<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bloglar.Tk Güncel blog!!! &#187; Müzik</title>
	<atom:link href="http://www.bloglar.tk/category/muzik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bloglar.tk</link>
	<description>Haber sinema sağlık teknoloji oyun program video deneme alışveriş felsefe bilim gazete gezi öykü makale futbol eğitim edebiyat blogu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Dec 2011 22:31:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Gaz fren şanzıman, hırsızların hali duman</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/gaz-fren-sanziman-hirsizlarin-hali-duman.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/gaz-fren-sanziman-hirsizlarin-hali-duman.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 07:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[ayten dirier blog]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[cache:aRRFoXUhQxUJ:http://www.bloglar.tk/tag/radyo-dinle-www-fm-kelebek-blogcu-com www.fm_kelebek.blogcu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[fren]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[hali]]></category>
		<category><![CDATA[hirsizlarin]]></category>
		<category><![CDATA[sanziman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/3338</guid>
		<description><![CDATA[Edremit Avcılar K&#246;y&#252;&#8217;nde hırsızlar bu kez trafikten men yemiş &#199;i&#231;ek Abbas filmindeki gibi otomobil ile hırsızlık yaptılar. Hırsızlar en sonunda gaz fren şanzıman, halimiz duman diyerek jandarma ekiplerine teslim olmak zorunda kaldılar. Nevaleyi s&#252;per bir şekilde d&#252;zen hırsızlar trafikten men ara&#231;lar ka&#231;arken bile zeytin bah&#231;elerinin i&#231;inde hırsızlık yaptılar.&#160; Hırsızların Ka&#231;ış Maratonu Jandarmada Bitti Edremit&#8217;te Hırsızlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-6597569510356852";
/* bloglartkmay */
google_ad_slot = "0429495182";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/gaz-fren-sanziman-hirsizlarin-hali-duman-1310529682.jpg"></img>
<p>
	Edremit Avcılar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde hırsızlar bu kez trafikten men yemiş &Ccedil;i&ccedil;ek Abbas filmindeki gibi otomobil ile hırsızlık yaptılar. Hırsızlar en sonunda gaz fren şanzıman,  halimiz <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duman"title="duman" >duman</a> diyerek jandarma ekiplerine teslim <a href="http://www.bloglar.tk/tag/olmak"title="olmak" >olmak</a> zorunda kaldılar. Nevaleyi s&uuml;per bir şekilde d&uuml;zen hırsızlar trafikten men ara&ccedil;lar ka&ccedil;arken bile zeytin bah&ccedil;elerinin i&ccedil;inde hırsızlık yaptılar.&nbsp;</p>
<p>
	Hırsızların Ka&ccedil;ış Maratonu Jandarmada Bitti Edremit&rsquo;te Hırsızlara Karşı Y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; M&uuml;cadelede Son D&ouml;nemde Adından S&ouml;z Ettiren Jandarma G&ouml;revlileri,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/saat"title="saat" >Saat</a>ler S&uuml;ren Kovalamacadan Sonra Bir Kez Daha Ka&ccedil;an Hırsızları Yakaladı. Edremit İl&ccedil;esi Avcılar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde Bir Site İ&ccedil;erisinde 11 Temmuz 2011 G&uuml;n&uuml; Bir Vatandaşa Ait Evden (1) Adet Fotoğraf Makinası İle (800) Euro Parayı &Ccedil;alan Hırsızlar O Sırada B&ouml;lgede Devriye Gezen Jandarma Devriyesinin Kendilerini ayırt Etmeleri &Uuml;zerine Ka&ccedil;maya Başladı. Hırsızlar Jandarma&rsquo; Dan Ka&ccedil;arken Aynı B&ouml;lgede Bir BAşık Olmaya Vatandaşın Zeytin Bah&ccedil;esine Girmişler,  Bah&ccedil;e İ&ccedil;erisinde Bulunan Evden (1) Adet Motorlu Testere,  Bir Miktar Bakır Kablo Ve Bir Adet Ak&uuml;&rsquo;y&uuml; De &Ccedil;alarak Yanlarında Bulunan Araca Y&uuml;kledikleri Esnada Peşlerinde Takibini S&uuml;rd&uuml;ren Jandarma İle Karşılaşmaları Sonucu &Ccedil;aldıkları Malzemeleri Zeytinlik Araziye Atarak Tekrar Ka&ccedil;maya &Ccedil;alışmışlar Ancak Jandarma&rsquo; Nın Takibi Sonucu Olay Yerinden Ka&ccedil;amadan Kıskıvrak Yakalanmışlardır. Hırsızların Kullandıkları Aracın Yapılan Sorgusunda Trafikten Men Kararı Olduğu &Ouml;ğrenilmiş Olup,  Araca El Konularak Otoparka &Ccedil;ektirilmiştir. Yakalanan Ve Daha &Ouml;nceden De Bir&ccedil;ok Hırsızlık Kaydı Bulunan K.&Ouml; Ve S.Y İsimli Ş&uuml;pheliler Adli Makamlara Sevk Edilmiştir.&nbsp;</p>
<p>
	<b>Beytullah Yılmaz ( Araştırmacı Gazeteci Yazar ) Mail:</b><b> <a href="mailto:korfezdepolitika@gmail.com">korfezdepolitika@gmail.com</a>,  web: <a href="http://www.korfezdepolitika.com/">www.korfezdepolitika.com</a> web: <a href="http://www.beytullahyilmaz.com.tr/">www.beytullahyilmaz.com.tr</a> </b><b>gsm: 0 544 864 95 26 &#8211; Basın B&uuml;ro: 0 266 432 42 89 </b>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/gaz-fren-sanziman-hirsizlarin-hali-duman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;nin iki yakası</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/egenin-iki-yakasi.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/egenin-iki-yakasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 09:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[egenin]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[yakasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/3218</guid>
		<description><![CDATA[Hi&#231; d&#252;ş&#252;nd&#252;n&#252;z m&#252; Ege&#8217;nin iki yakasını, şarkılarını, yemeklerini, k&#252;lt&#252;rlerini ve güvenilir arkadaş canlısı insanlarını? S&#246;yler misiniz neleri &#231;ok farklıdır? İnanın sadece ayırt olarak g&#246;r&#252;nen dindir ve zamanla bizi farklı kılan yok olan dil birliğidir. Yoksa ırk olarak bu coğrafyanın insanlarını birbirinden ayırmak zordur. &#214;ylesine ki ayni topraklarda y&#252;zyıllarca yıllarca yaşamış, ayni şarkılarla b&#252;y&#252;m&#252;ş, ayni sofralarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/egenin-iki-yakasi-1308119092.jpg"></img>
</p>
<p  >Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml; Ege&rsquo;nin iki yakasını,  şarkılarını, yemeklerini, k&uuml;lt&uuml;rlerini ve güvenilir arkadaş canlısı insanlarını? S&ouml;yler misiniz neleri &ccedil;ok farklıdır? İnanın sadece ayırt olarak g&ouml;r&uuml;nen dindir ve zamanla bizi farklı kılan yok olan dil birliğidir. Yoksa ırk olarak bu coğrafyanın insanlarını birbirinden ayırmak zordur. &Ouml;ylesine ki ayni topraklarda y&uuml;zyıllarca yıllarca yaşamış, ayni şarkılarla b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, ayni sofralarda yemek yemiş, iyi ve k&ouml;t&uuml; g&uuml;nde bir arada olmuşlardır. Din ayrılıklarına rağmen evlilikler yapmışlar ve akra<a href="http://www.bloglar.tk/tag/balik"title="balık" >balık</a>lar kurmuşlardır. .</p>
<p  >İzmir&rsquo;de Kordon&rsquo;da dolaşırken, Selanik&rsquo;te sahilde dolaşırken ayni şehirdeymiş gibi hissedersiniz. Kavala&rsquo;da veya Ayvalık&rsquo;ta sahilde bir kahvede &ccedil;ayınızı yudumlarken insanların duruşunda, <a href="http://www.bloglar.tk/tag/sigara"title="sigara" >sigara</a> i&ccedil;işinde ve sandalye de oturuşunda hi&ccedil; ayırt g&ouml;remezsiniz. Atina&rsquo;da Paşa liman&rsquo;ında balık yerken kendinizi İstanbul Kumkapı&rsquo;da sanırsınız. Hatta bir de T&uuml;rk&ccedil;e konuşan İstanbul&rsquo;dan gelme insanları g&ouml;r&uuml;nce kendinizi memleketinizde hissedersiniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; karşınızda ki insan oğlu sizle ayni k&uuml;lt&uuml;rel değerleri paylaşan, ayni topraklardan gelme insanlardır. Hele rembetika şarkılarını dinlerken, t&uuml;rk&uuml;lerdeki ayni h&uuml;zn&uuml; duyarsınız. Buzukinin nağmelerinde sazın sevincini ve h&uuml;zn&uuml;n&uuml; yaşarsınız.</p>
<p  >Hi&ccedil; teredd&uuml;t etmeyin benzer <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duygu"title="duygu" >duygu</a>ları ege&rsquo;nin karşı yakasındaki insanlarda yaşamaktadır. Hatta bu iki yakada kemen&ccedil;enin nağmeleri bile benzerdir. Her iki taraftaki insan oğlu bozulan dostluğun ve yaratılan savaş ortamının acılı g&uuml;nlerinde topraklarından kopmuş, sevdikleri evlerini, anılarını ve mezarlarını geride g&ouml;zyaşları ile bırakmış ege&rsquo;nin iki yakasında emperyalist efendilerin planlarına g&ouml;re yerleri almışlardır. Hatta g&ouml;&ccedil;enler yıllarca her sabah r&uuml;yalarında ve hayallerinde o eski g&uuml;nlerinin hasretiyle ve &ouml;zlemiyle yanmışlar, &ccedil;ocuklarına hep o g&uuml;nlerini anlatmışlar ve akılları ve g&ouml;n&uuml;lleri bıraktıkları diyarlarda bu d&uuml;nyadan da g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş gitmişlerdir.</p>
<p  >Her ne kadar g&ouml;rmemezlikten gelinse de o yıllarda Yunanistan&rsquo;dan da y&uuml;zbinlerce insan Anadolu&rsquo;ya g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş onlarda benzer acıları ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;leri yaşamışlardır. Onlarda yıllarca g&ouml;&ccedil;&uuml;n verdiği boşluk duygusu ve &ouml;zlemlerle yaşamışlardır. Binlercesi de yollarda &ouml;lm&uuml;şt&uuml;. Başta Mustafa Kemal Atat&uuml;rk <a href="http://www.bloglar.tk/tag/olmak"title="olmak" >olmak</a> &uuml;zere binlerce Selanikli insan ge&ccedil;mişlerini anılarında ve şarkılarında ve r&uuml;yalarında yaşamışlardır. Bug&uuml;n bile <a href="http://www.bloglar.tk/tag/nasil"title="nasıl" >nasıl</a> İstanbul&rsquo;da ve &uuml;lkenin öteki şehirlerinde yunan m&uuml;ziği ile karşılaşırsanız. Ayni şekilde İpsala&rsquo;dan Atina&rsquo;ya kadar da T&uuml;rk m&uuml;ziğini dinlersiniz.</p>
<p  >Bir yandan da, y&uuml;zyıllarca ayni yoldan ge&ccedil;en, ayni sudan i&ccedil;en, yazı bir, kışı bir olan insanları, oyunları, şarkıları bile bir olan insan oğlu nasıl oldular da d&uuml;şman oldular? Nasıl oldu da ayrı d&uuml;şt&uuml;ler? Diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n&uuml;z ve sorgularsınız.</p>
<p  >Tabii sonu&ccedil;ta, ge&ccedil;mişten bug&uuml;ne kadar emperyalist efendilerin silahının ayni olduğunu g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Ya dindir kullandıkları ya da ırk. Değişen hi&ccedil; bir şey yoktur. &Ouml;nce &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k yok diye feryat koparılır, dış g&uuml;&ccedil;lerin <a href="http://www.bloglar.tk/tag/baski"title="baskı" >baskı</a>sı ile ayrıcalıklar dayatılır, sonra dil birliği bozulur. Eğer farklı dinden oluşan bir toplumlarsa işler daha da <a href="http://www.bloglar.tk/tag/kolay"title="kolay" >kolay</a>laşır. Kışkırtmalarda Allahın <a href="http://www.bloglar.tk/tag/evini"title="evini" >evini</a>n bile kullanılmasından &ccedil;ekinilmez.</p>
<p  >Bundan sonrası kolaydır. Hele birde yokluk varsa, hele birde para desteği varsa her şey &ccedil;orap s&ouml;k&uuml;ğ&uuml; gibi gider. Zaten bir kıvılcım yeter t&uuml;m y&uuml;rekleri yakmaya. Bir saman alevi gibi toplumsal olaylar birden başlar.  </p>
<p  >Mahsum insan oğlu ne olduğunu bile anlayamadan kendilerini savaşın ve d&uuml;şmanlığın i&ccedil;inde bulurlar. Kapı komşunuz bile bir anda safını belirlemiş d&uuml;şman gibi olur. Nitekim o bile &ccedil;aresiz kalır. Safını se&ccedil;meye zorlanır. Hain tuzaklar onu da esir alır. şimdi o an kopar y&uuml;reklerden dostluklar. Her şeyin altında karşı tarafın parmağı aranır. Adeta bilmeden ayni toprakların insanlarının aralarında d&uuml;şmanlık duvarları hızla y&uuml;kselir.</p>
<p  >Siz bundan sonra ne t&uuml;r birlik şarkıları s&ouml;ylerseniz nafiledir. İş işten ge&ccedil;miştir. Ok yaydan &ccedil;ıkmıştır. Ayrılık ateşinin yandığı ve emperyalist g&uuml;&ccedil;lerin her t&uuml;rl&uuml; desteği verdiği bir ortamda &uuml;lkeyi bile onlara teslim etseniz talepler bitmez. şimdi o g&uuml;nlerde işgal g&uuml;&ccedil;lerinin y&ouml;netimindeki Osmanlı&rsquo;nın g&uuml;c&uuml; de yanan yangını s&ouml;nd&uuml;rmeye yetmedi. Zaten işgal g&uuml;&ccedil;leri yangını s&ouml;nd&uuml;rmesine <a href="http://www.bloglar.tk/tag/izin"title="izin" >izin</a> bile vermezdi.</p>
<p  >K&uuml;stah ayrılık&ccedil;ı gruplar geri durmadı yaptıklarından. Bug&uuml;n şehirlerimizi, arabalarımızı ve gencecik insanlarımızı yakanlar. Polisimize bile tokat atmaya cesaret edenler. Askerimizi g&uuml;&ccedil;s&uuml;z bırakmak i&ccedil;in her t&uuml;rl&uuml; oyunu yapanlar o g&uuml;nde de vardı. &Ccedil;eteler k&ouml;yleri basıyorlardı. Evlerimizi alev alev yakıyorlardı. &Ccedil;ocukları ve kadınları &ouml;ld&uuml;r&uuml;yorlardı. Askere giden erkekler nedeniyle m&uuml;cadele g&uuml;c&uuml;n&uuml; kaybeden k&ouml;ylerde kadınlar tecav&uuml;ze uğruyordu. Muhalifler ve gazeteciler hapisteydi. Asker zincire vurulmuş gibiydi. Devlet zaten y&ouml;netimi kontrol&uuml; kaybetmişti.</p>
<p  >Her yer işgal ordularının ya askerleri ya da akıl hocaları ile doluydu. Anadolu bu zor g&uuml;nlerden bir kurtarıcı bekliyordu. Ama sabrın sonuna gelinmişti. Yok edilen devletin ve sahipsiz kalan &uuml;lkenin bir sahibi vardı. Onlarda Mustafa Kemal ve arkadaşlarıydı. şimdi o zaman Anadolu kara &ouml;rt&uuml;s&uuml;nden sıyrıldı.</p>
<p  >Anadolu&rsquo;nun tepkisi herkesi şaşırttı. &Ouml;nce İstanbul h&uuml;k&uuml;meti bu uyanışa karşı &ccedil;ıktı. Ali Kemaller bu uyanış karşısında neler yazmadı ki. bundan sonra yeter dedi Anadolu. Zincirlerini kırdı ve y&uuml;r&uuml;d&uuml; d&uuml;şman &uuml;st&uuml;ne can pahasına. Zaten kaybedecek bir şeyi kalmamıştı canından b<a href="http://www.bloglar.tk/tag/ask"title="aşk" >aşk</a>a. Adeta y&uuml;r&uuml;d&uuml;ler &ccedil;ıplak bedenleriyle d&uuml;şmanın kurşununa. Tarih yeniden tekerr&uuml;r etmiş ve yazılmıştı. D&uuml;şmanın hesapları alt&uuml;st olmuştu.  </p>
<p  >şimdi o zaman Anadolu&rsquo;nun d&ouml;rt bir yanından bu toprakların insanları &ccedil;etecilerinin yaratığı kışkırtmanın sonunda taraf g&ouml;r&uuml;nmenin yarattığı bir su&ccedil;luluk duygusu i&ccedil;inde yaşanan hezimetin <a href="http://www.bloglar.tk/tag/korku"title="korku" >korku</a>suyla hi&ccedil; su&ccedil;ları yokken b&uuml;y&uuml;k bir kısmı topraklarını <a href="http://www.bloglar.tk/tag/terk"title="terk etmek" >terk</a> etti. Tabii bu oyuna gelmeyen binlerce insanı da bu topraklar bağrına bastı. Irkını ve dinini dikkate almadan bu toprakların insanları yıllarca yaşadı ve hala aramızdalar.</p>
<p  >B&uuml;y&uuml;k tepkilere rağmen kalitesiz bir saldırıda katledilen insanımız Hrant Dink i&ccedil;in hepimiz Hrant&rsquo;ız diyebilen binlerce insan sokaklarda protesto yapıyorsa. Onun acısını yaşıyorsa. S&ouml;yleyin bu toplum nasıl katleder insanlarını, neden su&ccedil;lanır utanmazca.</p>
<p  >Hala Ermeni katliamını dillendiren &ccedil;evreler, Rumları kışkırtan &uuml;lkeler olayın bu tarafını g&ouml;rmemezlikten gelirler. Gerek g&ouml;&ccedil;lerde gerekse katledilen Anadolu insanını hi&ccedil; mi hi&ccedil; g&ouml;rmezler. Bu topraklardaki insanların asla ırk&ccedil;ılık ve ayrıcalık yapmamıştır. Dış g&uuml;nlerin oyunu i&ccedil;inde olanlar i&ccedil;in zaten sorunun bitmesi s&ouml;z konusu değildir. Onların bu konuyu g&uuml;ndemde tutmaları onların paralı g&ouml;revidir.</p>
<p  >Hezimetler yaşansa bile bug&uuml;n bile bu topraklardan g&ouml;&ccedil;en insan oğlu &uuml;zerine ayni oyunlar oynanmaya devam edilmekte, bu insanlara yeniden eski topraklara d&ouml;nmeleri ve kurtarılmış topraklar vaad edilmektedir. Aslında kin tohumlarının ekilmesi hala s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmektedir.  </p>
<p  >S&ouml;yleyin d&uuml;n ve bug&uuml;n oynanan ayni oyun değil midir?</p>
<p  >Toplumlar yine ayni oyuna gelmiyorlar mı?</p>
<p  >Ege&rsquo;nin &ccedil;ocuklarını birbirinden ayıran ayni oyun oynanmıyor mu?</p>
<p  >Oyunun sonu hala g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor mu?</p>
<p  >Ege&rsquo;nin &ccedil;ocuklarının &ccedil;ektikleri acılar hala bilinmiyor mu?</p>
<p  >Ege&rsquo;nin &ccedil;ocuklarını kim d&uuml;şman yaptı g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor mu?</p>
<p  >AB &uuml;yeliğine rağmen Yunanistan&rsquo;ın d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; durum bilinmiyor mu?</p>
<p  >Yunanistan&rsquo;ın son olarak d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; ekonomik kriz nedeniyle askeri darbeden s&ouml;z edildiği gazete başlıklarından okunmuyor mu?  </p>
<p  >Hele g&uuml;neydoğu gibi siyasi ve ekonomik olarak ağalığın devam ettiği, eğitim d&uuml;zeyinin d&uuml;ş&uuml;k, işsizliğin y&uuml;ksek, t&ouml;re cinayetlerinin yoğun, b&ouml;lgeden ayrılanların başta İstanbul olmak &uuml;zere ve öteki şehirlere sığındığı bir durumda, bu b&ouml;lgede ayrılığın be<a href="http://www.bloglar.tk/tag/deli"title="deli" >deli</a>ni kim &ouml;deyecek g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor mu? Sorunun d&uuml;n ve bug&uuml;n dışarıdan desteklendiği ve desteklenmeye devam edeceğinin bilindiği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;yor mu?</p>
<p  >Tarih insanoğluna hep ibret alınacak hikayeler sunar.  Tekerr&uuml;r eden tarih insanları bir &ouml;l&ccedil;&uuml;de sınar. Ancak bunun <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bedel"title="bedel" >bedel</a>i &ouml;l&uuml;m ve g&ouml;zyaşları ile doludur.  Evet hepimiz biliyoruz ki Ege&rsquo;nin iki yakasının hikayesi h&uuml;z&uuml;n doludur.  Bu insanların kışkırtmalara kanmadan, oyunlara başvurmadan, eski g&uuml;nlere d&ouml;nmesi, acıları unutup birlikte geleceğe bakması hepimizin isteğidir. Bununda yolu dostlukların arasına kimseyi koymadan, ge&ccedil;mişten ders alarak geleceğe y&uuml;r&uuml;nmesidir. Bu yaşananlardan bug&uuml;n yurti&ccedil;inde ve yurtdışında &uuml;lkemizi par&ccedil;alamak &ccedil;evrelerin ders almasıdır.</p>
<p  >Bu &uuml;lkede her zaman dostlukları bozmak isteyenler olmuştur ve olacaktır. D&uuml;şman asla durmayacaktır. Dışarıdan desteklenen kışkırtmalar bitmemiştir ve bitmeyecektir. 21 y&uuml;zyılda kışkırtma şekil değiştirerek, siber kışkırtma olarak hızla gelişerek devam edecektir. Bu &uuml;lkeye ve insanlarına d&uuml;şman olanların bilmesi gereken, ırkı ve dini ne olursa olsun bu topraklarda hainler kadar vatan i&ccedil;in can verecek kahramanların da yetiştiğinin bilinmesidir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/egenin-iki-yakasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stirner ve Naziler</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/stirner-ve-naziler.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/stirner-ve-naziler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 May 2011 16:02:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[harika- kralicemfm]]></category>
		<category><![CDATA[harika-kralicemfm blog]]></category>
		<category><![CDATA[http.//www.harika.kralicemfem.blogcu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[http://www.harika-kralicemfm.blogcu.com/]]></category>
		<category><![CDATA[http://www.harika.kralicemfm.blokcu.com. blog]]></category>
		<category><![CDATA[http://www.harika.kralicemfm.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[http://wwwharika-kralicemfm.blogcu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[http_//harika-kralicemfm.blogcu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[kralicem-fm blog]]></category>
