Kitap

Popüler kitapları popülerliği geçtikten sonra okumayı tercih ederim genelde. Bunu, bilinçli bir tercih olmasından ziyade kitap seçimlerimde etki eden faktörlerin farklı olmasına bağlıyorum. Okuyacağım kitapları seçerken popüler olması en son dikkat ettiğim unsur diyelim.
Aslında okuyacağım kitapları ben değil de kitaplar beni seçiyormuş gibi bir durum sözkonusu. Her kitap her ruh halinde okunmaz, o ruh haline girdiğin zaman okuman gereken kitap zaten karşına çıkar diye düşünüyorum. en azından benim için her zaman böyle olmuştur.
Bazen bir kitabı hevesle alırım ama onu okumam gerken zaman o an değilse okuyamam. Elimin altında yaklaşık bir yıl önce almış olduğum fakat hala okumaya hazır hissetmediğim kitaplar vardır. O kitapları okumaya hazır olacağım ruh haline gelmeyi bekliyorlar veya bekletiliyorum.
Kitap okumak, benim için zamanını kendim belirleyemediğim kutsal bir ritüel. Bilgi, öğrenmeye hazır olanın karşısına çıkar.
Kitapları seçerken de dikkat ettiğim en önemli şey, iç sesim ve etrafımda gördüğüm işaretler. O anda okumam gereken kitaplar bir şekilde kendilerini bana gösterirler veya dikkatimi çekerler. Tek yapmam gereken, o işaretleri takip edip anlamaya çalışmak. Sezgilerime ve iç bilgeliğime güvenmek.
Şu aralar beni düşünmekten uzak tutan kitaplar dikkatimi çekiyor ve onları okumam gerektiğini düşünüyorken birden mantığıma Kayıp Sembol kitabı geldi. Daha önceleri daha popülerken okumayı hiç düşünmediğim kiitap, birden bende saplantı haline geldi. kesinkes onu alıp okumalıyım diye bir hisse kapıldım. Bu hisse kapılmamdaki en önemli etken ise daha önce okumuş olduğum Niyet Deneyi kitabı ile bağlantılı olduğunu düşünmemdi.
Kitabı bir solukta okudum. Yaklaşık 3 gün sürdü. Tipik bir Dan Brown kitabı diyebiliriim. Daha önce Da Vinci Şifresi ni okumuştum. Semboller, CIA, İncil ve ABD üzerine yazılmış vakit geçirten bir kitap.
Niyet Deneyi kiatbı ile bağlantılı olduğunu düşündüğümden beklentimi karşılayan bir kitap olmadı. Ben daha çok düşünce gücü ile ilgili bir şeyler olacağını zannetmiştim. O açıdan hayalkırıklığına uğradım.
10 saat içinde o kadar olayları yaşayan insanların hiçbir şey olmamış gibi derin sohbetlere girip felsefi konuşmalar yapabilmesi beni en çok şaşırtan şey oldu.
Düşüncenin gücü ile ilgili bir çok deney yapmış ve hayatını buna adamış birisinin, bunları kendi üzerinde hiç denememiş olması ve olayların gelişimini bu açıdan düşünmüyor olması beni şaşırtan ikinci en önemli şey oldu.
Kitabı bitirince, bu kitap bana ne verdi? Neden okudum? Sorularını cevaplamaya çalıştım.
Güzel vakit geçirtti, ayrıca İncil in propagandasını yapmış olsa da bütün dinlerin ve öğretilerin aynı şeyi anlattığını yeniden hatırladım. İnsanın herzaman yaratıcıyı aradığını ve islam tasavvufunda insanı kamil mertebesine ulaşma isteğinin her insanın içinde kodlanmış bir gerçek olduğunu, her dinde veya öğretide bu isteğe farklı bir yolla ulaşılmak istendiğini, kısaca yaradılıştan itibaren insanın her zaman gerçek özünü aradığını farkettim.
İnsanlık varoldukça da bu arayış devam edecek..
