Arama Yapın

Güncel

1. Yaratıcı Toplantılar Düzenleyin: Toplantıya hazırlıklı gidin. Orası cephedir, silahsız, cephanesiz gidilmez. Toplantının bir amacı olsun. Başlamadan usul hakkında kurallar koyun. Hatta dinleyicilerle birlikte karar alın. Öncedn gündemli olsun ve katılanlara gönderin. Toplantılara yazılı gündemi iki gün önceden muhataplara bildirin. Gündemi katılımcılarla birlikte oluşturmaya çalışın. Toplantı esnasında; kuralları paylaşma, dinleme, fikirlerin özgürce paylaşımı, kazan-kazan tekniğinin kullanılması ve özetlere dikkat edin.

2. Başkalarının Deneyim Seviyesini Göz Önünde Bulundurun: Konuşmadan önce dinleyici ve katılımcıların görünüş ve kültür seviyesini analiz edin. Balaka edinin. Tecrübeleri hakkında balaka sahibi olun. şunu çeşitli kanallarla veya sorularla öğrenin.

“ Akıllı bir insan kişisel tecrübesinden fayda sağlar; akıllı bir insan başkalarının tecrübesinden fayda sağlar.” Dr. J. Collıns

3. Zamanlamanın Önemini Anlayın: Zamanı planlayın.

“ Uygun ölçümü gözlemleyin, doğru zamanlama her şeyden daha çok önemlidir.”- Hesoid

4. İyi İzlenim Bırakın: İyi bir kişisel izlenim bırakın. Giyiniş ve davranışımız birinci izlenim hakkında fikir verir. Saçlarınız özenle tıraş edilmiş ve taranmış olsun. Uygun makyaj, fırçalanmış, bakımlı dişler, biçimli ve temiz tırnaklar, temiz ve ütülü giysiler ve renk uyumu olsun. Giyside üçüncü renk ancak kravat olsun. Üç renkten fazlası palyaço giyimidir.

“ Hiçbir şey olumlu görünümden daha olumlu bir davranışı yansıtmaz. Sizin kendinize en iyi şekilde bakmanız en güzeli için doğru yaklaşım olacaktır.” L.Welc

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Terkettim herkesi, herşeyi, kendimi bile. Yola koyuldum elimde bir tek kalbim ve gözlerimde hatıraların iki damla yaşı ile. Hayli yorgundum yaşadıklarımdan. Geriye bakmadan devam ediyordum, kaçarcasına yoluma. Geriden hatıra kalan iki damla gözyaşımı da sessizce bıraktım yol kenarına. Her şeyi unutmuştum sanki bir anda.


Yıktığımı sandıkları hayatımda, hiç keşkelerim yoktu aslında. Keşkesi olmayan huzurlu bir yoldu benimki. Sessiz usul usuldum yol boyunca.


Yeni yol görününce ufukta mutlu oldum, beni hüzün yumağı sansalarda. Haklıydılar, tek bir kelime, tek bir cümle, tek bir hoşçakalı bile esirgemiştim herkesten, bir anda çıkmıştım yola. şimdi attığım tek bir kazıktı bu, herkese ve eski hayatıma. Kazık sayılırsa tabi. Haklıydılar dedimya beni hüzün yumağı sanmakta.


Huzurlu yolumda hedeflerim çığlık çığlığaydı. İçimi saran bir enerji ayırt ettim hızlanmalıydım, sessiz ve usulluğumdan çıkmalıydım. Öylede yaptım, öyle hızlandımki ben bile şaşkındım. Öyle şaşkındım ki, nerde ne yaşıyorsam sanki olan bitene uzaktan bakıyordum bu ben değilmişim gibi. Bir tuhaftım hedefime ulaşmış ve yaşamaya tekrar başlamıştım. Hedefimi kurma zamanıydı evet ama öyle hızlıydı ki, önce kendime uzaktan bakmayı bırakmalı ben olduğuma inanmalıydım. Öylede yaptım zor olsa da, psikolojimi biraz bozsa da, olsun bunuda başardım dedim her adımda.


İnsanın kesinkes hayal etmesi gereken bir hedefi olmalı, daha emin atmalı adımlarını sağlamca. Adımların tek tek hakkını vermeli bu uğurda. Hedefe her ulaştığında, yeni bir hedef daha belirlemeli, hayali bile yeter aslında. Yaşama sebebi oluşturmalısın, engellerin olacaktır mutlaka, dayanmalısın. Her engelin sonunda yatan mutluluktur unutma. Mutlu olmalısın çılgınca. Yerimiz de sayıklasak da hep ağlıyorsun, sen kendini ne kadar kandırsanda. O bitmek bilmeyen sıkıntılar her an başucumuzda, gitmez istesende kalır yanında. Sadece istemelisin bu yeter herşeyi her sıkıntıyı bir kenara atmaya.


bundan sonra uzaktanda bakmıyorum, şimdiki huzurlu hayatıma. Her adımım yeni bir hayat yeni bir macera. Ben böyle istedim, siz daha sakin bir hayat da isteyebilirsiniz, tercih farklılığı bu sonuçta. Önemli olan nasıl mutlu olacağın, ne istediğindir hayatında. Mutluluğu yakalamak için uyanmak gerekir istediğin yaşama. Dedimya istemek gelir herşeyin başında. Herşeyin bir emeği vardır. İsteklerinizin yerinizde sayarak gerçekleşmesini beklemekse, en büyük hatadır unutma. Yaşama sebebinizi hiç kaybetmeyin. Dans edin hayatınızla çılgınca.