		<category><![CDATA[kralicem-fm blogcu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[stirner]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[www.http.harika.kralicemfm.blogocu.com blog]]></category>
		<category><![CDATA[www.kralicemfm blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/3047</guid>
		<description><![CDATA[Anarşist kuramcı Stirner, &#8216;Bir, biriciktir&#8217; der ve egoizmle su&#231;lanır.&#160; Naziler, &#8216;Birden sonrası istatistiktir&#8217; derler ve aşırı kitlesellikle / s&#252;r&#252;&#8217;c&#252;l&#252;kle su&#231;lanırlar.&#160; Bir, her zaman ben değildir. Nordik dillerde Bir (Odin), Tanrı demektir.&#160; İnsanlık tarihinin % 99, 99&#8217;unu, toplamda yaşamış olan 100 milyar kişinin, yalnızca 100 bin kişisi ger&#231;ekleştirdi. O 100.000 kişinin her biri biriciktir.&#160; Bir ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/stirner-ve-naziler-1306760577.jpg"></img>
<p>
	Anarşist kuramcı Stirner,  &lsquo;Bir,  biriciktir&rsquo; der ve egoizmle su&ccedil;lanır.&nbsp;</p>
<p>
	Naziler,  &lsquo;Birden sonrası istatistiktir&rsquo; derler ve aşırı kitlesellikle / s&uuml;r&uuml;&rsquo;c&uuml;l&uuml;kle su&ccedil;lanırlar.&nbsp;</p>
<p>
	Bir,  her zaman ben değildir. Nordik dillerde Bir (Odin),  Tanrı demektir.&nbsp;</p>
<p>
	İnsanlık tarihinin % 99, 99&rsquo;unu,  toplamda yaşamış olan 100 milyar kişinin,  yalnızca 100 bin kişisi ger&ccedil;ekleştirdi. O 100.000 kişinin her biri biriciktir.&nbsp;</p>
<p>
	Bir ile ben&rsquo;i &ouml;zdeşleştirenler,  o biriciklerden olmasalar da,  filozoflardır. Birden &ccedil;ok(-luk) yaratanlar olarak <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duygu"title="duygu" >duygu</a>da sanat&ccedil;ılar,  d&uuml;ş&uuml;ncede bilimciler vardır. Bilimkurgu (film veya roman) &ouml;rneğinde olduğu gibi,  bazan sanat d&uuml;ş&uuml;ncede bilimi ge&ccedil;er.&nbsp;</p>
<p>
	Ben o milyonda birlerden biriyim. Ben 50 yaşımdan sonra biricik&rsquo;im (Stirner&rsquo;in eserinde kastedildiği anlamda).&nbsp;</p>
<p>
	Ben ben-değil ve insan-değil&rsquo;im.&nbsp;</p>
<p>
	Bu beni ne yapar / neyle tanımlar?&nbsp;</p>
<p>
	Post-h&uuml;man.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/stirner-ve-naziler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlılar&#8217;ın Anadolu&#8217;daki Kanal Projeleri ve gerçek çılgın proje!</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/osmanlilarin-anadoludaki-kanal-projeleri-ve-gercek-cilgin-proje.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/osmanlilarin-anadoludaki-kanal-projeleri-ve-gercek-cilgin-proje.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 06:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[anadoluda proje kanal]]></category>
		<category><![CDATA[anadoludaki]]></category>
		<category><![CDATA[ayten dirier]]></category>
		<category><![CDATA[cilgin]]></category>
		<category><![CDATA[gercek]]></category>
		<category><![CDATA[kanal]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli karadeniz kanal]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlilarin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/3019</guid>
		<description><![CDATA[Ayten DİRİER&#160; Ulaşım, taşımacılık ve sulama, tarih boyunca insanoğlu i&#231;in her zaman halledilmesi gereken &#246;nemli bir sorun olmuş, insan oğlu yer altında ve yer &#252;st&#252;nde uygulanmak &#252;zere &#231;ok &#231;eşitli projeler geliştirmişlerdir. Mezopotamya ve Mısır&#8217;da yapılan sulama kanalları her d&#246;nemde kullanılmıştır. G&#246;kt&#252;rklerin Orta Asya&#8217;da yaptıkları sulama kanallarını Ruslar yeniden kazıp kullanıma a&#231;mıştır. &#160; Cihan İmparatoru olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/osmanlilarin-anadoludaki-kanal-projeleri-ve-gercek-cilgin-proje-1306552642.jpg"></img>
<p>
	<b>Ayten DİRİER</b>&nbsp;</p>
<p>
	<b>Ulaşım,  taşımacılık ve sulama</b>,  tarih boyunca insanoğlu i&ccedil;in her zaman halledilmesi gereken &ouml;nemli bir sorun olmuş,  insan oğlu yer altında ve yer &uuml;st&uuml;nde uygulanmak &uuml;zere &ccedil;ok &ccedil;eşitli projeler geliştirmişlerdir. <b>Mezopotamya</b> ve <b>Mısır</b>&rsquo;da yapılan sulama kanalları her d&ouml;nemde kullanılmıştır. <b>G&ouml;kt&uuml;rklerin</b> Orta Asya&rsquo;da yaptıkları sulama kanallarını <b>Ruslar</b> yeniden kazıp kullanıma a&ccedil;mıştır. &nbsp;</p>
<p>
	Cihan İmparatoru olan Osmanlı Padişahları da,  aynı sorunla karşılaşmış,  yolları kısaltıp,  zaman kaybını &ouml;nlemeye,  kurak yerlere su g&ouml;t&uuml;rmeye &ccedil;alışmışlardır. Bu nedenle <b>Kanun&icirc;</b> <b>Sultan</b> <b>S&uuml;leyman</b> D&ouml;nemi&rsquo;nden itibaren bir&ccedil;ok proje <a href="http://www.bloglar.tk/tag/hazir"title="hazır" >hazır</a>ladılar. Anadolu dışındaki yerler i&ccedil;in hazırlanan projeler genelde <b>stratejik</b>,  Anadolu i&ccedil;in hazırlananlar ise <b>ekonomik</b> ama&ccedil;lıydı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>KARADENİZ-MARMARA KANAL PROJELERİ</b>&nbsp;</p>
<p>
	<b>*Kanun&icirc;</b><b> D&ouml;nemi</b>&nbsp;</p>
<p>
	<b>Marmara Denizi</b> ve <b>Karadeniz&rsquo;i birleştirme</b> projesi birinci kez Kanun&icirc; devrinde tasarlanıp,  g&ouml;rev <a href="http://www.bloglar.tk/tag/mimar"title="mimar" >Mimar</a> Sinan&rsquo;a verildi. &nbsp;</p>
<p>
	Şimdikinin aksine kanal projeleri,  İstanbul&rsquo;un Avrupa yakası değil,  Asya yakası&rsquo;nda tasarlanmıştı. İlk kanal,  Karadeniz&rsquo;den doğan Sakarya Nehri&rsquo;ni,  Sapanca G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne bağlayacak,  oradan da İzmit K&ouml;rfezi vasıtasıyla Marmara Denizi&rsquo;ne akıtılacaktı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>Ama&ccedil;</b>; Karadeniz,  Marmara Denizi&rsquo;ne bağlanarak İstanbul&rsquo;un inşaat ve yakıt ihtiyacı olan odun ve kereste nakli <a href="http://www.bloglar.tk/tag/kolay"title="kolay" >kolay</a>laşacaktı. Osmanlı Devleti&rsquo;nde kullanılan keresteler iki yerden sağlanıyordu: &nbsp;</p>
<p>
	-<b>Donanmadaki</b> gemi direklerinin keresteleri <b>Eflak</b> ve <b>Boğdan&rsquo;dan</b> (Romanya ve Moldova),  tekne ve g&uuml;verte keresteleri de <b>Eskişehir</b>-<b>Bolu</b> ve <b>İzmit&rsquo;</b>ten getirilirdi. &nbsp;</p>
<p>
	-<b>Şehrin</b> <b>yakıt</b> ve <b>inşaat</b> ihtiyacı i&ccedil;in lazım olan kereste ve odun ise <b>İzmit&rsquo;</b>ten geliyordu. &nbsp;</p>
<p>
	Bu kerestelerin naklindeki b&uuml;y&uuml;k masraflar ve &ccedil;ekilen zahmetler doğrudan fiyatlara yansıyor,   &nbsp;</p>
<p>
	kereste fiyatları olduk&ccedil;a y&uuml;ksek oluyordu. &nbsp;</p>
<p>
	Sokollu bu iş i&ccedil;in &ouml;nce Mimar Sinan ile Girez Nikola adında bir Rum kalfasını g&ouml;revlendirdi. Sapanca g&ouml;l&uuml;nden İzmit K&ouml;rfezi&#39;ne kadar olan mesafeden yirmi bin zir&acirc;ini tesviye ettilerse de İstanbul&rsquo;a &ccedil;ağrılınca,  işlerini tamamlayamadan d&ouml;nd&uuml;ler. &nbsp;</p>
<p>
	-<b>Sonu&ccedil;</b> : İsyan ve savaşlar nedeniyle proje uygulanamadı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*III. Murat D&ouml;nemi</b>&nbsp;</p>
<p>
	<b>III.</b> <b>Murat</b> <b>D&ouml;nemi&rsquo; </b>nde yeniden keşifler yapılıp,  1591 yılında 30 bin iş&ccedil;inin &ccedil;alışacağı kanal i&ccedil;in hafriyat(kazı) takip vazifesi de <b>Sokolluzade</b> <b>Hasan</b> <b>Paşa&rsquo;</b> ya verildi. Kanal eminliğine <b>Budin&rsquo;in</b> (Macaristan) eski hazinedarı <b>Ahmet</b> <b>Efendi</b>,  k&acirc;tipliğe de <b>Mustafa</b> <b>Efendi</b> tayin edildi. Gerekli istiml&acirc;kler yapılıp,  bazı &ccedil;iftlikler yakın yerlere nakledildi. &nbsp;</p>
<p>
	Vezir-i &acirc;zam <b>Koca Sinan Paşa</b> yerinde tetkik yapmak &uuml;zere Sapanca taraflarına kadar giderek,  &uuml;&ccedil; g&uuml;nde &ouml;l&ccedil;&uuml;m yaptırdı. D&ouml;n&uuml;şte durumu Sultan Murat&#39;a arzetti. <a href="http://www.bloglar.tk/tag/fakat"title="fakat" >Fakat</a> Sinan Paşa aleyhtarlarının telkini galebe &ccedil;alarak işin ehemmiyetini takdir edemeyen p&acirc;diş&acirc;h : &nbsp;</p>
<p>
	<b><i>&quot;Din ve devlete l&acirc;zım olur iş değildir; <a href="http://www.bloglar.tk/tag/terk"title="terk etmek" >terk</a>edilmesi icap eder. Halkın minnet ve meşakkat &ccedil;ekmesi zul&uuml;m g&ouml;rmesi doğru değildir; en m&uuml;him iş donanma v&uuml;cuda getirmektir. Bu zamana kadar odun nice ola geldi ise yine &ouml;yle tedarik olunur&quot; </i></b>diyerek kanal işinin terkini emretti.<br />
	-<b>Sonu&ccedil;</b>; Proje,  makam-mevki kavgası yapan o d&ouml;nemki bazı devlet adamlarının birbirleri aleyhinde &ccedil;evirdikleri entrikalar nedeniyle,  yine ger&ccedil;ekleşmedi. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*IV.Mehmet D&ouml;nemi</b>&nbsp;</p>
<p>
	1654 yılında IV. Mehmet D&ouml;neminde proje yine g&uuml;ndeme geldi. Padişahın g&ouml;nderdiği Hindioğlu adlı m&uuml;hendis,  gerekli keşifleri yaparak,  raporunu sundu. &nbsp;</p>
<p>
	-<b>Sonu&ccedil;</b> :Hindioğlu projenin olumlu yanlarının yanı sıra,  kanalın &ccedil;evreye vereceği b&uuml;y&uuml;k zararlardan da bahsedince,  proje tekrar rafa kaldırıldı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*III.Mustafa D&ouml;nemi</b>&nbsp;</p>
<p>
	III.Mustafa,  kanal projesini iki kez raftan indirdi. &nbsp;</p>
<p>
	-İlk girişim <b>1759 </b>yapıldı,  madd&icirc; sıkıntılar nedeniyle,  sadece<b> Sapanca G&ouml;l&uuml; </b>ile<b> İzmit K&ouml;rfezi&rsquo;</b>nin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Başarılı olunursa Sapanca G&ouml;l&uuml; civarından İstanbul&rsquo;a deniz yoluyla kolayca mal ve kereste getirilebilecekti. &nbsp;</p>
<p>
	Proje ele alınınca &uuml;zerinde değişiklikler yapıldı. &nbsp;</p>
<p>
	-İki yıl sonra ortaya iki pl&acirc;n &ccedil;ıktı: &nbsp;</p>
<p>
	1- <b>Sapanca G&ouml;l&uuml; </b>ile <b>İzmit K&ouml;rfezi</b> birleştirilecek,   &nbsp;</p>
<p>
	2-&Ouml;nlem niteliğinde olan bu pl&acirc;na g&ouml;re; eğer birinci plan başarısız olursa <b>Sakarya Nehri,  Sapanca G&ouml;l&uuml;</b> ile birleştirilecekti. &nbsp;</p>
<p>
	Keşif i&ccedil;in Sadrazam Kethudası <b>Suphizade Abdullah Efend</b>i&rsquo;nin b<a href="http://www.bloglar.tk/tag/ask"title="aşk" >aşk</a>anlığında,  Reis&uuml;lk&uuml;ttap <b>Abdullah Apti Efendi</b>,  Cebecibaşı <b>Mustafa Ağa</b> ve M&uuml;derris aynı zamanda m&uuml;hendis <b>Giritli Ahmet Efendi&rsquo;</b>den oluşan 4 kişilik bir heyet ve yardımcıları g&ouml;nderildi b&ouml;lgeye. &nbsp;</p>
<p>
	<b>-Sonu&ccedil;:</b> B&ouml;lgede kazı başladı,  erken bastıran şiddetli kış nedeniyle &ccedil;alışmalar bahara ertelendi. Rus tehdidi karşısında orduda ıslahatların yoğunlaşması ve masraflar nedeniyle i&ccedil; bor&ccedil;lanmaya gidildiğinden proje yine rafa kaldırıldı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*II.Mahmut D&ouml;nemi</b>&nbsp;</p>
<p>
	Kocaeli ve Bursa sancaklarında mutasarrıflık yapan <b>Vezir Hacı Ahmet Aziz Paşa</b>,  1813 yılında Sultan II. Mahmut&rsquo;tan,  b&ouml;lgenin tetkiki i&ccedil;in m&uuml;hendisler ve mimarlar isteyerek,  kanal projesini tekrar g&uuml;ndeme getirdi. Sultan Mahmut; &Ccedil;avuşbaşı <b>Abdullah İffet Bey,  </b>M&uuml;hendishane Muallim muavini 3. Halife <b>Ahmet Efendi,  </b>4. Halife <b>Mehmet Efendi</b> ve mimar yardımcısı <b>Seyit Mustafa</b>&rsquo;yı g&ouml;nderdi. Sonradan eklenen 7 kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte b&ouml;lgeye g&ouml;nderilen kurulun raporlarıyla Sultan Mahmut,  kanal a&ccedil;ma g&ouml;r<a href="http://www.bloglar.tk/tag/evini"title="evini" >evini</a>,  Hacı Ahmet Aziz Paşa&rsquo;ya verdi. &nbsp;</p>
<p>
	<b>-Sonu&ccedil; : </b>Aziz Paşa&rsquo;nın 20 g&uuml;n sonra &ouml;l&uuml;m&uuml;yle,  kazı &ccedil;alışmaları başlamadan durdu. Osmanlı- Rus savaşı,  Mora ve Mısır isyanları nedeniyle proje tekrar rafa kaldırıldı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*Abd&uuml;lmecid D&ouml;nemi </b>&nbsp;</p>
<p>
	İmparatorlukta <b>&ldquo;Tanzimat&rdquo;</b> adıyla batılılaşma hareketlerinin yoğunlaştığı bu d&ouml;nemde. Karadeniz-Marmara kanal projeleri iki kez ele alındı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>-1845&rsquo;</b>teki girişim,  bir yıl &ouml;nce Marmara &ccedil;evresindeki eyaletleri gezen Padişah&rsquo;ın &ouml;nerisiyle başladı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>-1857</b>&rsquo;deki girişim Isl&acirc;hat Fermanı ardında başlatıldı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>-Sonu&ccedil; :</b> İki girişim de,  ortam uygun olduğu halde sanki g&ouml;r&uuml;nmez bir el tarafından engellendi. &nbsp;</p>
<p>
	Sultan Abd&uuml;lmecid D&ouml;neminde Asya ve Avrupa&rsquo;yı birleştirmek i&ccedil;in t&uuml;p ge&ccedil;iş projesi de hazırlandı. &nbsp;</p>
<p>
	<b>*Abd&uuml;laziz D&ouml;nemi </b>&nbsp;</p>
<p>
	Sultan Abd&uuml;laziz,  birinci iş olarak Donanmanın modernizasyonunu ele aldı. Bu nedenle,  kanallarla ilgilenmesi ka&ccedil;ınılmazdı. 1863 yılında m&uuml;hendis Riter ve Hayri Bey&rsquo;i kanal &ccedil;alışmaları i&ccedil;in g&ouml;revlendirdi. Efl&acirc;k-Boğdan&rsquo;a y&ouml;nelik Marmara-Karadeniz kanalı,  oralarda başlayan isyanlar nedeniyle durduruldu. Bu,  Osmanlının Karadeniz-Marmara Kanal Projesi&rsquo;ni ger&ccedil;ekleştirmek i&ccedil;in son girişimiydi. &nbsp;</p>
<p>
	Balkanlar ve Girit&rsquo;te başlayan İsyanlar ve sonrasındaki olaylar nedeniyle kanal projeleri rafta unutuldu. &nbsp;</p>
<p>
	* &nbsp;</p>
<p>
	<b>II.Abd&uuml;lhamit D&ouml;nemi</b>&rsquo;nde iki yakayı birleştirmek i&ccedil;in 4 minareli <b>Hamidiye K&ouml;pr&uuml;leri,  </b>bug&uuml;nk&uuml; <b>GAP</b> gibi sulama kanalları projeleri hazırlandı. Demiryolu bağlantılı olan bu k&ouml;pr&uuml;ler sayesinde,  Medine&rsquo;den trene binen biri Viyana&rsquo;ya kadar hi&ccedil; inmeden gidebilecekti. Ancak t&uuml;m detayları projelendirilen bu projeler,  93 Harbi denilen 1878 Osmanlı-Rus savaşının &ccedil;ıkmasıyla ertelendi. Daha sonra da Abd&uuml;lhamid&rsquo;in tahttan indirilmesi nedeniyle hayata ge&ccedil;irilemedi. &nbsp;</p>
<p>
	* &nbsp;</p>
<p>
	Derler ki; <b><i>&ldquo;Kanal projesini bitiremeyen orayı kaybeder&hellip;&rdquo;</i></b>&nbsp;</p>
<p>
	Osmanlı Sultanları yedi kez başlattıkları kanal girişimlerini tamamlayamadıklarından ya gen&ccedil; yaşta &ouml;ld&uuml;ler,  ya da tahtı kaybettiler. Sonu&ccedil;ta da t&uuml;m Osmanlı m&uuml;lk&uuml; ellerinden &ccedil;ıktı&hellip;<br />
	* &nbsp;</p>
<p>
	GER&Ccedil;EK &Ccedil;ILGIN PROJE: <b>EGE-KARADENİZ KANALI!</b>&nbsp;</p>
<p>
	Kamuoyu ve medya g&uuml;ndemini y&ouml;nlendirmekte ger&ccedil;ekten usta olan Sayın Başbakanımızın,  birinci kez Hıncal Ulu&ccedil; tarafından <b>&ccedil;ılgın</b> <b>proje</b> olarak &ccedil;ıtlatılan &ldquo;<b>Kanal</b> <b>İstanbul</b> <b>Projesi</b>&rdquo; ge&ccedil;miştekilerle kıyaslandığında &ccedil;ılgın sayılmaz&hellip; Fakat yedi kez uygulamaya konan <b>Marmara </b>ile <b>Karadeniz&rsquo;</b>i birleştirme projesinin ger&ccedil;ekleşmeyişinin ardındaki gizli ele rağmen,  ger&ccedil;ekleştirmeye kalkışmak &ccedil;ılgınca sayılabilir. <b>Denizler arasındaki boğazlarda bulunan g&ouml;r&uuml;nmez perde </b>XX.asır sonlarında bulundu. Oysa o gizli perde,  onbeş asır &ouml;ncesinde Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de Furkan ve Rahman s&ucirc;relerinde ge&ccedil;er. &nbsp;</p>
<p>
	İlk ekolojik tehlikenin <b>S&uuml;veyş</b> <b>Kanalı&rsquo;nın</b> a&ccedil;ılmasıyla başladığı; birbirinden farklı yoğunluk ve yaşam formlarına sahip Akdeniz ve Kızıldeniz&rsquo;in kaynaşmasıyla iklim değişiminin birinci o zaman başladığı ileri s&uuml;r&uuml;l&uuml;yor. Boğazlarımızda da,  alt ve &uuml;st akıntıların varlığı dengeyi sağlıyor. A&ccedil;ılacak kanalda o dengenin olmayacağı kesin&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	Kanal,  y&ouml;renin ekolojik dengesini değiştirmesi bir yana,  İstanbul&rsquo;u tehdit eden petrol gemileri tehlikesini azaltmaz,  aksine arttırır. İstanbul&rsquo;un batısında ge&ccedil;ecek daha fazla gemiye davet &ccedil;ıkarmak yerine,  boru hatları ve alternatif yollarla tehdit &ouml;nlenebilir. &nbsp;</p>
<p>
	Yok illa kanal a&ccedil;ılması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yorsa; <b>Ege </b>ile<b> Karadeniz</b>&rsquo;i birleştirecek bir kanal,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/uzun"title="uzun" >uzun</a> s&uuml;reli ve masraflı olsa da <b>&ccedil;ılgın proje</b> deyimine daha uygun d&uuml;şer. Uygun yerlerden ge&ccedil;irilecek <b>&ldquo;Ege-Karadeniz Kanalı&rdquo; </b>İstanbul&rsquo;u ve Marmara Denizi&rsquo;ni tamamen kurtaracağı gibi,  Trakya&rsquo;yı seller ve yarattıkları zararlardan kurtaracak,  ge&ccedil;tiği yerlerde de hayatı canlandıracaktır. &Ccedil;ılgın bir girişim olabilir,  ama d&uuml;ş&uuml;ncesi bile insanı kanatlandırıyor&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	*** &nbsp;</p>
<p>
	*Kaynak&ccedil;a &nbsp;</p>
<p>
	-Emin Oktay: Tarih III,  İstanbul-1975 &nbsp;</p>
<p>
	-Yedi kıta dergisi,  Şubat-2010 &nbsp;</p>
<p>
	-Wikipedia &nbsp;</p>
<p>
	-Mahmut Sami Şimşek &nbsp;</p>
<p>
	http://www.sosyalokulu.com/y-286-Osmanli-sultanlarinin-kanal-projeleri.html &nbsp;</p>
<p>
	-Basın ve TV &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/osmanlilarin-anadoludaki-kanal-projeleri-ve-gercek-cilgin-proje.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasetçinin özel hayatı olmaz</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/siyasetcinin-ozel-hayati-olmaz.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/siyasetcinin-ozel-hayati-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 06:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[hayati]]></category>
		<category><![CDATA[olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[ozel]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetcinin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/3016</guid>
		<description><![CDATA[Oy &#231;ok &#246;nemlidir. Şakası yok, koca &#252;lkenin kaderine y&#246;n veriyor, &#252;lke idaresinde karar merciinde sizi siyaseten temsil edecek vekaleti veriyorsunuz. Kime verdiğiniz &#246;nemli değil mi? Halkın nasıl birini se&#231;me durumunda olduğunu bilme hakkı var. Balaka edinme hakkı var. &#214;nemsiz ayrıntılar değil ama &#246;zel yaşantısında işini ve temsil yetisini etkileyebilecek marjinal noktalar var ise bu a&#231;ığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/siyasetcinin-ozel-hayati-olmaz-1306552640.jpg"></img>
<p>
	Oy &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Şakası yok,  koca &uuml;lkenin kaderine y&ouml;n veriyor,  &uuml;lke idaresinde karar merciinde sizi siyaseten temsil edecek vekaleti veriyorsunuz. Kime verdiğiniz &ouml;nemli değil mi? Halkın <a href="http://www.bloglar.tk/tag/nasil"title="nasıl" >nasıl</a> birini se&ccedil;me durumunda olduğunu bilme hakkı var<strong>. Balaka edinme hakkı var</strong>. &Ouml;nemsiz ayrıntılar değil ama &ouml;zel yaşantısında işini ve temsil yetisini etkileyebilecek marjinal noktalar var ise bu a&ccedil;ığa &ccedil;ıkmalıdır. Aynı zamanda medya &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n de gereğidir bu.&nbsp;</p>
<p>