Eskişehir İl Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın birkaç gün önce kamuoyuna yansıyan, "Haliç’te Yaşayan Simonlar; Dün Devlet, Bugün Cemaat" adlı kitabı, bugün Eskişehir’de yok satmış… Almadım, almak da istemem!.. İçeriğine dayalı bazı gazete ve internet sitelerinden az çok balaka sahibi oldum.
Ülke kurumlarımızın ne hale geldiğini, tekrar tekrar anlatmaya gerek yok sanırım. Genelkurmayın’dan Emniyeti’ne, Adalet teşkilatından ÖSYM’ye, her biri milletin gözünün içine baka baka bindiği dalı kesmekte ve milleti de vatandaş olduğuna pişman etmekteler…
Türkiye Cumhuriyeti, bir süre sonra kuruluşunun seksen yedinci yıl dönümünü kutlayacak, ama bir devleti devlet yapan kurumları onu yıllardır yiyip bitirmekte… Hele hele 28 Şubat süreci ile devlet kurumlarımızda her türlü hukuksuzluğun yaşandığı, bu hukuksuzlukları yapanların korunduğu ve gözlendiği garip, ama manidar bir süreci yaşıyoruz… Bunların detayına gimeye gerek yok sanırım!..
28 Şubat sürecini Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve Ali Kalkancı ile başaranlar, bugünlerde ülkemizde tüm olan bitenin sorumluluğunu Fethullah Gülen’e yüklüyorlar… Bir bakıma günah keşisi!.. Sanki, o ve cemaati olmasa Türkiye Cumhuriyeti çevresine korku salan, ilkeli kurumlarıyla dimdik ayakta duracaktı!..
Ülkemizde yaşanan ve biteceğe de benzeyeyen bu kaotik süreç, bizi de komple teorisyeni haline getirdi. Bu çerçevede konuyu kısaca ele alıp değerlendirmeye çalışacağım…
Sayın Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın kitabında ne yazdığından ziyade, kitabın 12 Eylül referandumu sürecinde çıkması, az çok anlaşılabilir bir durumdur. Bu çerçevede Sayın Baykal’ın istifa konuşmasındaki ifadeleri, beklenen sonucu vermeyince böyle bir kitabın piyasaya sunulması kararının verilmiş olabileceğini düşünüyorum.
Dahası kitabın görevde bulunan bir devlet görevlisi tarafından yayınlanması pekte şık olmamıştır. Madem böyle bir hazırlığınız var, o zaman emekli olun ve yazın… Bu şekliyle kitap yazan bazı emekli devlet memurlarının olduğunu biliyorum ve yazdıklarından çok yöntemlerine saygı duyuyorum.
Bir bAşık Olmaya nokta, çocuklarım söz konusu cemaatin okullarında okudu diyor, Sayın Hanefi Avcı!.. Olabilir, ama cemaati takip etmek amacıyla şunu yaptıysa herhalde bu bir devlet görevidir, yazdıklarını devletin birimleriyle paylaşabilirdi. Ancak devletin ele geçirildiğini söylediğine göre, şunu yapmadığı anlaşılıyor…
Yukarıda da ifade ettiğim gibi devlet ve millet olarak son derece hassas bir süreçten geçerken yayınlanan bu kitap, bir günah keçisi profili ortaya çıkarıyorsa da, esas suçluların bir süre sonra ne yapacakları ya da yapmaya çalışacakları, açık seçik ortaya çıkacaktır…
Sayın Hanefi Avcı, bu yazdığı "yok" satan kitabıyla devlet kurumlarının ne kadar yozlaştığının bizatihi kanıtı olduğu gibi, kendi kişiliği de bu kaotik sürecin bir parçası haline gelmiştir. Bir tarihçi olarak genel tarihi bir tesbitimi de belirtmek isterim: O da şudur, devleti millet kurar, onu yıkan ise kurumlarıdır…
Yazıma genel kanaatimi yenileyerek son vermek isterim:
Sayın Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın kitabında ne yazdığından ziyade, kitabın 12 Eylül referandumu sürecinde çıkması, az çok anlaşılabilir bir durumdur. Bu çerçevede Sayın Baykal’ın istifa konuşmasındaki ifadeleri, beklenen sonucu vermeyince böyle bir kitabın piyasaya sunulması kararının verilmiş olabileceğini düşünüyorum.