Hayalleriniz gerçekleşmesi dileği var, sizin için yazdığım bu samimi duygularımda.


Sevgilerimle……

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Yaşam ne ki;

ÇOK KISA BİR SERÜVEN, EN UZUNU BELKİ YÜZYILA VARABİLEN…

Neden incitiyoruz birbirimizi, neden kurutuyoruz yüreklerde yeşerttiğimiz çiçekleri..?

SEVGİ ÖLDÜRMESİN AŞKINIZI, AŞKINIZ KORUSUN SEVGİNİZİ..!

* * * *
* * * *

Gideni son pişmanlık gerisin geri, getirmiyor ki…

Bir gün sarmaşık, bir gün kavgalı, bir gün barışık…

Kim götürebildi ki giderken tüm servetini…

Nerede Karun..?

Nerede hazinesi..?

Nerede Süleyman..?

Nerede Mührü Şahanesi..?

Akan ve geriye dönmeyen bir gerçeğin körü olmaya gerek var mı..?

HIRSA, İNTİKAMA YATIRIM YAPANLAR NE GELİR ELDE ETMİŞLER Kİ..?

Sevgiyle, aşkla, meşkle, doğru işlerle sarmaş dolaş olmak varken, yalanlar, aldatmalar, hırslar, intikamlar, acılar, kahırlar, beddualar, hep banalıklar niye..?

Neden tüm doğru ayarları varken kantarın topunu kaydırmalar..?

NEDEN TERCİH EDİLİYOR AYMAZLIKLAR..?

Konuşulsa da, susulsa da, barışılsa da, kavgalar kıyametler kopsa da her fırtınanın sonu bir dinginliğe varacak…

O dinginliği denizlerdeki dalgalarda, göklerdeki fırtınalarda, yanardağlardan fışkıran lavlar da görüyoruz da,

Yapmak yerine yıkmalar, yıkılmalar niye..?

Kopmak, koparılmalar niye..?

Oysa bakıldığında, görüldüğünde gözlerimizin içi, yalan söylemiyor ki aynalar…!

Yitmek, yitirilmek getiremiyor ki ardını dönüp de gidenleri..!

* * * *
* * * *

GÜN KARARIYOR, AMA YARINLAR UMUTLA BEKLENİYOR.

Gün aydınlanıyor yine yarınlar, umutlara gebe kalıyor.

İnsan bu yaşayan bir canlı.

Umarları olan, umarsızlıklara kapılan, umarların peşinde koşan, umarların yılgını olan…

İçinin en yandığı belki bir an…

Öfkede en kabardığı saldırgan…

Hıncının en arttığı kan, kin düşman, intikam.

Hüznünde, üzüntünün en tavan yaptığı zaman.

Duygularının en mayalandığı gibi, derler ya kulak memesi kıvamında hamur gibi yoğunlaşan…

İntikam hissinin yiyip de bitirdiği, içteki fırtınaların adaletsiz bir yola saptığında için için yanan.

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Canlıya cansıza bağışlanan,

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Canlıya cansıza geçici olarak bırakılan…

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Bir dakika olsa 60 saniye, bir saat olsa 60 dakika, bir gün olsa 24 saat, bir yıl olsa 360 günle sınırlanan, en uzunu ise bir ömrün boyu…

YAŞAM;

Heyecan,

Bilir misiniz eskilerin dediği hezeyan.. (Hezeyanı;Bilmeyenler araştırsın biraz diye yazmıyorum)

* * * *
* * * *

Bitkiler, hayvanlar, toprak, kaya, dağ, taş, dereler, denizler, hava ve su…

Tüm canlıların cansızların doğal döngü içerisinde birbirlerinden umar beklediği…

Ne kadar özenle, ne kadar ilginçliklerle dolu bir evrende yaşadığımızı kimilerimizin ayırt edip de şükrettiği, kimilerimizin başkaldırı da bulunduğu, kainat denilen ferman..!

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Üstelik doğal bir dengenin ahengi içerisinde yol alan.

Koskoca uçsuz bucaksız ormanlar içerisinde binlerce birbirlerinden farklı canlı ve cansızın ortağı bulunduğu…

YAŞAM;

Koskoca denizler içerisinde binlerce birbirlerinden farklı canlı ve cansızın ortağı olup ta, hiçbirisinde köklü tapusunun olmadığı mekan…

Koskoca sahrada binlerce birbirlerinden farklı canlı ve cansızın ortağı olduğu.

Koskoca gökyüzünde, uzay denilen o derin bitimsizlikte, Ay’da, Mars’ta, Venüs’de daha nicelerinde, bilinmeyen, gizemleri çözülemeyen gerçeklerin saklılığı.