	Aslında sadece siyaset&ccedil;inin değil,  şanın,  ş&ouml;hretin be<a href="http://www.bloglar.tk/tag/deli"title="deli" >deli</a>dir bu. İlgi,  beğeni ve taktirinizi cezbeden kişiler şunu ger&ccedil;ekten hak ediyorlar mı,  yoksa aldatılıyor musunuz. Sanat&ccedil;ıların &ouml;zel yaşamı,  ilişkileri ortaya &ccedil;ıkıyor da Devlet &ouml;nemsiz mi ki siyasetin starları sırlar i&ccedil;inde yaşasın?&nbsp;</p>
<p>
	Diyelim muhafazakarsınız,  s<a href="http://www.bloglar.tk/tag/izin"title="izin" >izin</a> gibi aile yaşantısı d&uuml;zg&uuml;n,  evine işine bağlı,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bilgi"title="bilgi" >bilgi</a>li,  g&ouml;rg&uuml;l&uuml; birini se&ccedil;mek istiyorsunuz,  yanıltılmak,  aldatılmak ister misiniz? Adam muhafazakarım diye ge&ccedil;inip en alasından u&ccedil;kur sevdasında gizli saklı işler peşinde. <strong>Cinsel zafiyeti var</strong> ve belli ki,  sizin oylarınızla edindiği şan,  ş&ouml;hret ve gelir d&uuml;zeyini bunun i&ccedil;in kullanıyor. Bunun bilinmesi gerekmez mi?&nbsp;</p>
<p>
	&ldquo;Canım adam tamam u&ccedil;kuruna sahip değil ama akıllı,  &ccedil;ok bilgili g&ouml;rg&uuml;l&uuml;,  işine hakim,  iyi &ccedil;alışıyor,  varsın o kadar da hatası olsun&rdquo;&nbsp;</p>
<p>
	Şayet a&ccedil;ık <a href="http://www.bloglar.tk/tag/fikir"title="fikir" >fikir</a>li,  çağa uygun bir yaşam stiline sahip,  aynı zamanda bu t&uuml;r şeylerin değil işin ve siyasi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n kazanmasının &ouml;nemli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rseniz adayınızın &ouml;z el yaşantısını umursamayabilirsiniz. Veya siz de eşinizi aldatıyor,  evlilik dışı maceralar yaşıyorsanız,  <strong>&ldquo;Bunlar erkekliğin şanındandır&rdquo;</strong> deyip aldırmayabilirsiniz. Ama b&ouml;ylesi &uuml;lkemizde y&uuml;zde ka&ccedil;ı oluşturuyor ki? Kaldı ki,  &ouml;zel yaşantı kişilik ve icraat y&ouml;n&uuml;nden ciddi ipu&ccedil;ları verebilir.&nbsp;</p>
<p>
	Nitekim <a href="http://www.bloglar.tk/tag/chp"title="cumhuriyet halk partisi" >CHP</a>&rsquo;de bile<strong> Baykal</strong>&rsquo;ın kaset olayı patlak verince y&ouml;neticilikten istifa etti. İlişki s&uuml;r&uuml;yor olsaydı milletvekili adaylığı da s&ouml;z konusu olmazdı<strong>. MHP</strong>&rsquo;de de &ouml;zel yaşantısına dikkatsizliği yansıtan kasetler ortaya &ccedil;ıkınca 10 kişi istifa zorunda kaldı. Temizlenme buradadır. Kasete &ccedil;ekme pis bir iş ama yağ da tek başına kirletici iken sabuna d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nce temizliğe yarar.&nbsp;</p>
<p>
	DEVLET ADAMI TEMİZ OLMALI&nbsp;</p>
<p>
	&Ouml;nce halkın desteğine mazhar olunup milletvekili olunuyor ve belki iktidar şansı doğunca da Başbakan,  bakan olma şansı var. Se&ccedil;ilen kişilerin utan&ccedil; duyacakları,  kamu oyunda yankı yaratıp,  gerek partisi,  gerekse siyasi hayatını bitirebilecek &ouml;l&ccedil;ekte b&uuml;y&uuml;k a&ccedil;ıkları olur ise bu durum <strong>milli g&uuml;venliğimize ve ulusal &ccedil;ıkarlarımıza </strong>ters d&uuml;şecektir. <strong>Yabancı istihbarat kuruluşları </strong>şunu &ouml;ğrenip,  kendi &ccedil;ıkarları uğruna kullanabildiği gibi,  yerli mafya gibi &ouml;rg&uuml;tler de lehine karar &ccedil;ıkarmak &uuml;zere şantaj vesilesi yapabilirler. &Uuml;st d&uuml;zey devlet memurları i&ccedil;in de bu ge&ccedil;erlidir.&nbsp;</p>
<p>
	Nitekim,  askeri personel hakkında &ouml;zel yaşantılarına ilişkin de istihbarat yapılır. Gayrımeşru ilişkileri ve yabancı kadınlarla ilişkileri,  hatta evlilikleri bile yasaktır. Bir izin s&ouml;z konusu olsa bile b&ouml;ylesi personel gizlilik dereceli işlerde &ccedil;alıştırılamaz. Bu bir ulusal balaka korumasıdır. Keşke &uuml;lkedeki bAşık Olmaya oluşumlara karşı da yeterince doğru işletilebilseydi.&nbsp;</p>
<p>
	<strong>İzlenimim şu ki, </strong> maalesef &uuml;lkedeki bazı oluşumlar genelde rakip oluşumlarda a&ccedil;ığı olanların &uuml;st mevkilere gelmesini destekliyor,  yardımcı oluyorlar. Bazen liderler,  y&ouml;neticiler de zafiyetleri ve a&ccedil;ıkları olanların daha sadakatle bağlı olacaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p koltuklarını emniyete almak bakımından b&ouml;ylelerini yardımcı yapabiliyorlar. Emperyalist &uuml;lkeler de taleplerinin daha <a href="http://www.bloglar.tk/tag/kolay"title="kolay" >kolay</a> yerine getirilmesi a&ccedil;ısından a&ccedil;ığını sadece kendilerinin bildikleri liderlerin y&ouml;netimde olmasını destekleyebilirler.&nbsp;</p>
<p>
	Bunlar da g&ouml;steriyor ki,  devlet adamı ve &ouml;nemli siyasi liderler devletin ve milletin geleceği a&ccedil;ısından &ouml;zel yaşantısı temiz olmalı. A&ccedil;ıkları bulunmamalı.&nbsp;</p>
<p>
	HIRSIZIN Hİ&Ccedil; Mİ SU&Ccedil;U YOK&nbsp;</p>
<p>
	Toplumda iyi tanınan,  bilinen kişilerin yaptıkları &ccedil;apkınlıklar su&ccedil; niteliği taşımıyor ama toplumsal bir ayıp sayılarak siyasi geleceklerini karartabiliyor. Buna karşın kişinin &ouml;zel mekanına kamera ve alıcı yerleştirip g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lemek ve kaydetmek su&ccedil;tur. Mesken dokunulmazlığı ihlal edilmiş <a href="http://www.bloglar.tk/tag/olmak"title="olmak" >olmak</a>tadır. Ayrıca tehdit ve şantaj vesilesi yapılması ağır bir su&ccedil;.&nbsp;</p>
<p>
	Şayet umuma a&ccedil;ık yerlerde kaydedilmişse eskiden medya i&ccedil;in su&ccedil; değildi ama sanırım TR&Uuml;K kararıyla medyanın bu t&uuml;r gizli &ccedil;ekimler yapması da cezaya tağabey oldu. Uğur D&uuml;ndar bu y&uuml;zden eskisi gibi ARENA programı &ccedil;ekip,  bozulmuş gıda &uuml;reticilerinin su&ccedil;unu a&ccedil;ığa &ccedil;ıkaramıyor.&nbsp;</p>
<p>
	Bir takım elde edilmiş &ouml;zel yaşantı donelerini se&ccedil;im kampanyası sırasında kullanmak da siyasi &ccedil;ıkar sağlama amacıyla yapıldığı kanısıyla su&ccedil; oluşturabilir.&nbsp;</p>
<p>
	Buraya kadar dedik ki,  &ldquo;muhafazakarım&rdquo; diyen birinin aslında gelenek ve g&ouml;reneklere aykırı olarak eşini aldatıp &ccedil;apkınlık yaptığının ortaya &ccedil;ıkarılmasında vatandaş i&ccedil;in de devlet ve millet i&ccedil;in de yarar var. <a href="http://www.bloglar.tk/tag/fakat"title="fakat" >Fakat</a> bunları ortaya &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in &ouml;zel mekanlarına girip,  &ouml;zel g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lerini &ccedil;ekip bulundurmak,  değişik ama&ccedil;lar i&ccedil;in kullanmak su&ccedil;tur. &Ccedil;elişik gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor ama hayat &ccedil;elişkilerle dolu değil mi?&nbsp;</p>
<p>
	NE YAPMALI?&nbsp;</p>
<p>
	Bence b&uuml;y&uuml;k siyasi partilerin istihbarat birimleri oluşturulmalı ve aday g&ouml;sterecekleri,  ya da makama getirecekleri kişilerin &ouml;zel yaşantılarını da soruşturmalılar. Bu konuda yasal &ccedil;er&ccedil;eve de yerine getirilmeli.&nbsp;</p>
<p>
	<strong>MİT</strong> zaten devlet memurlarının soruşturmalarını yapıyor. &Ouml;nemli g&ouml;reve geleceklerin sakıncalı olabilecek bilgileri sanırım yetkili makamlara ulaştırılıyor. Fakat siyasette MİT&rsquo;in devreye girmesi zor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Başbakanlığa bağlı. Taraf olduğu kaygısı var.&nbsp;</p>
<p>
	öteki taraftan medya daha &ouml;zg&uuml;r olmalı. S&ouml;z konusu Baykal ve CHP kasetleri medya tarafından ortaya konup yayınlanmış olsaydı,  sanırım daha az sakıncalı olacak,  polemiklere yol a&ccedil;mayacaktı.&nbsp;</p>
<p>
	Partiler adayları hakkında bilgiler toplayıp,  şahsa <em>&ldquo;Senin b&ouml;yle bir a&ccedil;ığını tespit ettik. İyi de oy sağlıyorsun ama kusura bakma seni aday olarak d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yoruz. Partin ve misyonumuz adına l&uuml;tfen kendin &ccedil;ekil&rdquo; </em>diyebilirler. Hem b&ouml;ylesi a&ccedil;ığı olup,  hem de partide y&ouml;neticiliğe talip olanları,  vekil adaylığına soyunanları doğrusu hi&ccedil; anlamıyorum. Bir g&uuml;n aleylerine kullanılabileceğini,  her şeyin ortaya &ccedil;ıkabileceğini hi&ccedil; mi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorlar?&nbsp;</p>
<p>
	Kaset&ccedil;ilere kızıyor,  adalete teslimlerini istiyoruz ama siyasette de b&ouml;ylesi a&ccedil;ıkların olmamasını diliyoruz. Varsa,  vatandaşın bilme ve tercihini ona g&ouml;re yapma hakkı da var.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/siyasetcinin-ozel-hayati-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişten geleceğe doğru gün ışığına çıkarken.</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/gecmisten-gelecege-dogru-gun-isigina-cikarken.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/gecmisten-gelecege-dogru-gun-isigina-cikarken.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 17:33:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[cikarken]]></category>
		<category><![CDATA[dogru]]></category>
		<category><![CDATA[gecmisten]]></category>
		<category><![CDATA[gelecege]]></category>
		<category><![CDATA[gun]]></category>
		<category><![CDATA[isigina]]></category>
		<category><![CDATA[kagemusha blog]]></category>
		<category><![CDATA[sÃ&frac14;per oyunlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/2951</guid>
		<description><![CDATA[Not: 18 Mayıs M&#252;zeler Haftası idi. Her yıl kutlanır. Muğla M&#252;zelerinin avlusunda eski tarih antik &#231;ağa doğru yolculuk yapılır. Bir&#231;ok uygarlıkların izlerine rastlanır, burada. Kendinizi tarihin kokusuna, zaman t&#252;neline bırakır, saatlerce kendinizden ge&#231;ersiniz. Bu duygu sizi eski uygarlıkların yaşamı ile bug&#252;ne karıştırır g&#246;ky&#252;z&#252;n&#252;n masmavi yoğunluğunu, g&#252;neşi hisseder, sessizce gezersiniz&#8230; Sizi bırakmaz bu par&#231;aların insanları, o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/gecmisten-gelecege-dogru-gun-isigina-cikarken-1305988411.jpg"></img>
<p>
	<em>Not: 18 Mayıs M&uuml;zeler Haftası idi. Her yıl kutlanır. Muğla M&uuml;zelerinin avlusunda eski tarih antik &ccedil;ağa doğru yolculuk yapılır. Bir&ccedil;ok uygarlıkların izlerine rastlanır,  burada. Kendinizi tarihin kokusuna,  zaman t&uuml;neline bırakır,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/saat"title="saat" >saat</a>lerce kendinizden ge&ccedil;ersiniz. Bu <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duygu"title="duygu" >duygu</a> sizi eski uygarlıkların yaşamı ile bug&uuml;ne karıştırır g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n masmavi yoğunluğunu,  g&uuml;neşi hisseder,  sessizce gezersiniz&#8230; Sizi bırakmaz bu par&ccedil;aların insanları,  o g&uuml;ne &ccedil;eker. Yanık tenli Anadolu insanın bağrında buluşur,  yanarsınız tarihe tanıklık eden bu duygu ile uygarlıkların izlerinde kaybolur gidersiniz. Ge&ccedil;tiğiniz zaman t&uuml;neli ışığıdır ,  sizi etkileyen&#8230; O zamana tanıklık eden yaşam sizi G&uuml;neş sistemlerinin i&ccedil;inden ge&ccedil;irir,  antik <a href="http://www.bloglar.tk/tag/tiyatro"title="tiyatro" >tiyatro</a>sunda seyirlere dalarsınız,  o yıllar ge&ccedil;mişten geleceğe doğru aydınlanır,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/mutlu"title="mutlu" >mutlu</a> olur hayatı anlarsınız&#8230;Şimdi &ouml;ğrencimin kompozisyonunu veriyorum. (N.K)</em>&nbsp;</p>
<p>
	GE&Ccedil;MİŞTEN GELECEĞE DOĞRU G&Uuml;N IŞIĞINA &Ccedil;IKARKEN&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	Bir gece &ouml;nceydi. Heyecan dalgalarım u&ccedil;uşurken,  g&ouml;zlerimde &ccedil;oktan ge&ccedil;mişe,  zaman t&uuml;neline yolculuğum başlamıştı,  bile. Binlerce yıllık uygarlıkların k&uuml;lt&uuml;rlerinde geziniyor,  akşamın en g&uuml;zel saatinde,  eteklerim u&ccedil;uşurken r&uuml;zgarda,  tiyatronun en canlı izleyicisi oluyordum. &nbsp;</p>
<p>
	G&uuml;n ışığına az kalmıştı,  aman. G&ouml;zlerimdeki heyecan dalgaları &ccedil;oktan m&uuml;zeye yayılmaya başlamıştı. Ge&ccedil;mişten bug&uuml;ne &ccedil;ıkacak,  bu g&uuml;n de heyecanlanacaktım. Tarihi adı &ldquo;thera&rdquo; olan Yerkesik&rsquo;ten g&ouml;nl&uuml;m eserlere doğru esmeye başlamış,  koşmuştum. Tarih 2011 yılıydı. 2011 yılının 18 Mayıs&rsquo;ına tanıklık edecektim. Havanın yağışlı olmasına aldırmadan biliyordum ki,  ge&ccedil;mişten g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze g&uuml;n ışığına &ccedil;ıkmış binlerce serlere dokunacak,  uygarlıkların i&ccedil;inde gezinecektim. Zamana yolculuktu,  bunun adı. &nbsp;</p>
<p>
	Avlusunda başlayan eski tarihe olan heyecanım m&uuml;zenin i&ccedil;erisine yayılacaktı. M&uuml;zeye birinci adımımı attığımda ayırt ettiğim birinci şey burnuma gelen tarih kokusuydu. Bununla birlikte hi&ccedil; bilmediğim bir zaman yolculuğuna &ccedil;ıktım ki,  bu yolculuk beni ge&ccedil;mişe g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Ge&ccedil;mişte kullanılan eşyalar olsun,  giyilen kıyafetler olsun,  hepsi ilgimi &ccedil;ekmişti. Ama en &ccedil;ok alaka g&ouml;ren başta iskelet kalıntıları idi. Bunun yanı sıra biraz korkabilirsiniz de&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	&Ouml;ylesine heyecanlıyım ki,  T&uuml;rkiye&rsquo;de kurluna birinci doğa tarihi m&uuml;zesine adım atacaktım. Nesli t&uuml;kenmiş olan hayvanların kemikleri,  kafatasları,  &ccedil;ene kemikleri,  boynuzları,  gergedanlar t&uuml;m dikkatimi &ccedil;ekiyordu&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	Etnoğrafya Seksiyonuna ge&ccedil;miştim. O &ouml;zel koku,  o &ouml;zel sessiz oda,  beni kendine &ccedil;ekmiş,  heyecanlandırmıştı. Saatlerce kalabilirdim bu gizemli yerde&hellip; Saklanabilirdim&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	Antik adı Stratonikeia olan Eskihisar&rsquo;dan elde dilen bulguların yer aldığı Arkeoloji Arkeoloji kalıntıları i&ccedil;inde,  ışıkların arasında gizli cam b&ouml;lmeden bu par&ccedil;aları izlemekteydim&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	En &ccedil;ok d&ouml;v&uuml;ş&ccedil;&uuml;lerdi izlediklerim. &Ccedil;ok duygulanmıştım. Bu salonun adı Gladyat&ouml;r salonu idi. &nbsp;</p>
<p>
	Aaaaaaa &ouml;ylesine etkilendim ki,  bir an şimdi beni buraya &ccedil;ağıran Muğla M&uuml;zesi&rsquo;nin değerli arkeologlar bu eserleri,  m&uuml;zenin avlusunda insanlığa g&ouml;sterim olarak sunacaklar ve tarihe saygıyı,  eserleri korumayı &ouml;ğreteceklerdi&hellip; &nbsp;</p>
<p>
	&Ccedil;ok mutluydum. Muğla&rsquo;mızda harika m&uuml;zelerimiz bulunmaktaydı. Bu tarih ge&ccedil;mişten geleceğe yol g&ouml;stermekteydi. Muğla zaten geniş ve <a href="http://www.bloglar.tk/tag/zengin"title="zengin" >zengin</a> bir uygarlığa sahip değil miydi? &nbsp;</p>
<p>
	Ayrılık zamanı gelmişti. Dokunduğum eserlerin bıraktığı izlerin etkisiyle elde ettiğim <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bilgi"title="bilgi" >bilgi</a>lerin ışığında zaman t&uuml;nelinden ge&ccedil;miş,  g&uuml;n ışığına &ccedil;ıkmıştım. Tekrar zamanın tanığı olacak ve hayat dalgalarının i&ccedil;inde koşarak heyecanlanacaktım. &nbsp;</p>
<p>
	<strong>Bergen Kocabıyık,  Yerkesik İlk&ouml;ğretim Okulu &ouml;ğrencisi</strong>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/gecmisten-gelecege-dogru-gun-isigina-cikarken.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genç Osman oyunu</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/genc-osman-oyunu.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/genc-osman-oyunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 07:05:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[genc]]></category>
		<category><![CDATA[genç osman oyunu hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[genç osman oyunu özeti]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/2865</guid>
		<description><![CDATA[B&#252;lent Ecevit&#8217;in başbakanlığı ve sevildiği d&#246;neminde izlemiştim oyunu. (Kendisiyle g&#246;r&#252;şmemiz de oldu. Son başbakanlık d&#246;nemi anılmaya bile değmez! &#199;&#252;nk&#252; o d&#246;nemdeki g&#246;revi, t&#252;m artılarını sildi!) Ankara Opera&#8217;da oyun bittiğinde salondaki izleyiciler, ayakta ve ağlayarak dakikalarca alkış tuttular! Gen&#231; Osman&#8217;ın boğularak &#246;ld&#252;r&#252;lmesini bug&#252;n gibi anımsarım. Ben de alkışladım ve ağladım! &#199;&#252;nk&#252; o g&#252;n orada Ecevit&#8217;le Gen&#231; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/genc-osman-oyunu-1305432312.jpg"></img>
<p>B&uuml;lent Ecevit&rsquo;in başbakanlığı ve sevildiği d&ouml;neminde izlemiştim oyunu. (Kendisiyle g&ouml;r&uuml;şmemiz de oldu. Son başbakanlık d&ouml;nemi anılmaya bile değmez! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o d&ouml;nemdeki g&ouml;revi, t&uuml;m artılarını sildi!) <a href="http://www.bloglar.tk/tag/ankara"title="türkiyenin başkenti ankara" >Ankara</a> Opera&rsquo;da oyun bittiğinde salondaki izleyiciler, ayakta ve ağlayarak dakikalarca alkış tuttular! <b>Gen&ccedil; Osman</b>&rsquo;ın boğularak &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesini bug&uuml;n gibi anımsarım. Ben de alkışladım ve ağladım! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o g&uuml;n orada Ecevit&rsquo;le Gen&ccedil; Osman&rsquo;ı &ouml;zdeşleştirme vardı ve ben Denizli&rsquo;nin Acıpayam-Kelek&ccedil;i Kasabasında s&uuml;rg&uuml;ndeydim!</p>
<p>***</p>
<p><b>Turan Oflazoğlu</b>&rsquo;nun kaleme aldığı &ldquo;<b>Gen&ccedil; Osman</b>&rdquo;oyunu, Saray&rsquo;a her istediğini yaptıracak kadar &ccedil;ığırından &ccedil;ıkmış Yeni&ccedil;eri ve Sipahi Ocaklarını zapturapt altına almaya &ccedil;alışan bir Sultan&rsquo;ı anlatıyor. G&uuml;zel mi g&uuml;zel bir oyun! Yazarını da yakından tanırım. O g&uuml;n kitabından da edindim. Kimi zamlan o şiirsel anlatımı okuyarak rahatlarım!</p>
<p>&quot;<i>İnsanlığın &uuml;st&uuml;n bir anlayışa y&uuml;kselmesi ancak b&uuml;y&uuml;k birinin batmasıyla olur bazen. Halkın gecesine Tanrı&#8217;nın uzattığı yeni tutuşmuş bir meşaledir bu &ouml;l&uuml;m. Y&uuml;z bin g&uuml;neş birden ışık salsa, onun kadar genişletemez bilin&ccedil; ufuklarını.</i>..&quot; b&ouml;l&uuml;m&uuml;, hoşuma gider. Yenilik&ccedil;i Sultan, Saray&rsquo;da harem&rsquo;i kaldırıp tek eşliliğe d&ouml;nmek, Kur&rsquo;an&rsquo;ı her okuyanın anlayabileceği bir dile kavuşturmak ve Padişah&rsquo;ın işine karışmayan bir ordu kurmak istiyor. Ne ki her yenilik&ccedil;i gibi bağnazlık ve k&uuml;stahlık duvarına &ccedil;arpıyor!</p>
<p>
<b>Oyunun konusu:</b> Gen&ccedil; ve deneyimsiz h&uuml;k&uuml;mdar olan Gen&ccedil; Osman, toplum yaşamında ve devlet işlerinin y&uuml;r&uuml;mesinde devrim yapmak istemektedir. Gen&ccedil;, d&uuml;r&uuml;st, idealist bir o kadar da deneyimsizdir. Haremi ve &ccedil;ok eşliliği kaldıracağım, der.. Anadolu&rsquo;yla birleşmek ve kalkındırmak gerektiğini bilir, ancak yanlış zaman ve y&ouml;ntem se&ccedil;er. Halkı ve &uuml;lkesi i&ccedil;in kendisini yıkıma s&uuml;r&uuml;kleyecek tehlikeleri g&ouml;ze alır. Sonunda entrikacılar ve tahta g&ouml;z dikenler kazanır. Gen&ccedil; Osman, devleti ve insanları i&ccedil;in yaşamını hi&ccedil;e sayar.</p>
<p>*</p>
<p>O g&uuml;n severek gözlemlediğim Gen&ccedil; Osman&rsquo;dan sonra gözlemlediğim oyunlarda onun verdiği tadı alamadım. Oyunun unutamadığım kimi b&ouml;l&uuml;mleri ş&ouml;yle: Gen&ccedil; Osman, meczup ve biraz akıl sağlığı yerinde olmayan amcası Mustafa&#8217;nın yerine padişah yapılınca gen&ccedil; ve &quot;toy&quot; olmasına karşın girişimlerde bulunur. Yeni&ccedil;erilerin ve sipahilerin haydutluklarının &ouml;n&uuml;ne şu t&uuml;mcelerle ge&ccedil;mek ister: <b>&ldquo;</b><i>Hicaz&rsquo;dan d&ouml;nerken Anadolu&#8217;da kalıp yeni bir ordu kuracağım oradaki T&uuml;rkmenlerimden. O bozulmamış kanla yenileyeceğim devletin b&uuml;nyesini!&rdquo;</i> (Gen&ccedil; Osman, s. 98. T. Oflazoğlu, K&uuml;lt&uuml;r <b>B</b>akanlığı Yayınları-Ankara)</p>