Bu, şu anki kanaatim!.. Mehmet Akif’in dediği gibi, "Belki yarın belki yarından da yakın" bir zamanda, ülkemizde ne olup bittiğini tam anlamıyla öğrenebilirsek, süreci ve bu arada söz konusu kitabın yazılış serüvenini de gerçek anlamda öğrenmiş olacağız…
Allah kimseyi utandırmasın, ama birilerinin bir süre sonra kaçacak delik arayacakları ve utanacak yüzleri varsa, utançlarına da Anadolu insanının şahit olacağı görülecektir!..
Rıza Üsküdar
22 Ağustos 2010/Eskişehir
(…)
Oysa Hanif olarak dini yaşamak ile ilgili ayetlerde açıkça Hanif vurgusu İslam kelimesine veya din kelimesine değil, bu dini kendi pratiği haline getirecek/yaşayacak olan bireylere izafe edildiği, çok açıktır. Hal böyle olunca, ”Hanif İslam” tanımlaması aslında doğru olmuyor. Bunun yerine “Hanif Müslim” tanımlaması aslında doğrudur. “İslam” dininin kendi başına eğrisi/hatası yok ki ya da Allah birden fazla İslam önermemiş ki bu kelimenin önüne Hanif ibaresi katalım. İslam, İslamdır. Bu kelimenin önüne arkasına/berisine herhangi bir sıfat veya yakıştırma yapılmaya başlanırsa, o zaman tehlike çanları çalıyor demektir.
Ali İmran/19: Allah katında din, şüphesiz İslam’dır. Ancak, kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.
Ali İmran/85: Kim İslam’dan bAşık Olmaya bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
Maide/3: Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, bAşık Olmaya bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun.
Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam’ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan’dır, merhametli olandır.
Bu konunun önemli olduğunu bilen Hristiyan aleminin ileri gelenleri, İslam kelimesinin önüne “ılımlı” ibaresini boş yere koymuş değillerdir. “Ağır çek küreklerini, mehtap uyanmasın” hesabı. Değişimler, şöyle ki dejenerasyon küçük adımlarla olursa dikkat çekmez. Hele ki bir milletin dinini ya da onları bir arada tutan, harç görevi yapan temel ve ortak değerleri dejenere etmek istediğinizde, bu halk zaten uyuyan bir halk ise… Bu ibare (Hanif kelimesi) şirke çok meyilli olan inanan konumundaki Müslim kelimesinin önüne/yönüne konması gerekiyor. Böylece, Hanifliğin bir din olmadığını ve eskilerde kalmadığını mülahaza etmiş olduk.
********
Yukarıda alıntıladığım pasaj Ali Sarsu’nun “Hanif Olmak” kitabından, bir solukta okuduğum, okumaktan büyük haz aldığım nadir kitaplardan.
Din adına balaka kirliliği yaşayanlardansanız, aklınız sorgular ve endişelerle doluysa, gerçek İslam nedir, Kuran’ı nasıl anlayıp okuyabilirim diye sorgulayanlardansanız, tüm önyargılarınızı bir kenara atıp kitabı okumaya başlayın, size yeni, temiz bir bakış açısı getirip ufkunuzu açacak, son söze geldiğinizde devamı nerde bu kitabın dedirtecek kadar günümüz Türkçesi ile akıcı ve akılcı yazılmış güzel bir eser. Ali Sarsu’ya emekleri için teşekkür ederim. Allah yar ve yardımcısı olsun.
