bu verileri ortaya koyduktan sonra bir mola verip, konuyu daha sonra detaylandıralım.
Uzay Gökerman
Yazıma başlamadan önce Vural’ın demeçlerini dinleyip ona sonsuza kadar hak veren kişiler arasında olduğumu önemle belirtmek istiyorum. Ancak konuya biraz da Daum yada onun gibi şans bulan kişiler açısından da bakmak gereklidir. Bunun yanında küçük bir takımın bir sezonda dört büyük takımdan iki tanesini yenmesinin de çok abartıldığı düşüncesinde olduğum için sayın Vural’ı çok da gerçekçi bulmadım.
Öncelikle sayın Vural neden bana Daum kadar şans verilmedi demektedir. Doğrudur kendisine de şans verilmesi gerekiyor ama Daum Almanya’dan ülkemize gelirken Köln, Stutgart, Leverkusen gibi takımlarda ciddi başarılar elde ederek ülkemizde antrenörlük yapmıştır. şöyle ki burada yapılan Daum ile kendisini karşılaştırması Daum’a karşı adaletsizliktir.
Yılmaz Vural bAşık Olmaya antenör isimleri verirse ona itiraz edemeyiz. Werner Lorant, Skibbe, Oğuz Çetin gibi isimleri örnek gösterdiği taktirde kendisine sonsuz yardım veririm.
Milli Takım’da görev yapma konusuna gelince Yılmaz Vural’a şans tanınması gerektiğini şiddetle destekleyenler arasındayım. Kendisi hem yıpranmamıştır, hem de ülkemizi tanımaktadır. Milli Takım’a yeni bir ruh getirecektir. Ayrıca her futbolcu Yılmaz Vural’a güvenir ve onu sever. Sayın Vural bu konuda bir sitemde bulunur ise ona da kimse itiraz edemez galiba.
Katılmadığım konuya gelince, Yılmaz Vural Kasımpaşaspor’u böyle oynatıyorsam düşünün bundan sonra büyük bir takımı nasıl oynatırım diyerek fazlasıyla abartılı bir yorumda bulunmuştur.
Hemen hemen her mevsim Fenerbahçe, Galatasaray yada Beşiktaş küme düşmeye oynayan takımlar karşısında bir yada iki maç kaybetmiştir. Burada yine medyamızın bir abartısı da söz konusudur. Fenerbahçe geçen sene Hacettepe’ye yenilmiştir. Keza Galatasaray’da Hacettepe’ye yenilmiştir. O maçlarda Hacettepe’yi hanginizin yönettiğini çok az kişi biliyordur. O zaman o takımın antrenörü çok mu iyi oluyor? Bir kere küçük takım oyuncusu büyük takımlara karşı çok daha farklı bir motivasyon ile çıkar. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Ayrıca büyük takımlar önlem alınan takımlardır. Küçük takımlar ise önlem alan takımlar olduğu için küçük takımların büyük takımları yenmesi çok da anormal değildir.
Burada birde Galatasaray
Trabzonspor teknik direktörü Hugo Broos gönderildi. Beşiktaş–Fenerbahçe derbisi ile ilgili yazdığım yazının en sonuna şu cümleyi eklemiştim.
“Buradan bütün takımların çıkaracağı bir ders vardır. O da istikrardır. Bugün Trabzonspor’un Beşiktaş modelinden bir örnek alması gerekiyor. Mustafa Denizli’nin farkı da ağırlığından kaynaklanıyor.”
Bu satırların yazıldığı sırada henüz Kasımpaşa–Trabzonspor maçı oynanmamıştı. Ancak Trabzon şehri bütün hafta boyunca yeni bir uğurlamaya hazırlanıyordu. Açıkçası Broos’u yakından tanımıyorum; üstelik toplasam en fazla beş maçını izlemişimdir. Son maçı da radyodan dinledim. Maç 2-1 olunca bu işin bittiğini aklımdan geçirdim. Bir taraftan da bu yazıyı üç gün öncesinden şekillendiriyordum. şöyle ki bu yazının merkezinde Broos’a duyulan bir sempati falan yok…
Sporumuzda bir kalite sorunu yaşıyoruz. Ancak bu hiç bitmek bilmiyor. Sadece kalite olsa iyi istikrar, başarıyı yakalamada çok güçlük çekiyoruz. Şimdi burada on yıl önce kazanılmış bir kupa ile ilgili bir yorum yapacağım, tonla yanlı geri dönüş gelecek. Ama bir gerçek var. Sorun bir kupanın her iki üç yılda bir kazanılması da değil. O turnuvalar içinde gidebildiğin yere kadar gitme "devamlılığından" söz ediyorum. Sadece tek takım üzerine konuşmak da mantıklı değil. Örneğin bir sene A, öteki sene B, sonra C takımı çıkar en azından Avrupa’nın birinci sekiz takımı arasına girer.