<p>Kim zaman tek eşliliğisavunmasında: <i>&ldquo;Harem hayatına, y&uuml;zyılların bu rezaletine son verip tek kadınla evlenmeyi başlatacağım &uuml;lkede!&rdquo; deyip, </i>(s.39) haremi dağıtarak kendisi &ouml;rnek olur! Bu, kayınpederi Şeyh&uuml;lislam Esat Efendi&#8217;nin bile hoşuna gitmez.</p>
<p>&Ouml;zt&uuml;rk&ccedil;e ya da anlaşılır T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;den yana devrimci yapıya sahip olan Gen&ccedil; Osman, Kuran&rsquo;ın T&uuml;rk&ccedil;e s&ouml;ylenmesini ister! Bu konudaki d&uuml;ş&uuml;ncesi de ş&ouml;yle: <i>&ldquo;&Ouml;z halkım anlamıyor Kuran dilini, Tanrıyı T&uuml;rk&ccedil;e konuşturmalıyız!&rdquo; </i>(s. 57)</p>
<p>Anadolu&#8217;da eşkıyalarca tahılları, malları talan edilen yoksul k&ouml;yl&uuml;lerin İstanbul&#8217;a g&ouml;&ccedil; etmelerini araştırır, onlara sahip &ccedil;ıkar! Yeni&ccedil;erilerse sipahilerle bir olup Gen&ccedil; Osman&#8217;ın Anadolu&#8217;ya ge&ccedil;me d&uuml;ş&uuml;ncesinden rahatsız olurlar ve1. Sipahi: <i>&quot;Ni&ccedil;in gitmek istediği bilinmektedir. Anadolu&rsquo;ya ge&ccedil;mesi bizden vazge&ccedil;mesidir!&rdquo; </i>diyerek tasasını a&ccedil;ıklar<i>.</i>(s.101)</p>
<p>Her ay yapılan kutlamaları, bayramları tek g&uuml;ne indiren <b>Gen&ccedil; Osman: &ldquo;</b><i>Ne bayram <a href="http://www.bloglar.tk/tag/deli"title="deli" >deli</a>sidir bu benim milletim!&rdquo; diyerek &quot;</i>Lala&rdquo; ya emir verir:<i> &quot;Padişah yılda bir g&uuml;n tebrik kabul edecek bundan sonra, b&uuml;t&uuml;n bayramlar kutlanmış olacak b&ouml;ylece!&rdquo; </i>s&ouml;zc&uuml;kleriyle bir bAşık Olmaya yeniliğini a&ccedil;ıklar. (s. 97)</p>
<p>&Uuml;lkesindeki insanların &quot;Kul&quot; değil de &quot;Halk&quot;olmalarını ister ve: &quot;<i>Ya ben kul değil, halk istiyorsam? Kulluk ortadan kalksın istiyorsam?</i>&quot; der. (s. 45)</p>
<p>*</p>
<p>şimdi bAşık Olmaya b&ouml;l&uuml;mler:</p>
<p> &ldquo; 1. Sipahi<b> : </b><i>(Bir kadeh yuvarlayıp) </i><b>Rakı değil m&uuml;barek elmas tozu, yıldızlar &ccedil;aktı boğazımda! </b><i>(Dudağını yalıyarak)</i><b> Kemen&ccedil;e yoksa, zul&uuml;m işkence &ccedil;oksa, durum bomboksa; kanun yoksa, t&ouml;reler kurallar &ccedil;oksa, ama d&uuml;zen yoksa, durum bomboksa; hele ney, yoksa, sevda denen şey &ccedil;oksa ama sevgili yoksa, iştah pek &ccedil;oksa, cepte metelik yoksa, &ccedil;oklar a&ccedil;, azlar toksa, durum bomboksa&#8230; &Ccedil;almazsa &ccedil;almasın sazlar! &quot;</b>(s.70)</p>
<p>&quot; 1. Yeni&ccedil;eri: <b>Edepten &ccedil;ıkmak yok, biz bize değiliz; burda soylu kişiler var, boylu kişiler var.&rdquo;</b> (s. 73)</p>
<p><b>Gen&ccedil; Osman </b>coşkusunu yenemeyerek sesini y&uuml;kseltir:</p>
<p><b>&ldquo;Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n en g&uuml;&ccedil;l&uuml; devleti, en <a href="http://www.bloglar.tk/tag/zengin"title="zengin" >zengin</a> &uuml;lkesiyiz s&ouml;zde.</b> <b>A&ccedil;lıktan &ouml;lenlerin bulunduğu bir &uuml;lkede ş&ouml;lenler d&uuml;zenlenip tıka basa yeniyorsa,</b> <b>&Ccedil;ıplakların soğuktan titreştiği yerde k&uuml;rklere sarınanlar olabiliyorsa;</b> <b>Ve b&uuml;t&uuml;n bunlardan yükümlü olan kişiye &lsquo;cihan padişahı&rsquo; diye alkış tutuluyorsa</b> <b>Yazıklar olsun o padişaha da ona alkış tutanlara da! &rdquo;</b> der&hellip;(s. 12)</p>
<p>&quot;Gen&ccedil; Osman&quot; oyunu, anlaşılacağı gibi tarihsel konumunun &ccedil;ok ilerisinde işler yapmaya &ccedil;alışan padişahın acıklı son zamanını anlatır. Karşısındaki g&uuml;&ccedil; &quot;<i>Yeni&ccedil;eriler</i>&quot; ve &quot;<i>Sipahiler</i>&quot; ile gizli d&uuml;şman aynı zamanda padişahın da kayınpederi olan Şeyh&uuml;lislam Esat Efendi&#8217;dir.</p>
<p>Oyuna sonlandıran Gen&ccedil; Osman&rsquo;ın Yedikule Zindanlarında boğularak &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;ş&uuml;n&uuml;n &ccedil;ığlıkları, kulaklarımdan ve g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nden hi&ccedil;bir zaman gitmedi!</p>
<p>*</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/genc-osman-oyunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balıkesir, Kamil Saka Skytürk’te canlı yayında</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/balikesir-kamil-saka-skyturk-te-canli-yayinda.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/balikesir-kamil-saka-skyturk-te-canli-yayinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 07:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA["yasemin kalkavanlı" blog]]></category>
		<category><![CDATA[abarikan pastası]]></category>
		<category><![CDATA[aldatmayÄ± kanÄ±tlamak iÃ§in ne yapmalÄ±]]></category>
		<category><![CDATA[balikesir]]></category>
		<category><![CDATA[canli]]></category>
		<category><![CDATA[güre taksi]]></category>
		<category><![CDATA[kamil]]></category>
		<category><![CDATA[kamil saka]]></category>
		<category><![CDATA[saka]]></category>
		<category><![CDATA[skyturk]]></category>
		<category><![CDATA[sövmeli şakalar]]></category>
		<category><![CDATA[taksi güre]]></category>
		<category><![CDATA[taksi şöförü bakımlısı]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[yayinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/2291</guid>
		<description><![CDATA[G&#252;re&#8217;nin efsane belediye başkanı Kamil Saka G&#252;re&#8217;nin tanıtım etkinlikleri i&#231;in canlı yayına &#231;ıkıyor. Başkan Saka , 27 Mart Pazar g&#252;n&#252; Saat 17:15&#8217; te Skyt&#252;rk&#8217;te Lokomotif programında K&#246;rfezin en şirin il&#231;esi G&#252;re&#8217;yi tanıtacak. Canlı Yayın ile ilgili bir değerlendirme yapan Efsane başkan Kamil Saka &#8216;&#8217; G&#252;re&#8217;nin tarihi, k&#252;lt&#252;r&#252; ve turizmini t&#252;m T&#252;rkiye&#8217;ye tanıtmayı hedefliyoruz. Refik Pak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/balikesir-kamil-saka-skyturk-te-canli-yayinda-1301284917.jpg"></img>
<p>
	G&uuml;re&rsquo;nin efsane belediye b<a href="http://www.bloglar.tk/tag/ask"title="aşk" >aşk</a>anı Kamil Saka G&uuml;re&rsquo;nin tanıtım etkinlikleri i&ccedil;in canlı yayına &ccedil;ıkıyor. Başkan Saka ,  27 Mart Pazar g&uuml;n&uuml; <a href="http://www.bloglar.tk/tag/saat"title="saat" >Saat</a> 17:15&rsquo; te Skyt&uuml;rk&rsquo;te Lokomotif programında K&ouml;rfezin en şirin il&ccedil;esi G&uuml;re&rsquo;yi tanıtacak. Canlı Yayın ile ilgili bir değerlendirme yapan Efsane başkan Kamil Saka &lsquo;&rsquo; G&uuml;re&rsquo;nin tarihi,  k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve turizmini t&uuml;m T&uuml;rkiye&rsquo;ye tanıtmayı hedefliyoruz. Refik Pak tarafından <a href="http://www.bloglar.tk/tag/hazir"title="hazır" >hazır</a>lanıp,  sunulacak olan programda dilim<a href="http://www.bloglar.tk/tag/izin"title="izin" >izin</a> d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml; kadarıyla,  beldemiz i&ccedil;in en g&uuml;zelini yapmaya gayret edeceğiz. Diyerek G&uuml;re&rsquo;nin tarih&ccedil;esi hakkında balaka verdi. Başkan Saka s&ouml;zlerine ş&ouml;yle devam etti; &lsquo;&rsquo; K&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir belde. Bir o kadar şirin,  bir o kadar da bakir. Hi&ccedil; bozulmamış,  ellenmemiş. Hani,  ge&ccedil;miş zamanın i&ccedil;inden alınıp &ouml;ylece 21.y&uuml;zyıla bırakılıvermiş gibi.Kazdağı&acute;nın i&ccedil;inde yeşil bir k&ouml;y&#8230; Eski sokaklar,  evler ve buz gibi sular akan &ccedil;eşmeler. Deniz kıyısında bir iskele,  i&ccedil;inde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;arşı&#8230; İda Dağı eteklerinde bir şifa kaynağı,  G&Uuml;RE. Su şırıltılı dereciklerin s&uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; bereketli vadiler ve zeytinliklerle,  yaşlı &ccedil;ınar ağa&ccedil;larının g&ouml;lgesinde kurulan G&uuml;re&acute;nin dokusunu oluşturan eski sokaklar,  eski &ccedil;eşmeler,  harikulade bir cami,  eski evler ve bir yağ fabrikasının g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;,  G&uuml;re&acute;nin dokusunu,  kısacası G&uuml;re&acute;nin kendisini oluşturur. G&uuml;re&acute;nin i&ccedil;inde restore edilen asırlık iki tarihi depo nostaljik havayı yaşatmaya devam ediyor. Meydandaki kahveler,  G&uuml;re&acute;nin g&uuml;nden g&uuml;ne g&uuml;zelleşen &ccedil;ehresinde değişmeyen bir mihenk taşıdır. Bu kahvelerde &ccedil;ayınızı i&ccedil;erken,  Sarıkız&acute;ın &uuml;nl&uuml; efsanesini k&ouml;yl&uuml;lerin ağzından dinleyebilirsiniz. B&ouml;lge halkı bu efsaneye &ccedil;ok bağlı. B&ouml;lgenin hemen her yerinde bu inanışa atfen bir şeyler g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;n. Romanya-K&ouml;stence&acute;ye bağlı Tuzla Belediyesi ile kardeş şehir olan G&uuml;re Belediyesi&acute;nin,  Atat&uuml;rk Bulvarı &uuml;zerindeki kavşağa dikmiş olduğu ve iki belediyenin kardeşliğini simgeleyen tabela ise,  Artemis heykeliyle birlikte G&uuml;re&acute;ye gelen konuklarına sevgi,  birlik ve beraberlik mesajı veriyor. G&uuml;re,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir belde olmasına rağmen Edremit K&ouml;rfezi&acute;nin turizm a&ccedil;ısından en hareketli yerlerinden biridir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; G&uuml;re bir termal <a href="http://www.bloglar.tk/tag/cennet"title="cennet" >cennet</a>i. Termal kaynakların varlığı G&uuml;re i&ccedil;in ger&ccedil;ekten b&uuml;y&uuml;k bir şans. Eski &ccedil;ağlardan beri bilinen bir kaplıca merkezi olan bu b&ouml;lge,  65&deg;C&acute;lik şifalı suyu ile &uuml;lkemizin d&ouml;rt bir yanından gelen misafirlere sağlık sunuyor.&nbsp;</p>
<p>
	Beytullah Yılmaz web: <a href="http://www.beytullahyilmaz.com.tr">www.beytullahyilmaz.com.tr</a> web: <a href="http://www.korfezdepolitika.com">www.korfezdepolitika.com</a> msn: <a href="mailto:bilgi@beytullahyilmaz.com.tr">bilgi@beytullahyilmaz.com.tr</a> mail: <a href="mailto:korfezdepolitika@gmail.com">korfezdepolitika@gmail.com</a> Gsm: 0 544 864 95 26 Basın B&uuml;ro: 0 266 432 42 88&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/balikesir-kamil-saka-skyturk-te-canli-yayinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İtirazım var</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/itirazim-var.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/itirazim-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 19:54:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[çağla ışık]]></category>
		<category><![CDATA[CAGLA ISIK FACEBOOK UCSD]]></category>
		<category><![CDATA[itirazim]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yasemin+kalkavanl blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/2192</guid>
		<description><![CDATA[Atat&#252;rk&#231;&#252; D&#252;ş&#252;nce Derneği (ADD) Genel Başkanı Tansel &#199;&#246;laşan, ADD Trabzon Şubesi Gen&#231;lik kolları tarafından Karadeniz Teknik &#220;niversitesi Osman Turan Kongre Merkezi&#8217;nde d&#252;zenlenen konferansta &#252;niversite &#246;ğrencilerine g&#246;sterilere devam etme &#231;ağrısında bulunmuş ve gen&#231;lerden &#8220;sessiz duran halka &#246;nc&#252;l&#252;k yapmalarını, onlara her şeyi istemeyi ve direnmeyi &#246;ğretmelerini&#8221; istemiş.&#160; &#199;&#246;laşan, T&#252;rkiye&#8217;nin ekonomik y&#246;nden geri kaldığı, dışa bağımlı hale getirildiği, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/itirazim-var-1299952487.jpg"></img>
<p>
	Atat&uuml;rk&ccedil;&uuml; D&uuml;ş&uuml;nce Derneği (ADD) Genel B<a href="http://www.bloglar.tk/tag/ask"title="aşk" >aşk</a>anı Tansel &Ccedil;&ouml;laşan,  ADD Trabzon Şubesi Gen&ccedil;lik kolları tarafından Karadeniz Teknik &Uuml;niversitesi Osman Turan Kongre Merkezi&rsquo;nde d&uuml;zenlenen konferansta &uuml;niversite &ouml;ğrencilerine g&ouml;sterilere devam etme &ccedil;ağrısında bulunmuş ve gen&ccedil;lerden &ldquo;sessiz duran halka &ouml;nc&uuml;l&uuml;k yapmalarını,  onlara her şeyi istemeyi ve direnmeyi &ouml;ğretmelerini&rdquo; istemiş.&nbsp;</p>
<p>
	&Ccedil;&ouml;laşan,  T&uuml;rkiye&rsquo;nin ekonomik y&ouml;nden geri kaldığı,  dışa bağımlı hale getirildiği,  T&uuml;rkiye&rsquo;nin İran yapılmağa &ccedil;alışıldığını dile getirip; buna benzer konularda g&ouml;r&uuml;ş belirttikten sonra bir soru &uuml;zerine &ouml;ğrencilerin g&ouml;sterilere devam etmesini istemiş ve şunları s&ouml;ylemiş: &ldquo;&Ouml;ğrenciler şunu bilsin,  &ouml;ğrenci en aktif kesimdir. Ve de hen&uuml;z aile kurmadığı i&ccedil;in,  hen&uuml;z &ccedil;oluk &ccedil;ocuğu olmadığı i&ccedil;in,  işinden atılma <a href="http://www.bloglar.tk/tag/korku"title="korku" >korku</a>su olmadığı i&ccedil;in en &ouml;zg&uuml;r yapıdır. Dolayısıyla &uuml;niversiteler işin aslında nirengi noktasıdır&rdquo; diyerek konuşmasını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. Konuşmasının sonunda &ldquo;Sizi durdurmak istiyorlar. &Uuml;st&uuml;n&uuml;ze gaz sıkıyorlar ama gaz sıkmalarına bakmayın devam edin&rdquo; diyor.&nbsp;</p>
<p>
	Sayın Tansel Hanım,  Yıllarca hukukun &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; savunarak en &uuml;st makamlarda g&ouml;rev yaptınız. <a href="http://www.bloglar.tk/tag/nasil"title="nasıl" >Nasıl</a> olurda gen&ccedil;lerin hukuk dışında hak aramalarını s&ouml;yleyebilirsiniz. Hukuk&ccedil;u kimliğinizi bir tarafa bırakın. Bir anne olarak gen&ccedil;lerin sokakta kavga etmelerine nasıl g&ouml;nl&uuml;n&uuml;z razı olabilir. Yoksa Anadolu insanının,  fakir fukaranın &ccedil;ocuklarının okuması neticesinde,  bug&uuml;ne kadar <a href="http://www.bloglar.tk/tag/selam"target="_blank"title="selam" >selam</a>la,  hatır g&ouml;n&uuml;l ilişkileri ile işe yerleştirdiğiniz &ccedil;ocuklarınıza iş alanı kalmadığından mı tekrar &ccedil;ocuklarımızı kavga ortamına &ccedil;ekmek istiyorsunuz. Yok artık; gen&ccedil;lerimiz bundan sonra,  s<a href="http://www.bloglar.tk/tag/izin"title="izin" >izin</a> ve sizin gibilerin oyununa gelmeyecek. Onlar okuyup gelişmiş &uuml;lke &ccedil;ocukları ile yarışacaklar,  uğradıkları haksızlıklara karşı hukuk i&ccedil;inde m&uuml;cadele edecekler. Sizin anlayacağınız bizim &ccedil;ocuklarımız bundan sonra kavga ortamında olmayacaklar.&nbsp;</p>
<p>
	Sayın Tansel Hanım,  H&uuml;k&uuml;metleri,  mevcut yasaların eksikliklerini,  beğenmediğiniz taraflarını velhasıl her şeyi eleştirebilirsiniz,  hi&ccedil;bir itirazımız olmaz. Ancak; &ccedil;ocuklarımızı sokağa,  kavga ortamına &ccedil;ekmek isteyenlere itirazımız var.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/itirazim-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fas gezi notları ( 2 )</title>
		<link>http://www.bloglar.tk/fas-gezi-notlari-2.html</link>
		<comments>http://www.bloglar.tk/fas-gezi-notlari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2011 17:52:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[cellabe dik blog]]></category>
		<category><![CDATA[fas]]></category>
		<category><![CDATA[Fas el-Bali Bab Bou Celud blog]]></category>
		<category><![CDATA[Fas el-Bali Bab Bou Celud Bou Inania blog]]></category>
		<category><![CDATA[fas gezi not lari blog]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[kazablanka kızları]]></category>
		<category><![CDATA[notlari]]></category>
		<category><![CDATA[saygı ve sevgi ile ilgili şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi saygı ile ilgili şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi ve saygı (şiir:) blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bloglar.tk/2149</guid>
		<description><![CDATA[Fas gezimin 1. b&#246;l&#252;m&#252;nde, Kazablanka ve Marakeş notlarımı bulabilirsiniz. Fas gezi fotoğraflarımı, www.picasaweb.google.com/metindenizmen adresinde izleyebilirsiniz.&#160; MERAKLISI İ&#199;İN NOTLAR;&#160; 1 &#8364; = 11 Dr. 1 $ = 8.5 Dr. ( Fas Dirhemi ) Kazablanka &#8211; Marakeş ( CTM Otob&#252;s ) 85 Dr. + 5 Dr. sırt &#231;antası Marakeş; şehir i&#231;i otob&#252;s 3.5 Dr. Marakeş; Hotel Ali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bloglar.tk/resim/fas-gezi-notlari-2-1299685927.jpg"></img>
<p>
	Fas gezimin 1. b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde,  Kazablanka ve Marakeş notlarımı bulabilirsiniz.<br />
	Fas gezi fotoğraflarımı,  <a href="http://www.picasaweb.google.com/metindenizmen">www.picasaweb.google.com/metindenizmen</a> adresinde izleyebilirsiniz.&nbsp;</p>
<p>
	MERAKLISI İ&Ccedil;İN NOTLAR;&nbsp;</p>
<p>
	1 &euro; = 11 Dr. 1 $ = 8.5 Dr. ( Fas Dirhemi )<br />
	Kazablanka &ndash; Marakeş ( CTM Otob&uuml;s ) 85 Dr. + 5 Dr. sırt &ccedil;antası<br />
	Marakeş; şehir i&ccedil;i otob&uuml;s 3.5 Dr.<br />
	Marakeş; Hotel Ali ( Rue Moulay Ismial,  Cuma El Fına&rsquo;nın 5o m. yanında ) 300 Dr.<br />
	Marakeş Bahai Sarayı giriş 10 Dr.<br />
	Marakeş Bkalitesiz Sarayı giriş 10 Dr.<br />
	Marakeş Suudi mezarları giriş 10 Dr.<br />
	Marakeş &#8211; Fes tren ( 1. sınıf ) 295 Dr.&nbsp;</p>
<p>
	Fes; Hotel Moritanya ( Eski Fes&rsquo;in sembol&uuml; Bab-ı Celud&rsquo;un hemen yanı ) 200 Dr.<br />
	Fes &ndash; Chefcaouen i&ccedil;in CTM otob&uuml;s&uuml; 70 Dr/ kişi.<br />
	Fes Medinası sokaklarının toplam <a href="http://www.bloglar.tk/tag/uzun"title="uzun" >uzun</a>luğu 90 km ve 13 bin d&uuml;kkan var.&nbsp;</p>
<p>
	Chefchaouen; Hotel Salamat Ave Hassan 2 100 Dr.<br />
	Chefchaouen; Hotel Marrakess Ave Hasan 2 300 Dr.<br />
	Cheufchaouen &ndash; Tanca otob&uuml;s 30 Dr.&nbsp;</p>
<p>
	Tanca Mamouna Hotel 200 Dr.<br />
	Tanca-Atabanca otob&uuml;s 15 Dr.&nbsp;</p>
<p>
	Atabanca Hotel Sahara Rue Tafraya 9 150 Dr.<br />
	Asilah- Kazablanka otob&uuml;s 70 Dr.<br />
	Kazablanka,  Hotel Galia 225 Dr.<br />
	Kazablanka-Casa Voyageurs tren istasyonu taksi 10 Dr.<br />
	Casa Voyageurs- Mohammed 5 havaanı tren 1.snf 60 Dr.&nbsp;</p>
<p>
	13.02.2011 ( FES )&nbsp;</p>
<p>
	<a href="http://www.bloglar.tk/tag/saat"title="saat" >Saat</a> 06.00&rsquo; da,  Fes El Bali&rsquo; ye gidecek otob&uuml;s durağını bulabilmek i&ccedil;in,  LP&rsquo; yi alarak,  dışarı &ccedil;ıkıyorum. Hava hen&uuml;z karanlık. Sokaklarda,  telaşlı y&uuml;r&uuml;yen birka&ccedil; kişi g&ouml;rebiliyorum sadece. Haritaya g&ouml;re,  direniş meydanına kadar ( Place de la Resistance ) y&uuml;r&uuml;yorum,  ayaz,  ellerimi dondurmaya başlıyor. Kim der ki; bir Afrika &uuml;lkesindeyim. Muhammed 2 Caddesi &uuml;zerinde olmalı otob&uuml;s durağı. Caddede bekleyen bir gence soruyorum,  20 m. ilerisini g&ouml;steriyor ve 9 nolu aracın ge&ccedil;tiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Ben,  sokaklarda kimsenin olmadığı bu saatlerde,  &ccedil;ok iyi İngilizce bilen birine rastladığım i&ccedil;in memnun ayrılırken,  Medina&rsquo;da kalabileceğim birka&ccedil; riad ( eski evlerin konaklama tesisine tebdil edilmiş hali ) ismi ve adresi yazıyor defterime. Gelen bir otob&uuml;se biniyor,  pencereden de el sallayarak,  sesleniyor bana.<br />