S. Aydogdu
İnsanın hayatta en önde bulması gereken, “okuyucu” olmayı bilmesidir. Kendinizi, hayatı, evreni ve öteki insanları okuyacaksınız. Emir budur! Bu emri bile okuyucu olabilen görür.
Okuyucu olabilmek için günümüzün en görkemli, fakat en içi boş iddiasına göre, bilgili olmak yetmiyor: Balaka çağını yaşadığımız bilgisini bilmemize rağmen… Oturduğumuz yerde iki – üç – beş akademik diplomaya ulaşsak ya da bir öğretinin temel bilgilerine sahip olmak için sertifika ve seminer programlarına katılsak bile… Belli bir süreç içindeki uğraşılarımızın sonunda, elimize, bilgimizin işareti kağıttan senetler verilse bile… Hakikatte, ne kadar ve ne ile bilgiliyiz?..Ya da metrelerce bilgiye sahip oluşumuz “hakikatli okuyucu” olmamıza kâfi mi?
Eğer ki, emir büyükse ve o emir “oku-“ fiilinin içinde bir ummanı gizlemişse; eğer ki, insan olmanın birinci sırayı alan çizgisi “okuma olgusu” ise balaka yetmeyecektir insana. Her şeyi okuyacağız ya da her şeyi hassasiyetle okumaya uğraşacağız. Fakat “okuma ummanı”na dalmak istediğimizde akıl küpünü, zekâ kavanozunu, balaka ve tecrübe çuvalını, -nereye ve ne ile dolduracağımızı tamamen sezmeden, önümüze bilinçsizce yuvarlanmış gibi görünen- his, sezgi, hayal ve duygu kaplarımızı kullanarak okuyucu sıfatlı yüzücü olduğumuzu sanıyor ve sırf bu iddia ile ağzımızı açmaya kalkışıyorsak; yapabileceğimiz tek şey, ne kadar kötü veya ne kadar noksan bir okuyucu olduğumuzu, kendimizi bile çizerek, bağırmak olacaktır. Bu şekilde, yüzücülüğün teorisini bilsek dahi, sağa sola kontrolsüz kulaçlar savuracağımızdan, önce biz batacağız.Ve kim bilir, neler umarken nasıl okunacağız?..
Öyleyse, okuyucu olduğunu iddia edenin bilmesi gereken-ler nedir? (Aslında, daha ileride üzerinde durmak istediğim gibi, yalnızca “bilmek” de yetmez; okuyucu sıfatı için “bulmak” ve “duymak” fiillerini de idrâk etmek şarttır.)
Okuyucu olduğu iddiasında olanlar; önce “kendini bilmeli” ya da “kendini bulmalı”dır. O kadar basiretli okuyucular vardır ki, dünyaya gözlerini açmış; her şeyden evvel ve yalnızca kendini bilerek ve bularak bütün canlıları, çevresindeki tüm insanları, hayatı ve kâinatı lâyıkıyla okuyabilmiştir. “Gören göze örnek var!” İşte, kendini bilmek ya da öteki deyişiyle, “kendini okuyabilmek” en zor ama en kıymetli, en anlam yüklü fazilettir, insan için.
Kendini bilmek ve bulmak aşkıyla hayat yolunda edeple yürüyen ( Öteki ve derin söyleyişiyle; okuma ummanında cesaretle yüzen) için denge ve hakikat noktası, terazisi kalp(yürek)tir.
Günümüzde unutulmuş görünen; daha doğrusu, bazılarınca unutuldu / unuttum / unuttururum oyunuyla saf dışında gösterilen (doğru okuyucu olma sorumluluğu aymazlığını taşımalarının yanında, kendi cepheleri için pozitif, muhatap almaya uğraştıkları için negatif duygularla besledikleri fakat sinsice öne sürdükleri) nokta, “hakikatin mihenk taşı” kalptir.
Oysa, öylesine bir hakikattir ki kalp; üzeri hiçbir şeyle örtülemeyecek kadar vardır ve görünürdür. Varlık kendini unutturmaz!