Ne yazık ki böyle bir tablo yok elimizde. Şöyle istatistiklerimiz var.
UEFA Kupasını birinci kazana Türk takımı…
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan birinci Türk takımı…
Şampiyonlar Ligi’ne en fazla katılan Türk takımı… Ancak o gruplardan kaç defa çıkmış cevabını bizi ilgilendirmiyor
Hep bildiğimiz gibi, elli yıldır aynı kafa ve zihniyetle gelebildiğimiz yer burası işte…
Avrupa’nın en kariyerli teknik adamlarına “Antrenör bile değil.” yakıştırması yapıyoruz. Üstelik bu yakıştırmayı yapan zihniyet dışarıdan çağa uygun görünüşlü de olsa elli yıllık!
13 maçta bir teknik adamı doğduğuna pişman edip, paketleyip gönderiyoruz.
Buradan gönderdiklerimizin birçoğu gittikleri ülkelerde kariyerlerinin en tepe noktalarına ulaşıyor.
Bizim bir spor felsefemiz yok. Spora yaklaşımımızda çok ciddi akli sıkıntılar yaşıyoruz.
Galatasaray belki de tarihinin en büyük skandallarından birini yaşıyor; o kulübün başkanlarından biri çıkıp bunun Fenerbahçe’nin bir komplosu olma ihtimalini gündeme taşıyor. Ortada tam bir kandırmaca, yalan ve sahtekârlık varken; bunun altında bAşık Olmaya bir şey arama duygusundan, paranoyasından bir türlü kurtulamıyoruz. Hani ilkel insanların birinci çağlarda açıklayamadıkları şeyleri bAşık Olmaya varlıklara yükleme totemi gibi…
Bir bAşık Olmaya biri de çıkıp, dün akşam saatlerinde gazetelere yansıyan; Fransa’da yayınlanan l‘Equipe gazetesi kaynaklı “Fenerbahçe’nin şike yaptığına” ilişkin haberin Fransa bağlantıları kanalıyla Galatasaray tarafından servis edildiğini pekala iddia edebilir.
Bu bizi bulunduğumuz konumdan bir adım öteye taşıyamaya yetmiyor işte!
Oysa bütün referanslarımız, düşünme şablonlarımız, alışkanlıklarımız, yaklaşımlarımız, düşüncelerimizin kendisi, mantık yürütmelerimiz, belki sahip olduğumuz değerler, inançlarımız hepsi yanlış, çoğu saplantılar üzerine kurulu.
Kimi şunu büyük bir bıkkınlıkla karşılayarak “bundan sonra sporla ilgilenmediğini” ifade ediyor. Özellikle de bunlar kaos anlarında zirve yapıyor. Örneğin Galatasaray-Fenerbahçe basketbol maçından sonra…
Bütün bunlardan vazgeçtiğimizde elimizde hiçbir şey kalmıyor oluşundan korkuyoruz belki de. Bugüne kadar bizi var eden gerçeklikler bunlar. BAşık Olmaya bir şekilde var olmak mümkün değil.
Hayır! Öyle değil.
Sporun her noktasında başarının yolu “devamlılıktan” geçiyor. Anahtar kelime devamlılıktır. Vazgeçmemek, yılmamak; her kim olursa olsun sporcusunun, teknik adamının, yöneticisinin sonuna kadar arkasında durmak çok önemli bir kararlılık olmalı.
Her ne olursa olsun sporun içinde kalabilme felsefesiyle elbette…
Beşiktaş- Fenerbahçe karşılaşması bu anlamda çok önemli mesajlar taşıyordu. Çok temiz bir maç oldu. Özellikle Fenerbahçe tarafından hakemle ilgili tek bir yorum ulaşmadı ki 40 yaşımı sürdüğüm şu zaman diliminde böylesi bir olgunluğu taraftarı olduğum Fenerbahçe’den görmek beni şaşırttı. Maçla ilgili yazarken, Fenerbahçe’nin verilmeyen penaltısı hiç mantığıma gelmedi. Beşiktaş’ın attığı üçüncü golün ofsayt olmasını konuşmadığımız gibi futbolcular da sahada takılmadılar.
"Hakem konuşmuyor olmak ne kadar rahatlatıcı bir şeymiş" diye hissetmenin keyfini sürüyoruz bu hafta…
Aziz Yıldırım çevresindeki bütün Beşiktaş taraftarının kendisine yönelik alaylarına karşılık maçın sonuna kadar yerinde oturdu. Aziz Yıldırım bu oturuşuyla “tek yolun kazanmak” demek olmadığını da taraftarına göstermiş oldu. Taraftarlar böyle mesajları çok iyi algılar.
Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında son iki senedir böyle bir yakınlaşma var ve bunun iki başkanın da katkılarıyla bu noktaya geldiğini görebiliyoruz. Başkanlar birbirleriyle kucaklaşırken dışarıda da kavga olmuyor haliyle. Fenerbahçeli bu yenilgiyi kabullenebiliyor ki doğal olanın da bu olduğunu düşünüyorum.