	Az sonra,  arkamda giderek yaklaşan ayak sesleri duyuyorum,  koşarak gelen biri olmalı,  bomboş sokakta,  bu da kim diyerek d&ouml;n&uuml;yorum. Deminki gen&ccedil;,  soluk nefese geliyor yanıma. Anlaşılan otob&uuml;sten inmiş. Fes El Bali&rsquo;de yardımcı <a href="http://www.bloglar.tk/tag/olmak"title="olmak" >olmak</a> istediğini,  otel bulabileceğini,  T&uuml;rklerle kardeş olduğunu s&ouml;yleyip duruyor. Kardeşlik lafını duyunca,  arka planda bir &ccedil;apanoğlu seziyorum. &ldquo; hemen gitmeyeceğim,  &ouml;ğlene kadar Ville Nouville&rsquo; de dolaşacağım &ldquo; diyorum. Y&uuml;z&uuml; d&uuml;ş&uuml;yor hemen,  yutkunuyor,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/sigara"title="sigara" >sigara</a> parası istiyor bu kez,  sigara i&ccedil;mediğimi ve kimseye de zararlı sigara i&ccedil;in para vermediğimi s&ouml;yl&uuml;yorum sert&ccedil;e. Bu kez,  y&uuml;zs&uuml;zce,  25 Dr. istiyor. Otob&uuml;sten indiğine g&ouml;re,  g&ouml;z&uuml;ne kestirmiş beni. Bir şekilde s&ouml;ğ&uuml;şleyecek. Daha fazla uzatmamak i&ccedil;in sert bir şekilde omzuna vurarak; &ldquo; kusura bakma &ldquo; diyerek ayrılıp,  hala karanlık ve kimsesiz caddeler ve sokakları y&uuml;r&uuml;yerek,  tren garına geliyorum.<br />
	Hava aydınlanmaya y&uuml;z tutunca,  &ccedil;antalarımızı y&uuml;klenip,  aynı yollardan,  tarif edilen yere gelip bekliyoruz,  eşimle. Gelen giden yok,  yakınlardaki bir adama soruyorum. Tabii,  yine Fransızca cevap geliyor. Neyse eşim Pazar g&uuml;n&uuml;n&uuml; yakalayabilmiş. Adam,  bug&uuml;n Pazar otob&uuml;s &ccedil;alışmaz diyor. Daha,  iki saat &ouml;nce,  y&uuml;zs&uuml;z gen&ccedil; bir otob&uuml;se binmedi mi? Israrla bekliyoruz,  yok,  otob&uuml;s yok. İleride k&ouml;şedeki Petit taksilere yaklaşıyorum. Adam,  y&uuml;z&uuml;me bakıp,  d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor,  d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor,  sonunda 400 Dr. diyor. Yaklaşık 40 &euro; yani,  &uuml;&ccedil; beş kilometre yol i&ccedil;in. Ben,  adama sayıp d&ouml;kmeye başlayınca,  eşim,  kolumdan &ccedil;ekiyor,  &ldquo; kullandığın k&uuml;f&uuml;rlerin &ccedil;oğu Arap&ccedil;a,  anlayacaklar ve meydan dayağı yiyeceğiz &ldquo; diyor. Kadıncağız haklı. &Ouml;z t&uuml;rk&ccedil;e k&uuml;f&uuml;r hatırlamam gerekecek anlaşılan,  travmatik anlarda.<br />
	Yanımızda duran bAşık Olmaya bir Petit taksiye sokuluyorum,  yaşlı adam,  taksimetre a&ccedil;acağını s&ouml;yl&uuml;yor. Yapsa yapsa,  gece tarifesi a&ccedil;ar,  biraz da bonus gezdirir,  diyerek kabulleniyorum,  biniyoruz. Pazar g&uuml;n&uuml; Fas&rsquo;ın resmi hafta sonu tatil g&uuml;n&uuml;,  ger&ccedil;ekten de,  caddeler,  hala sakin. &Ccedil;ok ge&ccedil;meden,  Eski Fes&rsquo;in simgelerinden Bab-ı Celud kapısının &ouml;n&uuml;nde iniyoruz. Taksimetreye bakıyorum,  7.40 Dr. yazıyor,  10 Dr. veriyor,  bir de teşekk&uuml;r ediyorum,  bu d&uuml;r&uuml;st şof&ouml;re. 10 dakika &ouml;nce,  aynı yola 400 Dr. istemekte olan hıyar geliyor aklıma,  yanımızda kimse olmadığı i&ccedil;in tekrar basıyorum kalayı.<br />
	Saat 07.30,  Bab-ı Celud&rsquo; un,  zafer takını andıran t&uuml;rkuaz &ccedil;inili cephesinin altından ge&ccedil;iyoruz. Birka&ccedil; berduşun haricinde,  daracık sokaklarda kimseler yok. D&uuml;kkan &ccedil;okluğuna ve genel yapıya bakılırsa,  g&uuml;nd&uuml;z yoğun bir yaşam s&uuml;r&uuml;yor buralarda,  ama,  kargaların bile kahvaltısını yapmadığı bu saatlerde,  bomboş sokakları ile dramatik bir hali var. &Ouml;n&uuml;m&uuml;ze &ccedil;ıkan ve kapısında Riad ve Dar yazan b&uuml;t&uuml;n kapıları &ccedil;alıyoruz. Kapılar sanki bir duvar. Durumu g&ouml;r&uuml;nce,  istasyonda &uuml;ş&uuml;menin,  gece yarısı buralara gelmekten daha hayırlı olduğunu bir kez daha anlıyorum. Sadece bir Riad kapısını a&ccedil;ıyor ve full olduğunu,  sadece bug&uuml;n i&ccedil;in yer verebileceğini s&ouml;yleyerek 60 &euro; istiyor. Sırt &ccedil;antalarımızın bile sığamadığı,  daracık sokak duvarlarına s&uuml;rte s&uuml;rte dolaşıyor,  yer arıyoruz. Uykusuzluk,  yorgunluk ve yer bulamanın ş<a href="http://www.bloglar.tk/tag/ask"title="aşk" >aşk</a>ınlığı i&ccedil;erisinde tekrar Bab-ı Celud &ouml;n&uuml;ne gelip,  sakinleşmeye &ccedil;alışıyoruz.<br />
	&Ccedil;ok ge&ccedil;meden,  iyi İngilizce bilen bir adam takılıyor. Bab-ı Celud&rsquo; un hemen yanında,  200 Dr. isteyen,  ancak,  eşimin beğenmediği otele girerken,  sesleniyor. &ldquo; Orası &ccedil;ok pis,  bitlenirsiniz. &ldquo; Belli ki; ayak&ccedil;ı,  s&ouml;zleri,  &ouml;zellikle eşim i&ccedil;in,  etkili oluyor,  takılıyoruz peşine. Sabah ayazının,  daracık,  g&uuml;neş almayan,  r&uuml;zgarlı daracık sokaklarında,  daha fazla hissedildiği anlarda y&uuml;r&uuml;yor,  oraya buraya giriyoruz. Hatırladığım kadarı ile Fes Medina&rsquo;sının sokaklarının uzunluğu 90 kilometreyi buluyordu. Umarım,  bu adam,  hepsini gezdirmeye kalkmaz bize,  otel aramak i&ccedil;in. Yine,  kapılar a&ccedil;ılmıyor,  a&ccedil;ılanlar; ya,  adama tatil sabahı,  tatlı uykudan uyandırdığı i&ccedil;in kızıyorlar,  ya da dolu. Birka&ccedil;ı da rutubetten girilecek gibi değil. Bir saatten fazla arkasından koşturuyoruz Medina sokaklarında,  sonunda,  tamam diyorum,  sert bir sesle,  bizi Bab-ı Celud &ouml;n&uuml;ne bırak. Komisyon alamama nedeniyle y&uuml;z&uuml; d&uuml;şse de,  az sonra Bab-ı Celud &ouml;n&uuml;nde buluyoruz kendimizi. Kendi başımıza,  90 kilometrelik bu labirentlerden &ccedil;ıkıp,  ka&ccedil; saatte gelebilirdik buraya bilemiyorum.<br />
	Pirelenme pahasına devasa kapının hemen yanındaki otele giriyoruz tekrar. Hotel Moritanya ( 200 Dr ). Perişan bedenlerimizi,  buz gibi odanın,  buz gibi yatağına atıp,  12.00&rsquo; ye kadar uyuyoruz.<br />
	Sonra,  Marakeş&rsquo;in kaosuna taş &ccedil;ıkartacak Medina&rsquo;nın &ccedil;ılgınlığına karışıyoruz. Harita belli ki; burada da işe yaramayacak. Yarım saattir burnumuzun dibindeki,  El Atarin Medresesini bile bulamadık. Epeydir,  peşimizi bırakmayan genci &ccedil;ağırıyorum yanıma; LP &lsquo; de adı ge&ccedil;en tarihi yerlerin listesini yapıyorum ve bu yerlere g&ouml;t&uuml;r&uuml;rse,  20 Dr. vereceğimi s&ouml;yl&uuml;yorum,  itiraz edip 50 Dr istiyor,  ilerliyorum,  okey diyor. Bakmayın siz 250-300 Dr. &ouml;deyen,  şaşkınlara.<br />
	&Ouml;nce,  Neccarin Ahşap Sanatları M&uuml;zesinin &ouml;n&uuml;ne getiriyor. Bilet alarak giriyoruz ( 20 Dr/kişi ). Fas&rsquo;ın Atlantik ve Akdeniz sahillerinde yetişen başta atlas &ccedil;amı olmak &uuml;zere Halep &ccedil;amı,  meşe gibi ağa&ccedil;larının tanıtıldığı ve işleme ara&ccedil;larının fotoğraflarının sergilendiği,  bir zamanların kervansarayı olan bu binanın &uuml;st katlarında,  hayranlık duyduğum Maroc ve &ouml;zellikle Berberi kabilelerinin desenlerini yansıtan ahşap oyma işler var. M&uuml;zik aletleri,  kapı tokmakları,  &uuml;zerinde ayet,  cumbalar işlenmiş,  antik ahşap frizler &ccedil;ok g&uuml;zel.<br />
	Kapıda bekleyen rehberimiz,  Attarine Medresesine g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor sonra. Enteresan,  iki kapısı da kapalı. Sonra geliriz umuduyla,  bAşık Olmaya bir yere,  Molla İdris T&uuml;rbesine geliyoruz. Ayakkabılarımı &ccedil;ıkarıyorum kapıda,  hemen bir fedai tepemde bitiyor,  yasak diyor,  gavurlara yasak. İyi diyorum,  ben M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ım,  hem de İstanbul M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ı. Geri &ccedil;ekiliyor. Tepeden tırnağa Maroc tarzı renk ve &ccedil;izgilerde bir c&uuml;mb&uuml;ş var i&ccedil;eride. Kemerler,  yine mavi-t&uuml;rkuaz &ccedil;iniler ve panolarla kaplı. Yine &ccedil;inili kaplı bir duvara oturuyorum. İ&ccedil;erideki erkekler g&ouml;zlerini dikmiş bana bakıyorlar,  ben,  ortalığa hakim,  Marok hatlarını,  renk ve &ccedil;izgilerini kafama kaydetmeye &ccedil;alışıyorum. Kameramı &ccedil;ıkarıp,  fotoğraf &ccedil;ekmeye kalksam,  eminim ki; yaka pa&ccedil;a dışarı atacaklar beni. Soldaki b&ouml;l&uuml;mden mırıltılar,  ilahi ve dua sesleri geliyor,  kalkıp,  kemerin öteki tarafına bakıyorum. Avluda toplanmış kadınlar var. Oturduğum salonun sağ k&ouml;şesinde,  yaldızlı parmaklıklarla &ccedil;evrilmiş bir b&ouml;l&uuml;m var. Molla İdris&rsquo;in naaşı burada olmalı. Saygıyla yaklaşanlar,  ortası <a href="http://www.bloglar.tk/tag/deli"title="deli" >deli</a>k bir bakırın i&ccedil;inden kumaşla kaplı,  naaşa dokunabiliyorlar.<br />
	Molla İdris&rsquo;in hikayesi ilgin&ccedil;. 807-828 yıllarında bu b&ouml;lgede y&ouml;neticilik yapmış ve peygamber neslinden geldiğini s&ouml;ylermiş. 1308 yılında,  cesedi bulunduğunda,  &ccedil;&uuml;r&uuml;memiş olduğunu anlamışlar. 18 y.y &lsquo;da bug&uuml;nk&uuml; t&uuml;rbe yapılmış. İslam d&uuml;nyası i&ccedil;in evliya mertebesinde değer g&ouml;ren Molla İdris&rsquo;in t&uuml;rbesi,  aynı Ey&uuml;p Camii gibi,  s&uuml;nnet olacak &ccedil;ocukların ve &ccedil;ocuk sahibi olmak isteyenlerin kesinkes uğradığı,  kutsal bir mekan Fas&rsquo;lılar i&ccedil;in.<br />
	Sırada,  deri tabakhaneleri var. Rehberimiz,  bir deri mağazasına sokuyor,  ben,  alışveriş etmek değil,  tabakhaneleri,  &ouml;zellikle de; boya tanklarını g&ouml;rmek istediğimi s&ouml;yl&uuml;yorum. Tamam diyor,  mağazanın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; katına,  terasına &ccedil;ıkan merdivenleri tırmanıyoruz. Pazar g&uuml;n&uuml;n&uuml;n azizliği devam ediyor bug&uuml;n. Tatil olduğu i&ccedil;in,  &ccedil;alışan yok. çok renkli boyalarla dolu,  bal peteğini andıran kaplar,  i&ccedil;inde,  tepinerek,  derileri boyayan iş&ccedil;iler yok bug&uuml;n. Teras kattan,  tabakhaneler g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor,  ama,  yukarılara uzanan Fes evleri,  &uuml;zerlerindeki beyaz &ccedil;anak antenlerle,  Fes Kalesine kadar uzanıyor. Kalenin altında g&ouml;r&uuml;len beyaz noktalar da,  mezarlık olmalı.<br />
	Yaklaşık iki saattir,  şimşek hızıyla,  Medina&rsquo;nın 90 km. yi bulan,  daracık,  labirent benzeri sokaklarında,  rehberim<a href="http://www.bloglar.tk/tag/izin"title="izin" >izin</a> peşinde dolaşıyoruz. Sırada,  Medrese Bou İnania&rsquo; da. Ama,  rehber kayış atıyor; Yukarıda polis var,  &ldquo; benim kokartım olmadığı i&ccedil;in,  başım belaya girer &ldquo; diyor. Burayı <a href="http://www.bloglar.tk/tag/nasil"title="nasıl" >nasıl</a>sa kendim bulurum diyerek ısrar etmiyor,  ayrılıyorum.<br />
	Medina ve &ccedil;evresinde 13000 d&uuml;kkan olduğu s&ouml;yleniyor,  bunca d&uuml;kkanın nasıl iş yaptığını anlamak m&uuml;mk&uuml;n değil? Rızk hakkında s&ouml;ylenenler elbette doğru olmalı ? Bir ara kasap ve <a href="http://www.bloglar.tk/tag/tavuk"title="tavuk" >tavuk</a> satıcılarının bulunduğu dar bir yola giriyorum. Kafeslerin i&ccedil;inden se&ccedil;ilen tavuklar,  hemen orada kesiliyor,  yolunup,  veriliyor m&uuml;şterilere,  k&ouml;şedeki kasap,  kocaman bir deve kellesini asmış dışarıdaki &ccedil;engele,  damlayan kanları da,  altında bekleyen kediler yalıyor. Tavukların feryadı,  m&uuml;şterileri d&uuml;kkanına sokabilmek i&ccedil;in bağırıp duran esnafın sesine karışıyor. Yine de; Fes esnafı,  Marakeş kadar yapışkan değil.<br />
	Bou İnania Medresesini,  fazla sormadan buluyorum. Kaosun h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; bir sokaktan,  sadece bir kapıyla,  s&uuml;kunet diyarına ge&ccedil;iveriyorum ( 10 Dr. ). Ortada yine bir havuz,  etrafında da; Ali Bin Yusuf Medresesinin daha k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; bir yapı var. Stukolar,  yılların yıpranmışlığına &ccedil;are elden ge&ccedil;miş olsalar da,  bizim Topkapı Surları restorasyonu gibi sırıtmıyorlar. Nişlerin tavanlarındaki,  detaylı ahşap oyma iş&ccedil;iliğini izlerken,  boynum tutulacak,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/korku"title="korku" >korku</a>yorum. Derli toplu bir yerel rehberin getirdiği k&uuml;&ccedil;&uuml;k grubun şamatası,  on dakika sonra bitiyor ve medresenin avlusunu,  yine,  s&uuml;kunet ve nişler arasında u&ccedil;uşan kumruların kanat sesleri kaplıyor. Dar avluda,  keskin g&ouml;lgelerin &ccedil;izdiği hatlar fotoğrafı zorlaştırsa da; epey fotoğraf &ccedil;ektikten sonra,  suratsız bir adamın,  sert bir şekilde g&ouml;sterdiği bAşık Olmaya bir kapıdan Medina&rsquo;nın mahşerine &ccedil;ıkıyorum. &Ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz da,  ses d&uuml;ğmesi a&ccedil;ılmış bir <a href="http://www.bloglar.tk/tag/radyo"title="radyo" >radyo</a> gibi,  uğultu kaplıyor ortalığı.<br />
	Sonra,  yine,  Pazar olduğu i&ccedil;in,  daha da,  mahşer yerini andıran sokaklardan ge&ccedil;erek,  Medina&rsquo;nın kerpi&ccedil; duvarlarının arasından,  a&ccedil;ık araziye &ccedil;ıkıyorum,  y&uuml;reğim ferahlıyor bir anda. Karşı tepelerde,  birka&ccedil; beyaz minare ile yine beyaz,  u&ccedil;uk sarı,  bir veya iki katlı evlerin y&uuml;kseldiği yerleşim,  sağda,  Fes Kalesi,  tam &ouml;n&uuml;mde b&uuml;y&uuml;k bir mezarlık uzanıyor. Hemen her meydan da,  bir Pazar kurulmuş,  giyim,  kullanılmış eşyalar satılıyor. Bug&uuml;n Pazar olduğu i&ccedil;in ( Fas&rsquo;ta hafta sonu tatili ) ticari hayat daha da hareketli. G&uuml;neş devrildik&ccedil;e,  hava soğumaya başlıyor,  bu gece de işimiz zor olacak,  Hotel Moritanya&rsquo;da,  odalar buzhane gibi,  morg gibi !<br />
	Odanın &ouml;n&uuml;ndeki terastan,  hemen aşağıda akıp giden insanları,  yabancıları bloke etmeye &ccedil;alışan ayak&ccedil;ıları,  yanı başımdaki Bab-ı Celud kapısının altından ge&ccedil;en bin bir renk ve motifteki Fas&rsquo;lıları seyrediyorum. ( Bab aslında kapı demek ama,  ben yine de,  anlaşılması i&ccedil;in b&ouml;yle yazıyorum. Hani bir tekerleme vardır; M&uuml;r&uuml;r edip ge&ccedil;erken,  Bab-ı Ali kapısından,  tesad&uuml;fen rastladım,  bir atlı s&uuml;variye. Kelimelerin,  ironik bir tekrarı vardır burada. Yeni nesil Bab-ı Celud&rsquo;un altından nasıl ge&ccedil;ilebileceğine kafa yormasın diye,  ironi yaptım.<br />
	U&ccedil;akta,  trende uykusuzluk darbesi derken,  uykuyla daha &ccedil;abuk buluşmayı istiyorum. Yaşlanmanın,  bariz bir tezah&uuml;r&uuml; olsa gerek.&nbsp;</p>
<p>
	14.02.2011 ( FES &#8211; CHEFCHAOUEN )&nbsp;</p>
<p>
	Akşam,  korktuğumuzdan dahi iyi ge&ccedil;iyor,  battaniyelerin altında,  kendi &ccedil;arşaf ve yastık kılıflarımızı kullanarak,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/huzurlu"title="huzurlu" >huzurlu</a> bir uyku sonrası g&uuml;ne başlıyoruz. &Uuml;stelik; Fes-i Bali ( Eski Fas )&rsquo; ın tam da g&ouml;beğinde konakladığımız i&ccedil;in ),  gece boyu,  m&uuml;zisyenlerin,  hanut&ccedil;uların sesleri bile delemiyor uykumuzu.<br />
	Fes El Bali,  akşamın &ccedil;ılgınlığından bitap d&uuml;şm&uuml;ş olmalı,  dışarıda &ccedil;ıt yok. Fotoğraf makinemi kapıp,  sessiz sokaklara dalıyorum. Akşam,  yine yağmur yağmış,  d&uuml;kkanların &ouml;nlerindeki &ccedil;ardaklardan sular damlıyor. On beş dakika kadar,  birka&ccedil; meczuptan,  kendi kendine konuşarak y&uuml;r&uuml;yen perişan insandan bAşık Olmaya kimselerin olmadığı,  genişliği,  bir kula&ccedil;ı bulmayan sokakların serinlik ve r&uuml;zgarında y&uuml;r&uuml;yorum. Yavaş yavaş hareketleniyor ortalık,  &ouml;nce,  kafeslerde getirilen tavukların,  son mekanları olan d&uuml;kkanlara girerken feryatları kaplıyor ortalığı. Daracık sokaklardan,  birer ikişer,  &ccedil;ıkan insanlar,  uyur gezer gibi,  işlerine,  medar-ı maişet motorunun başına gidiyorlar. D&uuml;kkanların kepenkleri ve &uuml;zerlerindeki kilitler,  geceleri,  buraların pek de tekin olmadığının işareti mi acaba ? Caddelerde kala<a href="http://www.bloglar.tk/tag/balik"title="balık" >balık</a> arttık&ccedil;a,  s&uuml;mk&uuml;rme sesleri de &ccedil;oğalıyor. Birileri,  bir fetva verse de,  İslam aleminin olmazsa olmazlarından olan,  bu s&uuml;mk&uuml;rme geleneği son bulsa. İlk alkışlayan ben olurum herhalde.<br />
	Cami girişlerindeki,  sokak &ccedil;eşmelerinde g&uuml;zelim &ccedil;inileri,  mukarnasları fotoğraflamanın en iyi saatleri olduğunu hissetmiştim,  yanılmamışım. Bu saatlerde ne &ouml;n&uuml;mden ge&ccedil;en var,  ne de; &ldquo; memnu &ldquo; diyerek,  maydanoz olanlar. Bab-ı Celud&rsquo;un,  sağında,  daha &ccedil;ok yerli halkın kullandığı Bab-ı Mahruk ( mahrukat yakacak mahruk da yanık demek hatırladığım kadarıyla ) kapısından,  kent dışına &ccedil;ıkıyorum,  vıcık vıcık &ccedil;amurlara basmamaya &ccedil;alışarak. D&uuml;n,  uzaktan g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m otob&uuml;s durağına y&uuml;r&uuml;yorum. Amacım,  bundan sonraki durağımız,  Chefchaouen&rsquo;e bilet almak. G&uuml;zel,  CTM &lsquo; nin de ofisi de var. Eli y&uuml;z&uuml; d&uuml;zg&uuml;n,  iyi İngilizce konuşan bir gen&ccedil;; 10.30 &lsquo; da hareket edeceğini s&ouml;yl&uuml;yor otob&uuml;s&uuml;n. ( 70 Dr/ kişi ). Dirhem yok yanımda yeteri kadar,  gen&ccedil;,  eurolarla,  dirhemlerle,  denkleştirdiğim parayı kabul ederek,  biletlerimi veriyor.<br />
	Ofiste,  asık suratlı,  beyaz askeri &uuml;niforma i&ccedil;erisinde,  her tarafından madalyalar sarkan birisinin fotoğrafı asılı. Tahmin ettiğim halde,  soruyorum. Elbette; Kral Muhammed 6,  bu. Ne hikmetse,  Monarşi ile y&ouml;netilen &uuml;lkelerde,  Kralların,  gen&ccedil;lik resimleri konuyor her tarafa. Daha masum,  zararsız g&ouml;r&uuml;nd&uuml;kleri i&ccedil;in,  y&uuml;z hatları sertleşmediği i&ccedil;in belki de.<br />
	G&uuml;neş y&uuml;kseldi ama,  &ccedil;amurların kurumaya niyeti yok. Bab-ı Mahruk ve Bab-ı Celud kapılarından ge&ccedil;erken,  &ouml;nlerinde kuyruk olmuş,  b&ouml;rek&ccedil;ileri g&ouml;r&uuml;yorum. En yoğun alaka g&ouml;reninden,  değişik b&ouml;reklerden alıyorum ( 8 Dr ). Bir şişe de su ( 6 Dr ) alarak,  odama d&ouml;n&uuml;yorum. Soslu yeşil zeytin b&ouml;rek ve demlediğimiz &ccedil;ay keyifli bir g&uuml;ne başladığımızın işareti,  t&uuml;m g&uuml;n de b&ouml;yle ge&ccedil;ecek umarım. &Ccedil;antaları y&uuml;klenerek,  sabah y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yollardan,  otob&uuml;s terminaline varıyoruz. Sabahın s&uuml;kuneti,  yerini,  g&uuml;r&uuml;lt&uuml;ye,  kaosa bırakmış bile,  uzaktan bizi g&ouml;ren ayak&ccedil;ılar,  ablukaya alıyorlar,  aralarından sıyrılıp,  CTM ofisine sığınıyoruz. Terminal binasının zemin katı,  kırmızı,  yeşil plastik sandalyeli,  &ccedil;ayhane ve lokantalarla kaplı,  tabii,  ortalığa da,  ağır bir yemek ve yağ kokusu hakim. Gen&ccedil;,  dışarıdan iki sandalye alıyor,  ofiste oturuyoruz.<br />
	Ortalığı g&ouml;zlem amacıyla &ccedil;ıkıp dolaşıyorum. Televizyonlardan birine takılıyor g&ouml;z&uuml;m. İspanya televizyonu,  bir boğa g&uuml;reşini veriyor. Matador,  boğayı yere devirip,  gururla halkı <a href="http://www.bloglar.tk/tag/selam"target="_blank"title="selam" >selam</a>larken,  beklenmedik bir hamle yaparak fırlıyor boğa ve boynuzları ile matadoru havaya savuruyor,  sonra,  cansız seriliyor yere. Etkileniyorum,  son nefesteki bu intikamdan.<br />