Ey Okuyucu!
Gözüne, kulağına, duygularına, konuşan diline, yazan eline ve kalbine “görünen”leri, irili ufaklı, kendin için değerli veya değersiz, öteki için önemli ya da önemsiz görmeye çalışırken “dünyaya gelişinin ve var oluşunun kesinkes bir hikmeti olan, O Şeyleri” kalpsiz; veya kalbini “yalnız kendin varmış, sadece kendin biliyormuş ve bir tek kendin bulmuş” gibi devreye sokarak; OKURSAN yanılırsın! Yalnız kalırsın. Bilsen bile bulamazsın. Bilmiş ve bulmuş olsan bile anlatamazsın.
Görünen şu ki; ne kadar çok balaka ile donanmış olursak olalım, O Bilgi’nin bize kattığı nimeti ve güzelliği bulamamış ve görememişsek; görmeye uğraşırken “İnsana verilen hakkaniyet terazisini: Kalbimizi” cesaretle ve adil kullanamamışsak; şöyle ki bilgiyi yüreğimizde hissedememişsek hem GÖRMÜYORUZ hem de GÖRÜNMÜYORUZ demektir.
Görmeyen ve hissetmeyen insanın okumasına ve anlamasına imkân var mı? Oysa insan ve hayat şiir gibi, su gibidir; anlayana! Kendini bulana!..
Yüreğinizin varlığıyla onaylayın ki; kendini bulan, bir taraftan “okuyacak kitabını” bilecektir; öteki taraftan okuma üslûbuna , okuduğunu anlatabilme inceliğine erecektir.
Ummanı görene, kitap gibi yaşayana, yüzücü gibi suyu hissederek okuyana, şiir gibi yazana NE MUTLU! Kalbi ile duyup kalbi ile konuşana da… Bilelim ki, hazinelerimizi taşırken en değerli kabı duygu, his ve hayallerimize vermeliyiz. Hatta hazinemizin bulunması gereken o yere kap bile diyemeyiz: O değerli, güçlü, adil ve şaşmaz mekân; yürektir çünkü…
Okuduğunuzu yüreğinizde hissedebildikçe, yazdıklarınız da yüreğinizin hislerini hissettirecektir okuyuculara! Buldunuz mu?..
Yürek öylesine saydamdır ki; okuduğunuz kadar okutur da, yazdığınız kadar yazdırır da! Duydunuz mu?..
“Hislere kağıttan senetler verilmemiş; onlara, Varlığının işareti Yürek, mührünü koymuş…”
Yegâh Elif Mirzâde

Yıllar önce bir kitap okumuştum, adı: PANİK. Yazarı: Paul Erdman ( İnkılap Kitabevi )
Kitapta; Dünya finans piyasalarındaki gerçekler, IMF ile (borcu olan ya da borç isteyen) ülkelerin ilişkileri, altın ve petrol fiyatlarıyla nasıl oynandığı, ünlü terörist Çakal Carlos’ un bu piyasaları yönlendirmeye çalışanlar tarafından (Büyük paralar karşılığında) nasıl kullanıldığı, ve en önemlisi ise Amerika ve Rusya’nın ortak menfaatleri söz konusu olduğunda nasıl birlikte hareket ettikleri öyle gerçekçi bir dille anlatılıyor ki! Hatta kitabın bir yerinde ( Sayfa 67 ) Papa Suikasti’nden, M.A.Ağca ve Oral Çelik’ ten de bahsediyor. Çok ilginç! Oral Çelik’ in bir dönem Çakal Carlos’la birlikte iş yaptığını da yazıyor.