Fenerbahçe taraftarının takımını çağırıp, gönlünü alması ayrı bir görsellikti…
Ancak Broos’un gönderilmesi bu haftanın kara tahtasına yazılacak bir gelişme oldu. Bir sürü futbolcu kadro dışı bırakıldı. Cezalar kesildi. Trabzonspor bilindik bir görüntüye büründü.
Oysa Broos-Metin Diyadin ikilisinden yepyeni bir model oluşturulabilirdi. Trabzonspor bir sezonu bir teknik direktörle tamamlama devamlılığını göstermiş olsaydı belki bu seneyi değil ancak önümüzdeki sezonu kesinlikle kazanırdı. Metin Diyadin benim çok sempatiyle baktığım bir yardımcıydı. Onu kenarda izlemek, heyecanını gözlemlemek gerçekten hoştu. açıkçası başarılı olmasını da arzuluyordum; hatta bir kaç yıl içinde Trabzonspor’un başına geçebileceğini de… Şimdi onun hayalkırıklığına ve üzüntüsüne ortak olmaya çalışmaktan bAşık Olmaya bir şey yapamıyorum.
Beşiktaş’ın tekrar yükselişindeki temel etken Mustafa Denizli’nin olağanüstü taktikleri falan değil; devamlılığıdır. Türkiye’de hiçbir gücün onu bulunduğu konumdan kendisi istemedikçe indiremeyeceğinin futbolcu, taraftar, yönetim ve kamuoyu üzerinde yarattığı etkidir. Aynı şeyi Fatih Terim için de söyleyebiliyoruz.
Ancak o Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ın başına gelişi doğru muydu? Bugün Fatih Terim’in yerine bir ikinci adam koyabiliyor muyuz?
Bu durum onları mutlu ediyor olabilir ancak her ikisinin de geleceğe birer isim bırakma borcu yok mudur?
Biliyorum bu son yazdığım cümle her ikisinin misyonunu da aşıyor. Ancak sanırım ne demek istediğimi doğru ifade edebiliyorum.
Sporumuzda her anlamda devamlılığı sağlayabildiğimiz zaman kuşkusuz o çok özlediğimiz başarı da gelecektir.
Trabzonspor bu anlamda en kötü örnek olmayı sürdürüyor.
Uzay Gökerman
Beşiktaş – Fenerbahçe derbisinin öncesinde futbol dünyasında herkes görüşlerini ve tahminlerini söyledi.
Bu durumda MB Yazarı olarak ben niye eksik kalayım değil mi?…
Ne olacağına dair ifadelerime geçmeden önce muhtemel takım kadrosuna bakalım.
Fenerbahçe:
Volkan-Gökhan-Önder-Lugano-R. Carlos-M. Topuz-Emre-Christian-A. Santos-Alex-Güiza
Beşiktaş:
Rüştü-İbrahim Toraman-Ferrari-Sivok-İbrahim Üzülmez-Ekrem-Fink-Ernst-Yusuf-Tabata-Bobo
Beşiktaş’ın 24 puanı olmasına karşın Fenerbahçe’nin 31 puanı var.
Fenerbahçe’nin, Beşiktaş ile yaptığı son 5 lig maçını kazanmış.
O halde şunları kesin söyleyebilirim.
-Bu maçta bol gol olmaz. Buna karşın bolca sarı ve kırmızı renkli kartlar olur. Her iki takımında 11-11 oyuncu sayısıyla maçı tamamlayamama olasılığı yüksektir.
-Bu maçta birinci yarıda gol zor olur. Olursa Fenerbahçe atar. Sonra Beşiktaş atar ve her 2 takım beraberliğe yatar… Bu sonuçta ne Fenerbahçe ne de Beşiktaş büyük yara almaz…
-Fenerbahçe’nin en büyük handikabı Bilica’nın olmayışıdır. Beşiktaş’ın ise kimseye güven vermeyen, tartışmalı kalecisi Rüştü olmasıdır.
-Maçı kilit isimleri ise Fenerbahçe’de Alex, Emre ve Guiza olacaktır. Beşiktaş’ta ise Ernst, Yusuf ve Ferrari maçta kesinkes öne çıkacaktır.
-Beşiktaş forması giyen sonra Fenerbahçeli olan Mehmet Topuz için karmaşık duygularla oynayacağı zor bir 90 dakika olacaktır.
Bu maçın enine, boyuna, altına, üstüne, sağına, soluna bakıyorum, hep ibre beraberliğe gidiyor…
Sonuç olarak 0-0, 1-1 ya da 2-2 bitmesi yüksek ihtimaldir. Futbol birikimim bana bu tahmini yapmamı öngörüyor.
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar/20 Kasım 2009/Burdur-Türkiye