	10.30 &lsquo;da kalkacak otob&uuml;s; 10.20 &lsquo;de hareket ediyor. &Ccedil;antalarımıza yine,  5 Dr. bagaj makbuzu kesiyor gen&ccedil; ve bize otob&uuml;se kadar eşlik ediyor. Yeni Fes&rsquo;teyiz,  şöyle ki Ville Nouvelle&rsquo;de,  caddeleri albenili,  hemen her kavşakta,  fıskiyeli havuzlar var. İnsanlar,  bir yerlere gitme,  yetişme gayretinde. Binalar,  pis beyaz renginde ve genellikle 2-3 katlı. Tepelerde y&uuml;kselen yeni yapıldığı belli yapılar,  g&ouml;zleri rahatsız etmiyor. Caddeler boyu,  kaldırımlara atılmış sandalyelere yayılmış gen&ccedil;ler,  nane <a href="http://www.bloglar.tk/tag/yaprak"title="yaprak" >yaprak</a>ları dolu <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bardak"title="bardak" >bardak</a>larında,  &ccedil;ay i&ccedil;iyorlar. Fas&rsquo;ta,  n&uuml;fusun % 70 &lsquo; i,  30 yaşın altında. Korkun&ccedil; bir oran bu,  son g&uuml;nlerdeki Arap ve Mağrip &uuml;lkelerindeki isyanların arka planlarında,  yarınlara olan umutsuzlukların payı b&uuml;y&uuml;k olmalı.<br />
	CTM otob&uuml;s firması,  genelde,  kendi garajlarını kullanıyor. Her tarafı,  duvarlarla &ccedil;evrili geniş bir bah&ccedil;eye giriyor otob&uuml;s. Uzunca bir bekleyişten sonra,  yeni aldığı yolcularla hareket ediyoruz Chefchaouen&rsquo;e doğru. Yollar,  gidiş-geliş olarak iki şerit,  g&uuml;zergahımızda otoyol yok,  anlaşılan. Akşam,  yağan yağmur sonrası,  hava,  tertemiz,  berrak. &Ccedil;ok farklı yeşil tonlar i&ccedil;erisinde ilerliyoruz,  buğday tarlaları bile,  farklı tonlara sahip,  civarda,  &ccedil;ok zeytin ağacı var. Birka&ccedil; k&uuml;&ccedil;&uuml;k tarlada,  atın arkasındaki karasabanla tarla s&uuml;ren,  kamburlaşmış insan oğlu g&ouml;r&uuml;yorum. Marakeş-Fes arasını trenle geldiğimiz i&ccedil;in,  Atlas Dağlarını ge&ccedil;memiştik,  oysa,  şimdi Rif Dağlarının yol verdiği yerlerden ge&ccedil;eceğiz. Ger&ccedil;i,  bu dağ silsilesi Atlas Dağları kadar y&uuml;ksek değil. En y&uuml;ksek noktası Tidiguin Dağı olup,  2453 m.<br />
	Yola &ccedil;ıkalı,  bir saat oldu,  iki polis kontrolundan ge&ccedil;tik,  s&uuml;r&uuml;c&uuml;lerle,  polis arasındaki diyalog ve y&uuml;z ifadelerine bakılırsa,  yapılan kontrolların kıymet-i harbiyesinin olmadığı aşikar. Daha,  142 km. yolumuz var. Rif Dağlarının yama&ccedil;larında,  tek katlı,  beyaz evlerden oluşmuş k&ouml;yler g&ouml;r&uuml;yorum,  etraflarını &ccedil;eviren yeşil halıları andıran tarlalarla,  g&uuml;zel kontrastlar oluşturmuşlar.<br />
	12.30 &lsquo; da bir dinlenme tesisinde mola veriyor şof&ouml;r. Dışarıda uzun bir mangal i&ccedil;indeki k&ouml;m&uuml;rler,  vantilat&ouml;r yardımıyla canlandırılıyor,  az sonra da,  ortalığı et <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duman"title="duman" >duman</a>ı kaplıyor. Yandaki tezgahtan,  et veya kıyma alanlar,  mangalın başında,  beyaz &ouml;nl&uuml;kl&uuml; iki gence etlerini veriyorlar. Kıymalar,  aş&ccedil;ıların avu&ccedil;larında,  k&ouml;ftelere d&ouml;n&uuml;ş&uuml;p,  mangaldaki yerlerini alıyor. Sonrada,  ister pide arasında,  ister tabak i&ccedil;inde veriliyor sahiplerine.<br />
	Her taraf ızgara et kokuyor,  ama,  aklıma,  Makedonya&rsquo;da Resne,  Sri Lanka&rsquo;da Kandy yolunda; otob&uuml;ste &ccedil;ektiklerim geliyor. Mideyi bozup,  yollarda rezil olmaktan korkuyorum. Bakıyorum,  eşimin de hi&ccedil; g&ouml;nl&uuml; yok. İki Japon kız,  &ouml;nce,  ihtiyatla bakıyor mangalın &uuml;zerindekilere,  sonra,  ızgara kervanına onlar da katılıyor.<br />
	Şimdiye kadar g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m 123 kasa Mercedesler,  burada da,  yollarda en &ccedil;ok g&ouml;ze &ccedil;arpanlar. Grand Taksi deniliyor ve şehirler arası dolmuş seferleri de yapıyorlar. Bir zamanlar sahip olduğum 83 model 123 kasa Mercedes&rsquo;ime,  yedek par&ccedil;a bulmakta zorlandığım i&ccedil;in satmıştım,  1999 yılında. Fas&rsquo;a getirip,  yenilemek varmış,  meğer !<br />
	Quazzane otob&uuml;s terminalinde duruyor,  yolcu alıp,  indirmek i&ccedil;in,  otob&uuml;s. Yukarıdaki tepelere kadar tırmanmış yapıları ile b&uuml;y&uuml;k bir yerleşim burası. Dağların arasından ilerlemeye devam ediyor,  en &ccedil;ok da zeytin ağa&ccedil;ları arasından ge&ccedil;iyor,  durmaksızın tepeleri aşıp,  aşağı iniyoruz,  belli ki; s&ouml;ylendiği gibi,  d&ouml;rt saatte Chefchaouen&rsquo;de olamayacağız.<br />
	15.20 &lsquo; de,  neredeyse,  beş saat sonra,  bir tepeden,  aşağıda uzanan,  beyaz mavi boyalı evlerden oluşmuş şirin bir kent &ccedil;arpıyor g&ouml;z&uuml;me. Ardında,  Rif Dağları,  bir duvar gibi y&uuml;kseliyor. Şehir girişine Pazar kurulmuş,  bir insan seli akıyor,  tıkanan yol boyunca. Yol boyunca park etmiş ara&ccedil;lar y&uuml;z&uuml;nden,  uzunca s&uuml;re ilerleyemiyoruz.<br />
	Sonunda,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir alanda bitiyor yolculuk. Bug&uuml;n ve yarın &ouml;ğlene kadar Chefchaouen&rsquo;i gezeriz d&uuml;ş&uuml;ncesi ile,  yarın 14.00 i&ccedil;in,  Tanca&rsquo; ya otob&uuml;s bileti alıyorum ( 30 Dr/ kişi).<br />
	Terminal civarında bir taksi yok,  dışarı &ccedil;ıkıyoruz. Kent merkezine uzanan,  dik bir yokuşun başındayız. Y&uuml;r&uuml;meye kalksak,  gereksiz yorulacağız. Bir s&uuml;re sonra,  &ouml;n&uuml;m&uuml;zde bir taksi duruyor,  gideceğimiz yer taş &ccedil;atlasa 2 km,  50 Dr,  istiyor,  g&ouml;nderiyorum,  zira,  artık,  bu &uuml;lkede,  kent i&ccedil;inde,  20 Dr. den fazla para verilmeyeceğini &ouml;ğrendik. Az sonra gelen bAşık Olmaya biri 10 Dr. diyor,  biniyoruz.<br />
	LP &lsquo;den se&ccedil;tiğim,  Hotel Marakeş&rsquo;in &ouml;n&uuml;nde iniyoruz,  ama; ısrarla 300 Dr. istiyor gen&ccedil; &ccedil;ocuk. Odayı ısıtma imkanı var mı ? Yok. Eyvallah,  deyip,  hemen yandaki Hotel Salamat &lsquo; a giriyoruz. 100 Dr. diyor. &Ccedil;antaları bırakıp,  Kasbah ve Medina&rsquo;ya uzanan Hasan 2 Caddesi boyunca y&uuml;r&uuml;yoruz. Hava bulutlu,  ortalık tenha. Bir yerde iyi ama,  bir yandan da &uuml;zerimize garip bir melankoli yapışıyor,  sakin kış kentlerinde. Kasbah&rsquo;ın &ouml;n&uuml;ndeki Hamam Meydanına geldiğimizde,  hafiften bir yağmur başlıyor. Meydandaki,  kırmızı renkli duvarlarla &ccedil;evrili Kasbah&rsquo;ı ve i&ccedil;erisindeki Kuleyi,  yarın hava g&uuml;neşli olur umudu ile erteliyor ve arkasında,  aşağılara uzanan dar sokaklara dalıyorum.<br />
	Daracık sokaklarda,  belki de; y&uuml;zyıllardır,  &uuml;st &uuml;ste kire&ccedil;le boyandıkları i&ccedil;in,  k&ouml;şelerin bile keskinliğini kaybettiği,  duvarların hemen hepsi &ccedil;ivit mavisi boyalı. Beyaz ve mavi tonların hakim olduğu sokaklarda,  &ccedil;ok ge&ccedil;meden y&ouml;n <a href="http://www.bloglar.tk/tag/duygu"title="duygu" >duygu</a>mu ve bulunduğum anı kaybetmek arzusuna kapılıyorum. Kapıların &ouml;n&uuml;nde,  kediler,  sokakların kimsesizliğine inat,  mekanları sahiplenmişler. Kemerli kapılar,  yine,  asırlar &ouml;ncesinden uzanıyormuş&ccedil;asına,  i&ccedil;eride,  karanlık t&uuml;nellerin ardında,  mavi boyalı ev kapılarının &ouml;n&uuml;ne getiriyor beni. Bazı sokaklarda,  oynayan &ccedil;ocukların sesleri yankılanıyor,  arayıp buluyorum. Hi&ccedil; de yadırgamıyorlar,  ne var ki; t&uuml;m Fas&rsquo;lılar gibi,  fotoğraflarının &ccedil;ekilmesinden hoşlanmıyorlar. Bir film platosunu andıran sokaklara a&ccedil;ılan kapılardan,  aniden bir gen&ccedil; kız,  veya cellabe giymiş bir adam &ccedil;ıkıveriyor,  elleri cebinde. En &ccedil;ok da,  &ccedil;ocuklar,  daha doğrusu gen&ccedil; kızlar g&ouml;r&uuml;yorum ellerinde,  b&uuml;y&uuml;k tepsilerle,  bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorlar,  bir kayboluyorlar,  kısa ve daracık sokaklarda.<br />
	Ne Fes&rsquo;in,  ne de; Marakeş&rsquo;in kaosu,  y&uuml;zs&uuml;zl&uuml;ğ&uuml; yok burada. Ger&ccedil;i,  d&uuml;ş&uuml;k sezondalar,  ama; Medina&rsquo;da,  t&uuml;m hediyelik eşya ve halı mağazaları,  Kasbah&rsquo;ın &ouml;n&uuml;ndeki ana meydan olan Hamam Meydanında restoran ve kafeler a&ccedil;ık. Bir gen&ccedil;,  vitrinindeki,  Berberi ahşap işlerini seyrettiğim d&uuml;kkana davet ediyor,  nane &ccedil;ayı ikram ediyor,  T&uuml;rk olduğumu &ouml;ğrenince de. T&uuml;rkiye&rsquo;nin,  İslam D&uuml;nyasının lideri olduğunu,  Erdoğan&rsquo;ı &ccedil;ok sevdiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Yandaki,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir odada,  yaşlı bir adam,  eski bir dokuma tezgahının &ouml;n&uuml;nde,  y&uuml;n battaniyeler dokuyor,  çok renkli ve desenlerle dolu rafları. Mağazadaki halı ve kilimler,  Rif Dağlarındaki Berberi kabilelerinden geliyor,  battaniyelerin tamamını bu adamcağız dokuyormuş. Bir bAşık Olmaya salonda,  &ccedil;ok sevdiğim ahşap &uuml;r&uuml;nler var,  yine Berberi k&ouml;ylerinde &uuml;retilmiş.<br />
	Chefchaouen&rsquo;da,  mavi beyaz sokaklarında kayboluyorum ve daha da kaybolmak istiyorum. Ne kadar dolaştım bilmiyorum,  yağmurlar yağdı,  ge&ccedil;ti,  ben dolaştım,  fotoğraf &ccedil;ektim. Neden sonra,  Kasbah&rsquo;ın &ouml;n&uuml;ndeki sokaklarda buldum kendimi. Bu kez&rsquo;de Hamam Meydanının &uuml;st kısmındaki sokaklara dalıyoruz eşimle. Rif Dağlarının eteklerine kurulmuş sokaklar ve evler,  dik yokuşlar &uuml;zerinde. Bir adam yanaşıyor. Ben,  &ouml;nce evine gidiyor zannediyorum. Biraz yukarıda,  sanatsal &uuml;r&uuml;nler yapıp sattığı d&uuml;kkanı olduğunu,  istersem g&ouml;t&uuml;rebileceğini s&ouml;yl&uuml;yor. Bir yandan da durmadan konuşuyor. Bu akşam kandil olduğunu,  ( eşim de,  teyid ediyor bu akşam,  Muhammed&rsquo;in doğumuna denk gelen gece,  Mevlid Kandili imiş ),  bu nedenle herkesin,  b&ouml;rekler,  tatlılar ve yemekler yapıp komşulara dağıtacağını s&ouml;yl&uuml;yor. Anlıyorum,  neden,  gen&ccedil; kızların ellerinde tepsilerle koşturduğunu. Dikkat etmiştim bug&uuml;n,  evlerin &ccedil;oğunun mavi boyası hen&uuml;z kurumamıştı. D&uuml;ş&uuml;k sezonda,  bu bakım neden yapıldı diyerek,  d&uuml;ş&uuml;nmeden edememiştim. Yine,  Kutlu Doğum nedeni ile yenileniyormuş anlaşılan bu boyalar.<br />
	Bu b&ouml;lgedeki sokaklarda,  diğerlerinden farksız,  birbirinden değişik,  beyaz,  mavi boyalı sokaklar arasında dolaşıyorken,  adam,  benim atladığım,  g&uuml;zel sokakları g&ouml;steriyor,  fotoğraflamam i&ccedil;in. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş,  sonunda,  bir hediyelik eşya mağazasında bitiyor,  tahmin ettiğim gibi,  mağazalardan komisyon alan bir ayak&ccedil;ı imiş. Mağaza sahibine,  sırt &ccedil;antası ile gezdiğimizi,  hi&ccedil; yerimiz olmadığını s&ouml;ylesek de; ısrarlar devam ediyor. <a href="http://www.bloglar.tk/tag/kolay"title="kolay" >Kolay</a> diyorlar,  siz &ouml;deme yapın,  bir kargo ile <a href="http://www.bloglar.tk/tag/evini"title="evini" >evini</a>ze g&ouml;ndeririz.<br />
	Hava kararmaya y&uuml;z tuttu. Hamam meydanında restoranlar,  masalarını a&ccedil;mışlar,  m&uuml;şteri bekliyorlar. Derli toplu bir yere oturuyoruz. İ&ccedil;indeki nohut ve şehriyeleri ile hoşumuza giden Marok &ccedil;orbası ile başlıyoruz ( 10 Dr ),  ardından sebzeli kuskus ( 20 Dr ) ve şiş ( 30 Dr ) istiyoruz. Bir yandan ısındığımızı hissediyoruz,  ama,  her ge&ccedil;en zaman i&ccedil;inde havanın soğuduğu belli.<br />
	Odamıza &ccedil;ekiliyoruz,  Chefcaouen&rsquo;de neredeyse hi&ccedil; yabancı g&ouml;rmedim bug&uuml;n,  sanırım otelde tek m&uuml;şteri de biziz. Ancak,  adamlar,  g&uuml;ven veren tipler,  bu nedenle huzurluyum. Umarım yarın hava g&uuml;neşli olur ve 14.00 &lsquo;e kadar,  bu mavi şehri doyasıya dolaşabiliriz.&nbsp;</p>
<p>
	15.02.2011 ( CHEFCAOUEN &#8211; TANCA )&nbsp;</p>
<p>
	Chefcaouen,  şimdiye kadar g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m Fas kentleri i&ccedil;inde,  en beğendiğim yer oldu. Ne bulaşan satıcılar,  dilenciler ne de; derbederlik vardı. İyi ki; d&uuml;n gelir gelmez,  mavi beyaz boyalı sokaklarında kaybolmuşum. İyi ki; elimden geldiğince,  fotoğraf &ccedil;ekmişim. Eşim,  yataklara uzandığımız zaman,  i&ccedil;lerinde saman olduğunu s&ouml;ylemişti,  ben de g&uuml;lerek,  &ldquo; daha sıhhi,  kemiklerimiz kendine gelir &ldquo; demiştim. Doğru,  belki,  iyi uyuduk,  ama,  bu yataklar y&uuml;z&uuml;nden,  onca,  battaniyenin altında bile ısınamadık. Haydi,  kışın,  ısıtıcı ihtiyacı olmuyor,  mevsim d&uuml;ş&uuml;k,  yazın sıcakta,  klimasız nasıl satabiliyorlar odaları hayret ! Dediğim gibi,  yandaki,  &uuml;&ccedil; kat fazla fiyat istemekte olan ve &uuml;nl&uuml; otelde de,  air- con yoktu.<br />
	Uyanır uyanmaz,  oda penceresinin,  mavi boyalı,  ahşap kanatlarını a&ccedil;tım merakla. Eyvah ! Sulu karı andıran bir yağmur yağıyor. 600 m. rakımlı,  Rif Dağlarının dibindeki kentte yağmur ne kadar devam eder,  bize bug&uuml;n sokaklarında dolaşma izni verir mi acaba ? Kahvaltılık bir şeyler almak i&ccedil;in,  Hasan 2 Caddesi boyunca,  Kasbah &lsquo;a doğru ilerliyorum. İşin şakası yok,  &ccedil;ok sağlam bir yağmur altında y&uuml;r&uuml;yorum. Yollardan,  seller gibi sular akıyor. Meydandaki,  t&uuml;m kafe ve lokantalar kapalı,  hepsinin &uuml;zerlerini naylonlarla &ouml;rtm&uuml;şler. G&ouml;r&uuml;n&uuml;rlerde bir Allah&rsquo;ın kulu yok. Nerede ne bulurum diyene kadar,  &uuml;zerimdeki mont sırılsıklam olmaktadır. mantığıma geliyor,  mahalle arasında,  birka&ccedil; bakkal g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m d&uuml;n akşam. Zaten,  bu yağmurda,  bu saatte,  bir tek bakkallar a&ccedil;ık. Fırından yeni gelmiş,  pide,  acı biberle harmanlanmış yeşil zeytin,  peynir niyetine satılan,  ancak,  bizim bildiğimiz lor ve bir şişe de su alarak ( 20 Dr ),  montu delen yağmur altında ve sırılsıklam hallerde otele d&ouml;n&uuml;yorum.<br />
	bundan sonra yanlış zamanda ve yanlış yerdeyiz,  kesinlikle b&ouml;yle. Oysa,  &ccedil;ok uzun s&uuml;reler,  ciddi meteoroloji sitelerinden Fas&rsquo;ı ( Kazablanka ve Marakeş&rsquo;i veriyorlardı. ) takip etmiştim. <a href="http://worldweather.wmo.int/045/c00180.htm">http://worldweather.wmo.int/045/c00180.htm</a>. Şubat ve Mart aylarında,  yağışı ve yağışlı g&uuml;nleri,  sıfır g&ouml;steriyordu. Tamam,  soğuk,  kabul&uuml;m&uuml;z,  ama,  meteorolojik verileri utandıran bu yağmur nereden musallat oldu &uuml;zerimize.<br />
	Neyse,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/hazir"title="hazır" >hazır</a>ladığımız sıcak &ccedil;ay,  sıcak ekmekle keyfimiz yerine geliyor. Yağmur daha da,  hızlanarak devam ediyor,  resepsiyondaki adam,  bug&uuml;n kandil tatili olduğu i&ccedil;in,  Kasbah ve i&ccedil;indeki Etnografya M&uuml;zesinin de kapalı olduğunu s&ouml;yleyince,  &ccedil;ok sevdiğimiz Chefcaouen&rsquo;in,  bizi sevmediğini anlıyoruz. Hamam Meydanındaki Ulu Camiinin,  Arap camilerinin aksine altıgen kesitli minaresini fotoğraflayamadım bile.<br />
	Kaldırımlara kadar &ccedil;ıkmış yağmur sularından atlayarak,  yolun karşısına ge&ccedil;iyor ve taksi bekliyorum. Bingo. D&uuml;n bindiğimiz taksi duruyor,  &ccedil;antaları kapıp,  zor atıyoruz kendimizi araca. Az sonra,  terminaldeyiz. D&uuml;n,  bilet aldığım,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k odada kimseler yok. Oysa,  hatırlıyorum,  sarı kapuşonlu gen&ccedil;ten almıştım bileti,  ısrarla; &ldquo; ben değilim,  g&ouml;revli neredeyse gelir &ldquo; deyip,  duruyor. CTM&rsquo;in Tanca otob&uuml;s&uuml;,  bir tane ve 15.30 &lsquo; da ve en yakın hareket,  10.45 &lsquo;de uyduruk bir firmanın. Gelen giden yok.<br />
	İki yabancı kız,  gideceği yerden vazge&ccedil;tiklerini s&ouml;yleyerek,  yandaki firma yetkilisine biletlerini verip,  paralarını geri alıyorlar. Uyanıyorum,  biletimi,  bilerek &ouml;ld&uuml;rmek istiyorlar. T&uuml;m firmaların,  k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k odalarının a&ccedil;ıldığı,  yine k&uuml;&ccedil;&uuml;k salondaki,  otob&uuml;s ayak&ccedil;ılarının hepsinin g&ouml;z&uuml; benim &uuml;zerimde. Bu gidişle; 10.45 otob&uuml;s&uuml;n&uuml; de ka&ccedil;ıracağız.<br />
	&Ccedil;aresiz,  60 Dr. daha vererek,  tekrar bilet alıyorum,  hıyar,  elimdeki biletleri de &ccedil;ekip alıyor. Bu sefer,  ben,  elinden &ccedil;ekip alıyorum. Anlaşıldı,  biletleri iade yapıp,  parasını paylaşacaklar. 6 &euro; &lsquo; da buranın standartlarında,  fena para değil. Bu kez de; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir serseri başlıyor peşimde dolaşmaya. Israrla,  d&uuml;n aldığımız biletleri istiyor. Hayır,  vermeyeceğim dedik&ccedil;e,  ısrarlarını arttırıyor. Aklım hala,  terminal binasında.<br />
	Otob&uuml;s&uuml;n kalkmasına birka&ccedil; dakika kala,  fırlıyorum otob&uuml;s&uuml;n i&ccedil;inden ve tekrar,  sevimsiz mekana geliyorum. Emanet odasında,  sakallı bir ihtiyar,  dalga ge&ccedil;er gibi,  &ldquo; otur,  bekle &ldquo; diyor hala. Mahsus,  biletleri &ccedil;ıkarıp,  yırtarak,  par&ccedil;alar gibi yapıyorum. İhtiyar atılıyor,  elini,  g&ouml;ğs&uuml;ne sokarak,  &ccedil;ıkardığı para kesesinin ağzını a&ccedil;ıyor,  20 Dr. uzatıyor,  olmaz diyorum 40 Dr. Parayı kesesine sokmaya &ccedil;alışırken,  &ldquo; lanet olsun &ldquo; diyor,  20 Dr&rsquo; i alıyorum,  eşimin dediği gibi,  Arap&ccedil;a ne dediğimi anlamış olmalı,  buz gibi bakıyor bana ve bileti alıyor. Para kesesinin ağzını b&uuml;zmeden,  biletleri de,  i&ccedil;ine atıyor.<br />
	Bir saattir,  bu sıkıntıların nedeni 6 &euro; i&ccedil;in,  yapılan kurnazlıklara dayanamadığım i&ccedil;in vermedim,  yırtabilirdim,  yırtmadım,  ben gittikten sonra,  birbirlerine d&uuml;şs&uuml;nler istedim. Bence,  gezilen yerlerde,  m&uuml;cadele etmek,  haksızlıklara meydan okumak gerek. &Ouml;zellikle İngiliz kızların,  uğradıkları haksızlıklara,  kıyasıya m&uuml;cadele verdiklerini izledim,  pek &ccedil;ok &uuml;lkede.<br />
	İki gen&ccedil; hala peşimde,  bu kez,  &ldquo; ka&ccedil; para aldın &ldquo; diye soruyorlar. Aslında,  kendime de kızmıyor değilim; Donuna kadar soyulan halklar,  &uuml;&ccedil; kuruş i&ccedil;in cambazlık yaparken,  egemenler,  saltanat i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;k vurgunlar yapıyorlar. Bize de; bu zavallılarla dalaşmak kalıyor. Sonunda,  gelip,  &ccedil;antalar i&ccedil;in,  10 Dr. istiyorlar,  bildiğim kadarıyla,  bagaj <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bedel"title="bedel" >bedel</a> uygulaması,  sadece CTM &lsquo; lerde var. Ses &ccedil;ıkarmıyor,  5 Dr. uzatıyorum,  sevinerek gidiyorlar.<br />
	Bindiğimiz otob&uuml;s,  Fas&rsquo;ta,  CTM &lsquo;den bAşık Olmaya otob&uuml;sleri m&uuml;mk&uuml;n olduğunca se&ccedil;memenin ne denli isabetli olduğunu bir kez daha g&ouml;sterecek anlaşılan. Hareket eder etmez,  camlardan ve tavandan sular girmeye başladı. Kafamıza su damlamayan koltuk bulabilmek i&ccedil;in,  yarısı boş olan ara&ccedil;ta,  s&uuml;rekli yer değiştirdik durduk. Yaşı yarım asıra yaklaştığı her halinden belli olan otob&uuml;s&uuml;n motoru,  Rif Dağlarında,  tepeleri inip &ccedil;ıkarken,  olduk&ccedil;a yaygara yapıyor,  ama,  pek de devirden d&uuml;şm&uuml;yor. Hindistan&rsquo;ın meşhur Tata otob&uuml;sleri gibi. Dağların tepelerine takılmış bulutlar,  bardaktan boşanırcasına yağmur g&ouml;nderiyor aşağılara.<br />
	12.15 &lsquo;de Tetuan terminalindeyiz. Yağmur,  adamakıllı insafsızlaşıyor. R&uuml;zgar,  park etmiş otob&uuml;s&uuml; silkeleyip duruyor ne zamandır. Bu yağmur,  keyfimi bozdu. Tanca&rsquo;da tekrar internete girip,  b&ouml;lgenin hava durumuna bakacağım,  eğer,  End&uuml;l&uuml;s b&ouml;lgesinde de yağmur g&ouml;r&uuml;n&uuml;rse,  &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&uuml;nler i&ccedil;in,  Fas&rsquo;tan d&ouml;n&uuml;ş yapabiliriz.<br />