Kitabın sonuna geldiğinizde ise adeta donup kalıyorsunuz! Türkiye’ nin ve pek çok gelişmekte olan (veya az gelişmiş) ülkenin nasıl “Söğüşlendiğini” tüm çıplaklığıyla fark ediyor ve dehşete düşüyor insan. Ve ben de aynen öyle hissetmiştim…
Kitabın sonunda Raisa Gorbaçov kocası Rusya Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’a eski bir Rus atasözü söylüyor. Ve o da kitapta anlatılmak istenilenleri çok güzel özetliyor: Pyka Pyky Moet. “ Bir eli yıkayan diğeridir.”
Geçen hafta ise bir film izledim, adı: ULUSLARARASI ( The Internatıonal ).
Filmin başrollerinde Clive Owen ve Naomi Watts var. ( Filmin sonlarına doğru İstanbul’ da geçen final sahnelerinde Türk oyuncu Haluk Bilginer’ in de bir rolü var.)
Filmin sonuna geldiğimde hissettiklerim ise, seneler önce o kitabı okuduğumda hissettiklerimden hiç de farklı değildi.
Filmde, dünya bankacılık sektörünün, tabanca satışı yapan şirketlerin ve finans piyasalarındaki büyük oyuncuların zayıf ülkeleri avuçlarının içine almak için neler yaptıkları tüm çıplaklığıyla anlatılıyor.
Filmin konusu kısaca şöyle: Lois Salinger adlı bir İnterpol ajanı, pis işler çeviren bir bankanın peşine düşer. Bankanın pis işlerini ortaya çıkarma konusunda kararlı olan Salinger, bu amaçla New York, Berlin ve onu İstanbul’a kadar getiren bir takibe başlar. Salinger, örgütün dünya çapında terör ve savaşa kaynak sağlamak için cinayeti dahi göze alabileceğini fark ederek hayatını büyük bir tehlikeye atar.
Bana göre filmi özetleyen en önemli sahnede, (Bankanın bir ülkede devrim yaptırmak için) tabanca almak istediği İtalyan işadamı, kahramanlarımıza dehşet verici gerçeği şöyle açıklıyor: tabanca satışındaki amaç kar değil, bu kontrol meselesi. Amaçları savaşları kontrol etmek değildir. Savaşların ürettiği borçları kontrol etmektir. Savaşların asıl getirisi yarattığı borçlanmalardır.Borçları kontrol eden, her şeyi kontrol eder. şunu endişe verici buluyorsunuz değil mi? Ama bankacılığın özünde olan şey budur işte; gerek birey olarak, gerek ulus olarak hepimizi borçlandırıp köleler yapmaktır.
Filmin afişi üç kelimeyle her şeyi anlatıyor: “Paranız onlara ait. Hayatınız onların elinde. Her şey onların kontrolü altında…”
Önceki gün okuduğum gazete haberinde ise Libya lideri Muammer Kaddafi’ nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşma dikkatimi çekti.
Genellikle bizi kızdıran Kaddafi bu defa alkışı hak edecek çok önemli bir açıklama yapmış. Daha doğrusu “üç maymunu” oynayan BM üyelerinin gözlerinin içine baka baka gerçekleri haykırmış…
Kaddafi yaptığı konuşmada; BM nin kurulduğu 1945 yılından bu yana 65 kadar savaşı önlemede başarısız olduğunu, BM nin beş daimi üyenin (ABD, RUSYA, ÇİN, İNGİLTERE ve FRANSA) hakimiyetinde olduğunu, bu ülkelerin veto haklarının eşitsizlik ve haksızlık olduğunu belirtmiş, “ Veto, BM şartnamesine aykırıdır. BM Güvenlik Konseyi bize güvenlik yerine terör ve yaptırım sağlıyor. Şartnamede büyük veya küçük bütün ülkeler eşittir der.” İfadesini kullanmış. Ayrıca büyük güçleri 1945’ ten beri kendi çıkarları için dünyada sayısız çatışma çıkartmakla suçlamış.
Bir kitap, bir film ve bir gazete haberi…
Biraz dikkatli bakmak gerekiyor bazen etrafa…
Boşuna dememişler: Şeytan ayrıntıda gizlidir