	14.00 &lsquo; de Tanca&rsquo;dayız. LP &lsquo;nin Fas kitabı yazarını elime ge&ccedil;irsem,  paralayabilirim. Tamam,  CTM &ouml;nemli otob&uuml;s firması,  ama; bizim gibi,  mecburiyetten binenler de olabilir. Hi&ccedil;bir haritada,  ana otob&uuml;s terminalini g&ouml;stermemiş,  her kentte,  k&ouml;r gibi kalıyoruz. Tanca&rsquo;da,  bir yerlerde iniyoruz,  ortalığı sel g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Sokakta herkes,  ıslanmış farelere d&ouml;nm&uuml;ş. Ne y&ouml;ne gideceğimizi bilmeden,  kaldırımda,  sudan korunmaya &ccedil;alışarak taksi bekliyorum. Her ge&ccedil;en dolu.<br />
	Beş dakika sonra,  bir bitirim bitiyor yanıbaşımda. Hotel Continental&rsquo;a gideceğim diyorum. Bir taksi buluyor,  50 Dr. vermem,  20 Dr. den fazla da vermem diye delleniyorum yine. O arada,  bir petit taksi duruyor,  ben adamla 20 Dr. e anlaşıyorum,  bu serseri hala 30 Dr. diyor bana. Biniyoruz,  bu kez,  kapıyı a&ccedil;ıp,  para istiyor benden,  hırsla kapıyorum kapıyı,  bozulmuş param yok diyerek. Yahu,  bu memlekette,  bir g&uuml;n,  dalaşmadan gezemeyecek miyim? Kırk &uuml;lkeden fazla gezdim,  Hindistan&rsquo;da bile,  rahatsız edilmedim,  bu kadar. Şof&ouml;r,  s&ouml;ylenip,  bunlar Mafia deyip duruyor. Bunların Mafia&rsquo;lıkları sadece yabancılara. G&uuml;nlerdir,  sıcak bir oda bulamadığımız i&ccedil;in,  LP &lsquo;den,  se&ccedil;tiğim Continental oteli,  Tanca limanının hemen &uuml;zerinde g&uuml;zel bir yerde olmalı. Fiyatı,  y&uuml;ksek ama,  değer diyorum. The Sheltering Sky filminin başlangı&ccedil; sahneleri bu mekanda &ccedil;ekilmiş. Bertolucci&rsquo;nin &ldquo; &Ccedil;&ouml;lde &Ccedil;ay &ldquo; adlı filmi,  bir karı kocanın Tanca limanına varmaları ile başlıyordu,  yanlış hatırlamıyorsam. Bertolucci&rsquo;ye &ouml;zg&uuml;,  buram buram erotizm kokan bir film idi,  pek &ccedil;ok da &ouml;d&uuml;l almıştı.<br />
	Yağmur aman vermeyecek anlaşılan,  taksi,  Medina&rsquo;nın dar yollarından,  limanın &uuml;zerindeki geniş bir alanın i&ccedil;ine giriyor. İlk defa,  bir otelin kapısında g&uuml;venlik g&ouml;revlisi g&ouml;r&uuml;yorum. Bitmeyecek gibi tırmandığımız merdivenler bitiyor,  resepsiyonun &ouml;n&uuml;ne geliyoruz. &Ouml;yle kocaman yazmışlar ki; fiyatı sormaya gerek yok. 635 Dr. Yahu,  iyi de,  bu fiyat beni bozar,  b&uuml;t&uuml;n gece uyuyamam,  hele biraz indir diyorum,  heykel duruşlu adam,  sadece; &ldquo; prices fix &ldquo; demekle yetiniyor. Anlaşıldı,  Tanca&rsquo;yı da tavaf edeceğiz,  otel ararken. Merdivenleri inerken,  kılıksız bir adamın beklediğini ayırt ediyorum,  g&uuml;venlik g&ouml;revlisinin yanında. Yanından ge&ccedil;erken bordalıyor,  İngilizce,  &ldquo; size,  iyi ve ucuz otel bulurum &ldquo; diyerek. Yahu,  bu havada,  kimsenin olmadığı bu yerde,  bizim kokumuzu nasıl aldın da,  mevzilendin,  bu hep b&ouml;yle oldu,  anlamak m&uuml;mk&uuml;n değil. Takılıyoruz,  yağmurda dolaşmaktansa,  kestirmeden bir otel buluruz diyerek.<br />
	Bir iki yerden sonra Hotel Mamouna isimli,  limana,  Cebel-i Tarık Boğazına,  hatta,  sisler i&ccedil;erisinde hayal meyal g&ouml;r&uuml;len İspanya sahillerine hakim bir yerde karar veriyoruz ( 200 Dr). Rahatlıyor,  lobideki koltuklara seriliyorum bir an. Eşim,  ikaz ediyor,  adam,  kapıda seni bekliyor diye. Doğru,  adamı unuttuk,  işe de yaradı Allah i&ccedil;in. Sırılsıklam dolaşıyor olacaktık Tanca&rsquo;nın Medina sokaklarında. 10 Dr. uzatıyorum,  karşımda,  g&uuml;len bir y&uuml;z ve dişler g&ouml;r&uuml;yorum,  sonra bir anda yok oluyor.<br />
	&Ccedil;antaları bırakıp ve otelin &ouml;n&uuml;ndeki daracık souk ( sokak ) dan,  Medina&rsquo;nın i&ccedil;lerine y&uuml;r&uuml;meye başlıyoruz,  mucize olmalı,  yağmur dinmiş,  sa&ccedil;aklardan akan sulardan bAşık Olmaya ıslatacak bir şey yok,  ilerliyoruz. T&uuml;m Fas kentlerinin Medinaları gibi,  burası da,  kaotik,  derbeder ve şaşırtıcı. Ne var ki; burada,  fazla tarihi yapı yok. Dar&rsquo;el Mahsen,  eski sultanların sarayı,  etnografik değeri olabilir,  bir bedbinlik var &uuml;zerimde,  erteliyorum. Eski <a href="http://www.bloglar.tk/tag/amerika"title="amerika" >Amerika</a>n El&ccedil;ilik Binasını,  taşıdığı isimden olsa gerek ıskalıyorum,  1890 dan 1960 &lsquo;a kadar,  Tanca&rsquo;yı anlatan foto ve posterlerin bulunduğu Lorin M&uuml;zesini gezmeyi bile erteliyorum. Ne zamana,  bilmem.<br />
	İnsanların yılgın anları vardır ya,  &ouml;yle bir &ccedil;ukurdayım şimdilerde. Kaotik ara sokaklara girip &ccedil;ıkıyoruz,  gayesiz,  aslında,  yiyecek bir şeyler arıyoruz,  ama,  nafile. Anlaşılan,  liman boyu uzanan İspanyol Caddesine ineceğiz yiyecek bir şeyler bulmak i&ccedil;in. Aslında,  bir anda,  yılgınlık,  &ccedil;ıkmadan &ouml;nce,  kaldığımız Mamouna otelde,  internette,  &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki on g&uuml;n&uuml; g&ouml;steren siteye girmemle başladı. Fas dahil,  Cebel-i Tarık&rsquo;ın karşı kıyıları,  End&uuml;l&uuml;s kentleri de yağmurlu ve soğuk on g&uuml;n boyunca . Bu y&uuml;zden,  enerjim d&uuml;şt&uuml;,  oysa,  ne g&uuml;zel planlar yapmıştım,  Sevil,  Granada ve Kortoba i&ccedil;in,  Portekiz&rsquo;e,  Lizbon&rsquo;a,  Porto&rsquo;ya gidecek,  eşimin doğum g&uuml;n&uuml;n&uuml; Barselona&rsquo;da,  sahilde Barcelanotta&rsquo; da kutlayacaktık.<br />
	İyi g&uuml;zel de,  fotoğraf i&ccedil;in g&uuml;neşin olmadığı,  gecelemek i&ccedil;in sıcak oda maliyetinin 70-100 eurolara &ccedil;ıktığı,  sık sık yağmurdan korunmak i&ccedil;in,  bir kuytuda <a href="http://www.bloglar.tk/tag/vakit"title="vakit" >vakit</a> ge&ccedil;irmemiz gereken bir gezinin anlamı yok. Turist evine d&ouml;neceği g&uuml;n&uuml; bilir,  gezgin ne zaman d&ouml;neceğini,  hatta d&ouml;n&uuml;p d&ouml;nemeyeceğini bilemezmiş. Yarın,  Atlantik Okyanusu sahillerindeki Asilah&rsquo;a,  sonra da,  İstanbul&rsquo;a d&ouml;n&uuml;ş i&ccedil;in Kazablanka&rsquo;ya gideceğiz. Motivasyonum bu nedenle d&uuml;şt&uuml;,  &ccedil;aresiz alışacağım &ouml;n&uuml;m&uuml;zde,  Atabanca ve Kasablanka&rsquo;nın,  Ain Diyab sahillerini arşınlamak var daha.<br />
	Temiz bir yere benzeyen fırından bol tavuklu sandvi&ccedil;,  kurabiye ve meyve alarak odamıza d&ouml;n&uuml;yoruz ve camdan Cebel-i Tarık Boğazını ge&ccedil;en gemileri,  arkada sisli End&uuml;l&uuml;s sahillerini seyrediyorum.<br />
	Sonra,  limana iniyor ve sahil boyunca devam eden İspanya Bulvarının geniş ref&uuml;j&uuml;nde,  palmiyeler altında y&uuml;r&uuml;rken,  Fas&rsquo;ın Batılı,  çağa uygun y&uuml;z&uuml; &ccedil;ıkıyor karşımıza,  bulvar boyunca,  l&uuml;ks lokantalar,  iş merkezleri,  barlar g&ouml;r&uuml;yoruz. Sahilde,  geniş bir kumsal,  denize uzanıp gidiyor,  denizle kavuştuğu yerleri g&ouml;rebilmek m&uuml;mk&uuml;n değil artık,  hava karardı ve bulvar,  sarı ışıklarla donandı. Sahildeki tapas barlar,  mevsim nedeniyle kapalı,  a&ccedil;ık olanların &ouml;n&uuml;nde,  geniş omuzlu g&ouml;revliler,  sessizce gelen ge&ccedil;eni izliyorlar. Sahilde yaklaşık 50 m. genişliğindeki kumsal,  halk plajı olarak kullanılıyor,  yazın ne denli kalabalık olacağını tahmin edebiliyorum. İspanya sahillerinde &ccedil;akıp duran deniz fenerine takılıyor g&ouml;z&uuml;m ara sıra.<br />
	Bir saatten fazla y&uuml;r&uuml;yoruz sahilde,  d&ouml;n&uuml;şte,  birinci yağmur damlaları d&uuml;şmeye başlıyor,  ellerimizi donduran bir soğuk var,  otele girdiğimizde,  tropik yağmurlar misali bir yağmurun uğultusu kaplıyor ortalığı.&nbsp;</p>
<p>
	16.02.2011 ( TANCA &#8211; ASİLAH )&nbsp;</p>
<p>
	T&uuml;m gece boyu,  zaman zaman kıyametler koparan yağmurun sesine uyandık. Sabaha karşı da,  bir horoz &ouml;tmeye başladı. Ardından,  penceremizin yanı başındaki,  yeşil oluklu kiremitleri olan Kasbah Camiinin,  renkli Maroc tarzı &ccedil;inilerle bezeli kare kesitli minaresinden sabah ezanı okunmaya başladı. Burada ezan,  bizdeki gibi,  makamla okunmuyor,  adeta,  seslenir gibi ve gayesine uyan,  &ccedil;ağrı tarzında,  basit bir seslenişten ibaret.<br />
	Giyinip Medina sokaklarına &ccedil;ıkıyorum,  her yer kapalı Kepenkleri kapalı,  sokaklarında insan seli akmayan Medina,  &ouml;yle sevimsiz geliyor ki. Oysa saat 08.00. <a href="http://www.bloglar.tk/tag/geleneksel"title="geleneksel" >Geleneksel</a> bir miskinlik olmalı bu. Medina&rsquo;nın öteki ucundaki,  havuzlu meydana kadar y&uuml;r&uuml;yorum,  hen&uuml;z a&ccedil;ılmış,  birka&ccedil; kafenin &ouml;n&uuml;nde,  nane &ccedil;ayı i&ccedil;en &uuml;&ccedil; beş kişiden bAşık Olmaya kimseler yok. &Ccedil;aresiz geri d&ouml;n&uuml;p,  limanın &ouml;n&uuml;nde uzanan bulvara geliyorum. Buralar daha hareketli,  Cebel-i Tarık Boğazını ge&ccedil;en feribotların,  bilet ofisleri bile a&ccedil;ılmış. Bir iki,  bakkal benzeri yere giriyorum,  pide benzeri ekmek ve allı pullu ambalajlar i&ccedil;erisinde satılan kek,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/pasta"title="pasta" >pasta</a> ve bisk&uuml;viden bAşık Olmaya bir şey yok. Hayret,  kahvaltı geleneği bu kadar farklı olabilir mi ? Anladığım kadarı ile,  yoğun olarak hamur işleri t&uuml;ketiyorlar. Kaldığım Mamouna Otel&rsquo;in,  karşı k&ouml;şesinde,  d&uuml;n akşam su aldığım b&uuml;fe a&ccedil;ılmış. Siyah zeytin,  lavaş kiri peynir ile sıcacık pide g&ouml;r&uuml;nce seviniyorum.<br />
	Uzaklardaki,  İspanya kıyılarına son kez bakıp,  &ccedil;antalarımızı y&uuml;klenerek,  d&uuml;n,  yağmurda indiğimiz otob&uuml;s terminaline g&ouml;t&uuml;recek taksi beklemeye başlıyoruz. Beş dakika sonra taksiden inip ( 10 Dr ),  kaotik terminale adım atarken,  firmaların &ccedil;ığırtkanları tarafından,  ablukaya alınıyoruz. Azila ( Atabanca ) diye bağıran biri,  &ouml;n&uuml;m&uuml;ze d&uuml;ş&uuml;yor ve kalkmak &uuml;zere olan bir otob&uuml;se bindiriyor ( 15 Dr/ kişi ).<br />
	Hareket ettikten on dakika sonra,  sağımızda uzanan,  iri dalgalı Atlantik Okyanusunu takip eden ve kilometrelerce uzanan geniş kumsalları seyrederek ilerliyoruz. Bakımlısı,  derbederi ile yazlık evler,  siteler,  salaş restoranlar,  mevcutlardan &ccedil;ok daha fazla yeni inşaatların g&ouml;ze &ccedil;arptığı yerleşimler,  neredeyse peş peşe devam ediyor. Asilah&rsquo;a giden yol solumuzda,  sulak arazinin &uuml;zerinde uzanıp,  gidiyor. &Ouml;nemli bir kent olan Tanca&rsquo;yı,  başkent Rabat&rsquo;a ve Kazablanka&rsquo; ya bağlayan otoyolun,  ortada kalan Asilah&rsquo;tan ge&ccedil;memesi,  sanki; izole bir kent haline getirmiş,  50000 kişilik n&uuml;fusu ile,  daha &ccedil;ok,  turizm ağırlıklı bir yerleşim olmuş.<br />
	Tam bir saat sonra,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir meydanda duruyor otob&uuml;s. Anlaşılan Atabanca burası,  hi&ccedil;bir levha g&ouml;rmedim yol boyunca. K&ouml;şedeki polise,  LP &lsquo; den se&ccedil;tiğim Hotel Sahara &lsquo;yı soruyorum. Yakındaymış,  kolayca buluyoruz. LP,  yine,  Atabanca ile ilgili harita vermeyi gereksiz g&ouml;rm&uuml;ş anlaşılan. Tertemiz her tarafı &ccedil;ini kaplı,  bu &ccedil;inilerle,  daha da soğuk,  turistik soğutma tesisine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş. Belli ki; bizden bAşık Olmaya kalan da yok bug&uuml;n ( 150 Dr. )<br />
	Az sonra,  ıssız Atabanca sokaklarındayız,  ama,  kapalı d&uuml;kkan ve kafelerden,  sahilde y&uuml;kselen otel binalarından,  y&uuml;ksek sezonda,  cazibe merkezi olduğunu tahmin edebilmek zor değil. İstanbul d&ouml;n&uuml;ş&uuml; i&ccedil;in,  Air Arabia&rsquo;dan bilet alabilmek i&ccedil;in,  internet kafe arıyorum. Hayret,  girdiğim &uuml;&ccedil; yerde de,  yazıcıların kağıdı bitmiş. Sonunda,  sahile yakın bir yer buluyorum,  bu kez de Air Arabia&rsquo;nın sitesine ulaşmak m&uuml;mk&uuml;n değil. Belli zaman aralıklarında tekrar tekrar gidip geliyorum,  bu mekana,  yok,  yok,  Air Arabia &lsquo; ya ulaşıp,  bilet almak m&uuml;mk&uuml;n değil.<br />
	Sert bir r&uuml;zgarın altında Atlantiğin dalgaları metrelerce y&uuml;kselip,  bembeyaz k&ouml;p&uuml;klerle &ccedil;ullanıyorlar Atabanca sahillerine. Mendireğin ardındaki kuytu denizde uyuyan balık&ccedil;ı teknelerinin &uuml;zerine,  zaman zaman,  mendireği aşan dalgaların serpintileri dolmaktadır. Kentin kendisi kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k,  Kasbah duvarları denize kadar uzanıyor. Sahilde bir Portekiz Kalesi,  y&uuml;zyıllardır,  dalgalara,  r&uuml;zgara direnmekten yılgın belki,  ama yine de canlı. &Uuml;zerlerinde yapılar bulunan abbaralar,  Urfa&rsquo;yı Mardin&rsquo;imi hatırlatıyor,  kemerli kapılardan Kasbah&rsquo;ın i&ccedil;lerine giriyor,  dar,  sevimli,  mavi- t&uuml;rkuvaz boyalı duvarların arasında buluyoruz kendimizi. Chefchaouen&rsquo;in benzeri bir kent,  Atlantik Okyanusu kıyısında &uuml;stelik. Buraya yaz sıcağında gelip,  dalgalarla boğuşmak vardı,  sonra da serin r&uuml;zgarlarında dolaşmak,  daracık sokaklarında Asilah&rsquo;ın. Chefchaouen gibi burada da; Marakeş ve Fes&rsquo; deki,  insanı bunaltan,  yapışkan satıcılar yok.<br />
	Uzaktan gelen zurna seslerinin yankısı,  giderek artıyor Kasbah sokaklarında. Az sonra,  bir k&ouml;şeyi d&ouml;nen yeşil,  kırmızı geniş sancakların arkasında y&uuml;r&uuml;yen,  beyaz cellabeler giymiş zurnacılar,  en sonda ,  &ccedil;oğunluğu gen&ccedil;ler olan Asilah&rsquo;lılar y&uuml;r&uuml;yor. Bug&uuml;n,  hen&uuml;z İngilizce bilen tek kişiye rastlayamadım,  bu t&ouml;renler nedir,  bakalım &ouml;ğrenebilecek miyim ?<br />
	Zurnalı,  sancaklı resmi ge&ccedil;itten sonra,  Kasbah sokakları hareketlendi. İki saat &ouml;nce,  n&ouml;tron bombası yemiş&ccedil;esine ıssız olan Asilah&rsquo;ın,  Kasbah sokakları şimdi insan kaynıyor. Bir meydanda durmuş,  bizim horona benzeyen,  ama,  ritm ve dinamizmden kısıtlı bir şekilde,  oldukları yerde,  oynuyorlar. Etraflarında toplanmış,  hemen hepsi Asilah&rsquo;lı gen&ccedil;ler cep telefonları ile fotoğraf &ccedil;ekiyorlar.<br />
	Ne olduğunu anlamadan,  bir elin,  makinemin objektifine asılması ile,  kadrajı bırakıyorum,  g&ouml;zleri dışarı fırlamış,  yaşlı bir adam,  fotoğraf makineme asılıyor,  kararlı,  serseri alıp,  yere atacak kamerayı. Oysa,  bir taşkınlık da yapmadım. Muhtemelen,  yaygın olan haşhaş ve esrar kullanımının verdiği cesaret veya taşkınlıkla,  makinesiz bırakacak beni. Bakıyorum niyeti ciddi,  tahrik etmeyecek bir darbe ile omuzunu itiyorum. G&ouml;zlerini a&ccedil;mış bakıyor hala,  sonra,  hızla,  gen&ccedil;lerin &uuml;zerine koşuyor,  gen&ccedil;ler,  bir anda &ccedil;il yavrusu gibi dağılıyorlar. Cahil adam; Atabanca gibi,  Fas turizminin odak noktalarından birinde,  y&ouml;resel k&uuml;lt&uuml;r&uuml; tanımak i&ccedil;in buralara gelmiş,  senin kentine,  akrabana para bırakan,  &uuml;stelik,  değerlerini,  geleneğini saygıyla izleyen birine saldırmanın anlamsızlığını nasıl anlatabilirim sana ki.<br />
	Sık sık internet kafede,  İstanbul d&ouml;n&uuml;ş&uuml; i&ccedil;in Air Arabia sitesine girme &ccedil;abalarım nafile girişimler oluyor,  giremiyorum bir t&uuml;rl&uuml;. Atabanca &lsquo; da bir tane de seyahat acentası yok,  a&ccedil;ık olan.<br />
	Yaz boyunca,  sahillerinin,  sokaklarının insan kaynadığı yerlere gideriz kışın,  o g&uuml;zelim yerler,  ıssızlığın verdiği melankoli ile &uuml;rpertir ya,  &ouml;yle duygularla dolaşıyorum,  y&uuml;z&uuml;me,  kıyametler kopan Atlantik Okyanusunun dalgalarının serpintilerinin vurduğu sahilde.<br />
	Bir iki g&ouml;k g&uuml;rl&uuml;yor,  bir kuytuya sığınalım demeye kalmadan,  bardaktan boşanır bir yağmur,  adeta,  s&uuml;p&uuml;r&uuml;yor sokakları. Medina&rsquo;nın kemerli kapılarından birinin altına sığınıyoruz ve yarım saat kıpırdayamadan,  yağmurun ge&ccedil;mesini bekledik.<br />
	Asilah,  karides ve balıkları ile &uuml;nl&uuml;. Derli toplu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bir lokantaya giriyor,  tajine s&ouml;yl&uuml;yoruz balıklar gelene kadar beklememek i&ccedil;in. Kocaman bir kayık tabak i&ccedil;erisinde arz-ı endam ediyorlar masamıza. Farklı soslarla tatlandırılmış,  barbunya,  mezgit,  bakaloros,  sardalya ve dil balığını tanıyoruz,  iki tane de farklı okyanus balığı var. Kızartılmış kalamar ve karidesler,  safranlı patates kızartma ve yine safranlı pilavı,  hazla yerken,  dışarıda uğultularla yağan yağmurun sesi masamıza kadar geliyor. Bunca lezzet ve tadın karşılığı olarak 100 Dr. &ouml;deyip,  yağmurun sellere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; sokaklara &ccedil;ıkıyoruz tekrar.<br />
	Yarın sabah,  Asilah&rsquo;tan,  Kazablanka&rsquo;ya gidecek otob&uuml;slerin hareket saatlerini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in,  500 m. mesafedeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k terminale y&uuml;r&uuml;yoruz. 08.15 de olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor,  birbirinden kılıksız,  hi&ccedil; de g&uuml;ven vermeyen adamlar. Anlaşıldı,  u&ccedil;ak biletini Asilah&rsquo;ta halledemeyeceğiz,  yarın Kazablanka&rsquo; dan alamazsak,  iki g&uuml;n sonraki u&ccedil;uşu beklememiz gerekecek. Kazablanka&rsquo;da geceleyip,  ertesi g&uuml;n 17.00 &lsquo;de İstanbul &lsquo;a d&ouml;nmeyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz.<br />
	D&ouml;n&uuml;şte yine bir yağmur sağanağı,  bizi bir bankanın kapısında yarım saatten fazla beklemeye tutuklu ediyor. Sabahtan beri,  &uuml;zerimizdekilerle yarı ıslak geziyoruz. Hava kararırken,  Atabanca sokakları ana baba g&uuml;n&uuml;ne d&ouml;n&uuml;yor. Gen&ccedil; n&uuml;fusun &ccedil;okluğu şaşırtıcı oranda fazla burada da. Sokakları,  sabahtan beri arşınlayan sancaklı grup,  yine bir caddeyi kapatmış,  binlerce kişinin izlediği folklor g&ouml;sterilerine devam ediyor. K&ouml;şede bir salyangoz satıcısı g&ouml;r&uuml;p,  sokuluyorum,  belki son kez olarak,  bir tas haşlanmış salyangoz alıyorum ve aşina bir lezzeti tekrar tadıyorum.<br />
	Hava karardı ve soğudu,  yeni bir sağanağın &ouml;nc&uuml;leri olan damlalar y&uuml;z&uuml;m&uuml;ze vururken,  Hotel Sahara&rsquo;ya atıyoruz kendimizi,  ardından,  &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki daracık sokak,  şimşeklerle aydınlanıyor,  yankılanan g&ouml;k g&uuml;r&uuml;lt&uuml;leri ile sarsılıyor.&nbsp;</p>
<p>
	17.02.2011 ( ASİLAH &#8211; KAZABLANKA )&nbsp;</p>
<p>
	Hotel Sahara,  LP &lsquo;nin &ouml;nerilerini hak ediyor. Sakin,  temiz ve emin. B&uuml;t&uuml;n gece &ccedil;arpışan bulutların ışığı,  g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; hakim oldu Asilah&rsquo;a. Bir ara uyandım,  r&uuml;zgar,  Asilah&rsquo;ı Atlantik Okyanusuna s&uuml;r&uuml;kleyecek zannettim. Saat &uuml;&ccedil;te uyandım torunumu g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m r&uuml;yamda. Yastığı duvara dayadım,  g&uuml;zel kızımı d&uuml;ş&uuml;nmeye başladım,  &ouml;zlemiştim. Uyku yetmişti,  dinlenmiştim.<br />
	Toparlanıp,  k&uuml;&ccedil;&uuml;k otob&uuml;s durağına y&uuml;r&uuml;yoruz,  g&ouml;rkemli,  &ccedil;ift kuleli,  Portekiz Katedralinin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;erek. Katedral,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/terk"title="terk etmek" >terk</a>edilmişliğin,  sahipsizliğin h&uuml;zn&uuml;n&uuml; yaşıyor,  belli ki; demir parmaklıklı kapısından,  uzun zamandır kimse girmemiş i&ccedil;eri.<br />
	Hava sakinleşmiş,  g&uuml;neş g&ouml;r&uuml;nmeye &ccedil;alışsa da; pek başarılı değil hen&uuml;z,  yağmur geldim,  geliyorum diyor. Yanıma gelen bilet&ccedil;iye,  08.15 i&ccedil;in bilet alacağımı s&ouml;yl&uuml;yorum,  kafasını sallayıp,  iki bilet kesiyor ( 70 Dr / kişi ). Hareket saati geliyor,  gelen giden otob&uuml;s yok. Adama s&ouml;ylenmeye başlıyorum,  pişkin pişkin; &ldquo; hava yağmurlu,  yavaş yavaş geliyor,  kaymasın diye &ldquo; anlamında işaretler yapıyor,  makara yapıyor a&ccedil;ık&ccedil;ası.<br />
	Saat 10.00 &lsquo; a doğru,  neredeyse,  tamamı dolu olarak bir otob&uuml;s geliyor,  arkalarda,  iki kişilik koltuğa son anda yerleşiyoruz. Hemen hareket ediyor ve Rabat&rsquo;a uzanan otoyola girip,  ardından,  s&uuml;ratle ilerliyor. Tanca-Atabanca 88 km,  Tanca-Rabat 278 km,  Rabat-Kazablanka da 91 km. olduğuna g&ouml;re; -88+278+91 = 281 km. yolumuz var.<br />
	Zaman zaman g&ouml;zden kaybolsa da; Atlantik Okyanusunun hır&ccedil;ın dalgalarını,  geniş kumsallarını izleyerek ilerliyoruz. Kumullar,  bir isyan gibi,  otoyola kadar sokuluyor bazı yerlerde. G&ouml;z alabildiğine uzanan seralarda muz yetiştiriliyor. Rabat&rsquo;a 45 km. kala,  otoyoldan &ccedil;ıkıp,  bozulmuş Kenitra yollarına giriyor otob&uuml;s. Yağmur suları yolları kapatmış,  kıyıdan k&ouml;şeden yol bularak ilerliyor ara&ccedil;lar. Kenitra,  bir tersane ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k sanayi kenti anlayabildiğim kadarıyla. Medina&rsquo;nın yıpranmış duvarları,  &ccedil;evresinde,  perişan binalar g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Kenitra&rsquo;da yolcu alıp bıraktıktan sonra,  tekrar oto yola girip devam ediyoruz. Tepemizde,  tehditkar kap kara bulutlar k&uuml;melenip duruyor,  yer yer sağnak yağmurların i&ccedil;inden ge&ccedil;erek ilerliyoruz.<br />
	12.10 &lsquo; da Rabat &lsquo;a girerken,  &uuml;lkenin başkenti oluşunun işareti olsa gerek,  her tarafı,  kırmızı fon &uuml;zerine,  yeşil yıldızlı Fas bayrakları ile donatılmış meydanlardan ge&ccedil;ip,  ara sokaklarda bulunan terminale giriyoruz. G&uuml;nlerdir g&ouml;rmediğim tabloyu,  Rabat giriş ve &ccedil;ıkışında g&ouml;r&uuml;yorum. Başkentin varoşlarında,  sefalet,  yoksulluk kokan,  i&ccedil; i&ccedil;e girmiş,  perişan kul&uuml;beler,  tenekeden evler &ccedil;arpıyor g&ouml;z&uuml;me. &Ccedil;ocuklar,  buldukları k&uuml;&ccedil;&uuml;k meydanlarda top oynuyorlar.<br />
	Atabanca &lsquo;tan hareket ettikten tam 4.5 saat sonra Kazablanka&rsquo;ya giriyoruz. Yine nerede olduğunu bilmediğimiz,  konumlandıramadığımız,  kaotik bir otob&uuml;s terminalinde iniyoruz. LP &lsquo;nin haritasında sadece CTM terminali olduğu i&ccedil;in,  nerede olduğumuzu kestirmeye &ccedil;alışıyoruz. Benim derdim,  bir an &ouml;nce,  Mohammed Zerktouni Bulvarındaki Air Arabia&rsquo;nın ofisine gidip,  bilet almak. Biraz y&uuml;r&uuml;y&uuml;nce,  Ouled Ziane Tren Garının &ouml;n&uuml;nde buluyoruz kendimizi,  demek ki; kent merkezinden 6 km. kadar uzaktayız. Hayret taksiciler gitmek istediğimiz Mohammed Zerktouni Bulvarını bilmiyorlar,  bir anda bir s&uuml;r&uuml; &ccedil;akal taksi şof&ouml;r&uuml; sarıyor etrafımı,  aldırmayıp,  az ileride bekleyen,  temiz y&uuml;zl&uuml; bir şof&ouml;re yaklaşıyorum. Tamam diyor,  taksimetre a&ccedil;arım. Yok diyorum 20 Dr. vereyim,  zira; taksimetrenin kurnazlıklarını biliyorum. Kabulleniyor,  biniyoruz. Ger&ccedil;ekten,  &ccedil;ok uzaktaymış,  sonunda ,  203 nolu binanın zemin katında Air Arabia&rsquo;nın levhasını g&ouml;r&uuml;p,  iniyoruz.<br />
	Ofis kalabalık,  epey bekledikten sonra sıra bana geliyor. 106 &euro; &lsquo; dan 149 &euro; &lsquo;ya &ccedil;ıkmış bilet fiyatı. Bir ara ekran kararıyor ve 139 &euro; g&ouml;r&uuml;yorum,  tamam diyorum,  gen&ccedil; &ccedil;ocuğa,  uzatma,  kilitle. Ne hikmetse,  kredi kartlarımı kabul etmiyor sistem. Nakit euro vereyim diyorum. Yok,  illa da,  Fas Dirhemi olacakmış. Anlaşıldı,  yine boğuşmalı ge&ccedil;ecek bu g&uuml;n. Zira,  anlamadığım bir nedenle,  bug&uuml;n de tatil. 14 Şubat akşamı Chefchaouen&rsquo;de Muhammed&rsquo;in doğumu kutlanıyordu,  16 Şubat Mevlid Al Nebi dedikleri yine Muhammet&rsquo;in doğumu i&ccedil;in okunan mevlid nedeni ile tatildi. Peki bug&uuml;n 17 Şubat neden tatil ? Mevl&uuml;d yorgunluğunu atmak i&ccedil;in herhalde.<br />
	&Ccedil;aresiz fırlıyorum dışarı,  bankaların &ouml;n&uuml;ndeki ATM&rsquo;lere bakıyorum,  hi&ccedil; biri &ccedil;alışmıyor,  d&uuml;zg&uuml;n kılıklı bir adama soruyorum,  nerede euro bozdururum diye. Euro,  &ccedil;en&ccedil; ve Dirhem kelimeleri derdimi anlatıyor sanırım,  başlıyor,  Fransızca konuşmaya. Anladığım kadarı ile şehir merkezinde,  n&ouml;bet&ccedil;i bir banka şubesi olduğunu,  oraya gitmem gerektiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Bir taksi durduruyorum,  işaretlerle,  bana dediklerini şof&ouml;re anlat diyorum. Anlıyor ve şof&ouml;re uzun uzun bir yerleri tarif ediyor.<br />
	Ben,  şeyimden soluk alırken,  T&uuml;rk olduğumu &ouml;ğrenen şof&ouml;r,  Kurtlar Vadisinden,  Memati&rsquo;den bahsetmeye başlıyor. &Ccedil;ıldıracağım,  bir kentte,  bu kadar peş peşe kırmızı ışık olur mu ? Bir ara,  change yaptıktan sonra,  Air Arabia&rsquo;nın &ouml;n&uuml;ne bırakırsın diyorum işaretle. İlk meydandan geri d&ouml;n&uuml;nce huylanıyorum,  huylanmakta da haklıyım,  geri zekalı,  taksiye bindiğim noktanın 30 m. yanındaki Air Arabia ofisinin &ouml;n&uuml;nde park ediyor. Yahu,  ben bu taksiye 30 m. gitmek i&ccedil;in mi bindim,  adamcağız sana nereleri neden tarif etti ? &Ouml;l&uuml; g&ouml;z&uuml; gibi bakıyor bana,  sadece.<br />
	Aynı kırmızı ışıkları,  aynı kavşakları ge&ccedil;iyorum tekrar,  tarif edilen bankanın &ouml;n&uuml;nde iniyor,  kapıdan i&ccedil;eri dalınca da,  bir adamla g&ouml;ğ&uuml;s g&ouml;ğ&uuml;se geliyorum. G&uuml;venlik g&ouml;revlisi mermi gibi girişimden huylanmış,  barikat kurmuş. &ldquo; Change &ldquo; kelimesini duyunca yol veriyor,  ge&ccedil;iyorum,  karşımdaki masada oturan g&ouml;revli,  &ccedil;aresiz ellerini sallayarak; &ldquo; sistem kapalı &ldquo; diyor,  &ldquo; a&ccedil;ılmaz mı ? &ldquo; ya cevap,  &ldquo; bilemem,  karşıdaki Hyatt Otelin arkasında,  bir d&ouml;viz b&uuml;rosu var,  oraya bak &ldquo; diyor. Vay anasını,  Hyatt Otel deyince,  uyanıyorum,  Kazablanka&rsquo;yı neredeyse,  bir boydan bir boya ge&ccedil;mişim. &Ccedil;ıldıracağım bug&uuml;n,  Air Arabia ofisinde bıraktığım eşim merak etmiştir beni,  işin garibi,  onun telefonu da benim &ccedil;antamda,  istesek de haberleşemeyeceğiz.<br />
	Tekrar bekleyen taksiye binerek,  bahsettiği yere gidiyorum,  g&ouml;r&uuml;n&uuml;rlerde d&ouml;vizci falan yok. &Ouml;ğrenci oldukları belli olan iki genci durdurup soruyorum; tarif ederlerken de,  birinin koluna girip,  &ldquo; bırak konuşmayı,  benimle gel &ldquo; diyerek,  adeta s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yorum. soluk nefese kaldığı bir anda; &ldquo; &ouml;ld&uuml;rd&uuml;n beni,  ka&ccedil; yaşındasın &ldquo; diye soruyor. &ldquo; boşver,  &ccedil;abuk olalım,  u&ccedil;ak ka&ccedil;acak &ldquo; diye gaz veriyor ve az sonra,  Medina&rsquo;nın yanında bir d&ouml;viz b&uuml;rosunun &ouml;n&uuml;nde buluyorum kendimi. &Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r,  a&ccedil;ık. Gence,  teşekk&uuml;r ederek,  g&ouml;nderiyorum. U&ccedil;ak bileti i&ccedil;in gerekli olan 3034 Dr. karşılığı parayı bozdurduğum 270 &euro; ve cebimdeki dirhemlerle karşılayacağım. Şof&ouml;r,  aracın i&ccedil;inde uyumaya başlamış,  d&uuml;rt&uuml;yorum,  bir yığın dur kalk ve yoğun trafikten sonra,  Zerktouni Caddesindeki Air Arabia ofisinin &ouml;n&uuml;nde iniyorum. Eşim,  kapıda,  bembeyaz bir y&uuml;zle beni bekliyor. Bu anlattığım d&ouml;viz bozdurma faslı iki saatten fazla s&uuml;rd&uuml; sanırım.<br />
	Taksimetre,  21 Dr. yazıyor,  teşekk&uuml;r ederek 25 Dr. veriyorum. Sakin sakin duran şof&ouml;r,  birden no,  diyerek hır&ccedil;ınlaşıyor,  &ccedil;ok bekledim diyor anladığım kadarı ile. İyi de; beklemeleri de,  taksimetre zaten yazıyor demek istiyorum,  yok,  ısrarla fazla para istiyor. Paraları,  kucağına bırakıp &ccedil;ıkıyor,  ofise girip,  g&ouml;revlinin yanına oturuyorum. Az sonra,  kucağıma verdiğim paraları atıp &ccedil;ıkıyor dışarı,  ofistekiler de şaşkın bakıyorlar. Sanırım; &ouml;deme yapmadı senaryosu hazırlıyor. İşi bulduk,  d&ouml;viz işini &ccedil;&ouml;zd&uuml;k derken,  şimdi de,  bununla uğraşacağım. Bir ara dışarı &ccedil;ıkıp,  derdini anlayayım diyorum,  eşim,  kavga edersin diyerek &ouml;n&uuml;me ge&ccedil;iyor. Bakıyorum,  adamın da gitmeye niyeti yok. Belli ki,  &ccedil;ıkışta hırlaşacağız. Fırlayıp,  yanına gidiyorum,  fal taşı gibi a&ccedil;ılmış g&ouml;zlerle bana bakıyor,  yumruklarını sıkmış. Derdimi de anlatamıyorum İngilizce,  &ccedil;ıldıracağım,  bağırışlarımıza,  etrafımızda toplananlar oluyor ama,  beni anlayan yok. Belli ki; paramı vermedi diyor şof&ouml;r. Bug&uuml;nk&uuml; &ccedil;ilem bitsin diyerek,  &ccedil;ıkardığım 50 Dirhemi,  y&uuml;z&uuml;ne fırlatıyor,  i&ccedil;eri giriyorum. Kırktan fazla &uuml;lke dolaştım,  rikşacılar bile bu kadar terbiyesizlik yapmamıştı.<br />
	Evet,  g&ouml;revlinin karşısındayım,  bilet paralarının karşılığı olan 3034 Dr,  i denkleştirip,  uzatıyorum. Sayıyor,  yanlış diyor. Bir daha sayıyor,  teredd&uuml;tl&uuml;. Yine say diyorum. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sayıştan sonra,  binerli desteler yaparak,  yan yana koyuyor,  k&uuml;suratları da ayrı sayarak,  ikna olmaktadır. Hey Allahım,  bu adam birinci defa mı para sayıyor,  sanki,  g&ouml;reve başlayalı,  birka&ccedil; saat olmuş.<br />
	Fas&rsquo;taki kadar s&uuml;zme &uuml;zerime ulaşmadı hi&ccedil;bir &uuml;lkede. Neyse,  &ccedil;ıktıyı alıyorum,  pasaportlarım,  kredi kartlarım darmadağın,  toparlıyor,  sakinleşmeye &ccedil;alışıyorum.<br />
	&Uuml;zerimde yığılan stresi ancak y&uuml;r&uuml;yerek atabilirim. LP&rsquo; nin haritasına bakıp,  gitmeyi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m Hotel Galia&rsquo;yı buluyorum. Tahminen,  1.5 km. kadar y&uuml;r&uuml;rsek,  Zerktouni Bulvarından,  Hasan 2 caddesini,  sonra Mohammed 5 Bulvarını,  bunun &uuml;zerindeki İbn-i Batuta sokağını bulursak otele kapağı atacağız. Muhammed 5 Meydanında,  Postane binasının &ouml;n&uuml;nde,  kum gibi insan kaynıyor. Fas halkı da kazan kaldırdı diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum &ouml;nce. Ama bakıyorum,  g&ouml;steriden &ccedil;ok,  eğlence var. Hala,  bug&uuml;n tatilin,  Kutlu Doğum&rsquo;la ilgisini &ccedil;&ouml;zebilmiş değilim,  ama,  bu insan oğlu da,  belli ki; bu hadiseyi kutluyorlar.<br />
	Sonunda,  Hotel Galia&rsquo;nın resepsiyonunda buluyoruz kendimizi. 220 Dr. odalar i&ccedil;in fazla değil,  &ccedil;antaları bırakıp,  yorulmamış gibi,  bu kez de,  Medina&rsquo;ya uzanan,  Mohammed 5 Bulvarı kaldırımlarına vuruyoruz,  terimiz kurumadan. bundan sonra d&ouml;n&uuml;ş modunda olduğumuz i&ccedil;in,  hediyelik bir şeyler bakacak eşim. Deri sandalet alıyoruz,  ben de,  tutkunu olduğum ahşap biblolardan alıyorum,  oturan bir deve ( 30 Dr ). Ama,  Bali&rsquo;nin,  Myanmar&rsquo;ın,  elde,  &ccedil;akı ile oyulmuş ahşap biblolarının g&uuml;zelliğini beyhude arıyorum.<br />
	Balık lokantalarının bulunduğu bir sokağa girmişiz,  Medina&rsquo;da. Burnuma uzatılan,  yeni kızarmış kalamarın kokusu,  baştan &ccedil;ıkarıyor. Bir masaya &ccedil;&ouml;k&uuml;yoruz,  buralarda gelenek olan acı soslu tabakla oyalanırken,  balıklar geliyor ardı sıra. Kalamar,  karides,  barbunya,  mezgit,  kırlangı&ccedil; ve yine tanımadığım birka&ccedil; balıkla,  bir ziyafet &ccedil;ekiyoruz kendimize,  bunca hır g&uuml;r&uuml;n ve yorgunluğun sonrasında. Ocağın başındaki adam,  T&uuml;rk olduğumuzu &ouml;ğrenince,  kıyak yapıp,  bir avu&ccedil; karides daha koyuyor tabağımıza,  Galatasaray diyor bir yandan da. 60 Dr. &ouml;deyip &ccedil;ıkıyor,  seyyar bir manavdan muz (10 Dr/kg ) ile elma ( 7 Dr/ kg ) alarak,  metro yapımı i&ccedil;in,  delik deşik edilmiş caddeden ge&ccedil;erek,  otel kapısına varıyoruz.<br />
	Resepsiyonda,  bAşık Olmaya birisi var. Anahtarı alırken,  laf atıyor,  sohbet ediyoruz,  tabii Fransızca. 11 kez İstanbul&rsquo;a gelmiş. Son gelişinde,  Emin&ouml;n&uuml;&rsquo;nde 44000 &euro; &lsquo;yu &ccedil;aldırmış. Cebinden,  bir tomar kağıt &ccedil;ıkarıp,  bankonun &uuml;zerine koyuyor,  zabıt tutanakları,  mahkeme kararları. Aradan beş sene ge&ccedil;miş,  paralar ne oldu işareti yapıyorum,  o da eliyle u&ccedil;tu diyor ve avucuna &uuml;fl&uuml;yor. Bu olaydan sonra da; T&uuml;rkiye&rsquo;ye u&ccedil;mamış bir daha.&nbsp;</p>
<p>
	18.02.2011 ( KAZABLANKA &#8211; İSTANBUL )&nbsp;</p>
<p>
	Soğuk değildi gece. D&uuml;nk&uuml; perişanlığı terk etmiş olmalıyız bedenimizden. D&uuml;n akşam,  Mohammed 5 Bulvarında g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z,  kalabalık pasta fırınına y&uuml;r&uuml;yoruz,  o kadar &ccedil;eşitli pasta ve kurabiye var ki; ondan,  bundan derken,  koca bir kutu doluyor ( 42 Dr ). Tezgahtar,  &uuml;r&uuml;nlerin lezzetini vurgulamak i&ccedil;in mi,  ellerindeki şerbeti silmek i&ccedil;in mi,  bilmem,  parmaklarını yalayıp duruyor karşımda. Hayır,  bug&uuml;n,  son g&uuml;n&uuml;m,  hi&ccedil;bir şey sinirlendiremez beni. Otelin bulunduğu İbn-i Batuta sokağının karşısındaki,  &ccedil;ok g&uuml;zel Maroc desenleri olan b&uuml;y&uuml;k kapıdan girdiğimiz &ccedil;arşıda da,  otlu Danimarka peyniri buluyorum. Odamızda,  hazırladığımız &ccedil;ayla,  hoş bir Kazablanka kahvaltısı yapıyoruz ( o ne demek ? )<br />
	&Ccedil;antaları,  resepsiyona bırakıp,  Kazablanka filmindeki,  romantizmi bulamayacağımızı bildiğimiz i&ccedil;in,  artık,  eski yerleşimlerde değil,  Fas ekabirlerinin oturduğu,  <a href="http://www.bloglar.tk/tag/zengin"title="zengin" >zengin</a>lerin,  sabahları,  y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yaptığı Ain Diyap semtine,  Atlantik Okyanusu kıyısındaki Korniş&rsquo;e gitmek &uuml;zere D&rsquo;anfa bulvarındaki otob&uuml;s durağına geliyoruz,  birinci gelen 9 nolu,  nuh-u nebi&rsquo;den kalma otob&uuml;s&uuml;n,  bizi,  dağılmadan,  Korniş&rsquo;e g&ouml;t&uuml;receğini temenni ederek,  merkezden uzaklaştık&ccedil;a,  daha bakımlı ve zenginleşen mahalleleri,  &ouml;nlerinde &ouml;zel g&uuml;venlik olan malikaneleri seyrediyoruz.<br />
	L&uuml;ks otellerin,  restoranların bulunduğu Korniş Bulvarında iniyor ve sahilde top oynayan &ccedil;ocukların y&ouml;n&uuml;ne y&uuml;r&uuml;meye başlıyoruz. Atlantik yine hır&ccedil;ın,  dalgalar 2-3 m. boyunda ve kırıldıklarında,  bembeyaz k&ouml;p&uuml;kler i&ccedil;inde bırakıyorlar sahilleri.<br />
	Zamanı da kollayarak y&uuml;r&uuml;yoruz Korniş&rsquo;te. Para olunca,  insan oğlu da,  d&uuml;nya da g&uuml;zelleşiyor. Model arabaları i&ccedil;inden inen Fas&rsquo;lı kadınlar,  park ettikleri ara&ccedil;larından,  salınarak &ccedil;ıkıyor,  g&uuml;zellik salonlarına giriyor. Birka&ccedil; euro i&ccedil;in,  &uuml;&ccedil; kağıt&ccedil;ılık yapmaya kalmayan zavallılarla m&uuml;cadelelerimi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor,  kendime kızıyorum. &Uuml;&ccedil; saat sonra,  beklediğimiz durağa birinci gelen otob&uuml;sle,  D&rsquo;anfa Bulvarına yola &ccedil;ıkıyoruz. Ara&ccedil;ta on kişi var yok,  &uuml;&ccedil; kişi biniyor,  biletleri kontrol ediyor. İstihdam yaratmanın bir şekli olmalı.<br />
	Bu kez,  Medina&rsquo;nın &ouml;n&uuml;nde iniyor,  cadde &uuml;zerindeki hediyelik eşya mağazasından,  kartpostal ve Fas&rsquo;ın simgesi olan babuş ( baobouch ) lu anahtarlıklardan alıyorum.<br />
	&Ccedil;antalarımızı alıp,  caddeye &ccedil;ıkıyor ve birinci gelen petit taksiye binip,  Casa Voyageurs&rsquo;a gitmek istediğimizi s&ouml;yl&uuml;yorum. Kader,  son taksi yolculuğunda,  sakin,  nazik ve olgun bir taksi şof&ouml;r&uuml; ile karşılaştırıyor beni. Yoğun trafikte,  dura kalka,  ara sokaklara gire &ccedil;ıka,  tren istasyonuna geliyoruz ( 10 Dr ). Gişelerde yoğun kuyruk var,  sonunda sıra geliyor ve 13.07 i&ccedil;in,  1. sınıf bilet alıyorum ( 60 Dr / kişi ). Mohammed 5 havaalanına gitmenin en rahat ve ekonomik yolu,  Casa Voyageurs&rsquo;tan trene binmek,  havaalanının i&ccedil;inde son istasyonu. İlk geldiğimiz sabah,  trenler &ccedil;alışmadığı i&ccedil;in,  Hasan 2 camii &ouml;n&uuml;nde,  kavganın siftahını yaptığım taksiye binmek zorunda kalmıştım.<br />
	Perona gelen tren dakika gecikmeden hareket ediyor ve 35 dakika sonra,  havaalanına varıyoruz. Y&uuml;r&uuml;yen merdivenler,  &uuml;st kata,  havaalanının keşmekeşine kavuşturuyor. Ana baba g&uuml;n&uuml; bekleme salonu,  d&uuml;nyanın hemen her yerine u&ccedil;uş var buradan. Işıklı panolardaki,  u&ccedil;uş trafiğini izleyerek,  oyalanıyorum.<br />
	Check in g&ouml;revlisi kız da,  herhalde,  bu g&uuml;n başladı,  &ccedil;antaların bagaj fişini &ccedil;ıkaramıyor <a href="http://www.bloglar.tk/tag/bilgi"title="bilgi" >bilgi</a>sayardan. Yarım saat bekliyoruz,  arkamızda uzun bir kuyruk oluşuyor. Check in işleminden sonra,  g&uuml;venlikten ge&ccedil;erken,  polis kenara &ccedil;ekiyor beni,  bel &ccedil;antanda ne var diyor. Evraklarım ve para deyince,  ileride bir paravanın arkasına g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor,  kendisi de i&ccedil;eri giriyor,  İ&ccedil;indeki euroları g&ouml;r&uuml;nce,  sırıtarak &ldquo; bahşiş &ldquo; diyor. Y&uuml;ksek sesle,  &ldquo; no bahşiş,  I&rsquo;m only traveler &ldquo; deyince,  okey,  okey diyerek kaybolmaktadır. Fas bir kez daha egale etti,  &ouml;nceki gezilerimi,  şimdiye kadar,  hi&ccedil;bir g&uuml;venlik g&ouml;revlisi para istememişti,  ne Ortadoğu&rsquo;da,  ne Uzakdoğu&rsquo;da,  ne de Hindistan&rsquo;da. &Uuml;zerimi başımı toparlarken; &ldquo; puşt &ldquo; diyorum,  &ouml;n&uuml;mde y&uuml;r&uuml;yen,  Fas&rsquo;lı,  kara g&ouml;zl&uuml; kız d&ouml;n&uuml;p bana bakıyor ve g&uuml;l&uuml;yor,  olanları g&ouml;rd&uuml; demek ki; eşimin dediği gibi sinkaf&rsquo;lı kelimeler Arap halklarının dili&hellip;<br />
	Artık,  salonda,  hareket saatini bekliyoruz,  bundan sonra,  ters giden bir şey olabilir mi? U&ccedil;ak d&uuml;şmezse olmaz,  herhalde. U&ccedil;ağa biniyoruz, 4 saat on dakika sonra,  Sabiha G&ouml;k&ccedil;en Havaalanındayız. Bu havaalanının adını hi&ccedil; sevemedim. Kendi halkını,  kendi topraklarını bombalayan,  birinci kadın pilotumuzun adı,  tez g&uuml;nlerde kaldırılır inşallah&hellip;<br />
	Fas,  turizmin getirdiği yılışıklıkları bir kenara bırakırsak,  Almoravid&rsquo;lerden,  Berberi&rsquo;lerden uzanıp gelen,  pek &ccedil;ok g&uuml;zellikle karşılaştırdı beni. &Ouml;zellikle,  Maroc desenler,  çok renkli &ccedil;iniler,  Asailah&rsquo;ın t&uuml;rkuvaz,  Chehchaouen&rsquo;in mavi beyaz sokakları,  Marake&rsquo;te,  Cuma El Fına&rsquo;nın curcunası,  her kentte bulunan Medina&rsquo;ların kaosu,  Kasbah&rsquo;ların,  yıpranmış ama yine de mağrur g&uuml;zelliği her şeye değerdi. Ertelediğimiz End&uuml;l&uuml;s toprakları ve Portekiz&rsquo;i de fazla bekleteceğimi sanmıyorum.&nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
<p>
	 &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bloglar.tk/fas-gezi-notlari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