Derin soğuk denizler içerisinde, 400 santigrat derece sıcaklıkla fışkıran suları.

Bu 400 santigrat derece kaynar suyun bile içerisinde bile yaşam sevdasında sevişenleriyle, kapışanlarıyla, çiftleşenleriyle canlıları.

Kuzey yarım küreden, güney yarım küreye, güneyden kuzeye göçüp konan, binlerce millik yolları, küçücük kanatlarının çırpınış hızlarıyla aşmakta, cevahir olan göçmen kuşları.

50 mil ötedeki kokuyu algılayan bin bir çeşit hayvanlarıyla.

Aklın algılama yeteneğini aşan bir sınır ötesi yaradılış öyküsü bunlar..!

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Bunların hepsinin oluşumunu sağlayan, bir erişilmezliğin, bilinmezliğin, çözümsüzlüğün ulaşıldığı sınırları, kavramların, algılamaların, araştırmaların, bulguların erişemediği, erişemeyeceği bir ötelerin, ötesinde olan..!

Muğlak ve mantığı da var eden..!

Tartışılması korkunç bir hakikat..!

Yüce Tanrı’sal MAKAM..!

* * * *
* * * *

YAŞAM;

Ne olursunuz siz insanlar, okuyup da algılayanlar, kavrayanlar, anlatabilenler, aktarabilenler, düşünce fırtınalarındakiler,

Forumlarda internette, msn’de gezinenler, aldatanlar, aldananlar, avcılar, avlananlar..!

Sevenler, sevilmeyenler, dövüşenler, sevişenler,

Adliye kapılarında bekleşenler,

Hükmedenler, hükmedilenler,

Hırslılar, hırssızlar,

Hırlılar, hırsızlar,

ADEMLER ve HAVVALAR,

Er kişiler ve hatun kişiler;

Lütfen sevgiyle yaşamak uğruna, kavgalardan ötelenmek uğruna, barış güvercinleri uçurmak uğruna lütfen tekrar tekrar okumalısınız bu yazıyı…!

Dostlarınıza, düşmanlarınıza postalayın sanki bir bayram, yeni yıl tebriki gibi…

Koparmayın dalındaki çiçeği ama, çiçek niyetine sunun sevginizi de katarak bu yazıyı….

SİZLER İÇİN YAZDIM YEMİNLE BEN..!

Yaş günü, nişan günü, evlenme yıldönümlerinizin hediyesi olsun diye….

Mezar taşlarıyla bile konuşulsun da,

Doğruluktan ayrılmayıp, kalleşliklere son verilsin,

Son gidişin, gelinmez yeri bilinsin diye…

ÖNER SAMANLI

(Human Engineering of Institute, “Human Engineering” Competent Teaching Formation Courses, Teaching Diploma. Chicago – USA)

( İNSAN MÜHENDİSLİĞİ ENSTİTÜSÜ “İnsan Mühendisliği” Yetkili Öğretmenlik Formasyonu Dersleri, Öğretme Diploması) Chicago -ABD

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Hani bir yağmur yağar da bağzen.. ( birden aklınıza uzun zamandır haber alamadığınız, ne yaptığını bilmediğiiz eski sevgiliniz gelir ) Hani gök gürler ya arkasından.. ( arayıp, aramama arasında gidip gelirsiniz. İçinizden bir ses ‘ ara ‘ demektedir ve o ses giderek yükselmektedir. Telefon ellerinizdedir, numaralar aklınızda. Dayanamaz, dokunursunuz tuşlara ) Hani şimşekler çakar peşinden.. ( o da çok sevinmiştir sesinizi duyduğuna. ‘ Nasılsın??’ diye sorarsınız; ama, aslında merak ettiğiniz şey ‘ Bensiz nasılsın’dır. )
Hani ıssız bir yoldan geçerken.. ( duyduğunuz ses öyle tanıdıktır ki , güven verir size. Birlikte paylaştığınız anılar birer birer geçit yapmaya başlar önünüzden. ) Hani bir korku duyar da insan… ( Sesini test etmeye çalışırsınız. En küçük bir titremeyi, en küçük bir heyecan kırıntısını kendinize yontarsınız. O sosoğukluk, size dair içinde hiçbir şey kalmadığını gösterecektir ve bununla yüzleşmek o an hiç de işinize gelmeyecektir.)


Hani bir şarkı söyler içinden… (söylemek istediğiniz çok şey vardır. ‘Özledim’ demek istersiniz; ama, şunu içinizden söylersiniz. Aynı şekilde karşılık görememeyi kaldıramayacağınız için tedirginsinizdir. )


Hani eski bir resme bakarken… ( Sahi neden ayrılmıştınız ?? Neydi bu aşkı bitiren şey ? Düşündüğünüzde nede anlamsız geliir. Belki basit bir kavga, belki bir kıskançlık, belki de bir ihanet; ama, hiçbir şeyin önemi yoktur artık.

Oradasınızdır, onun yanında. Gözünüzün önünde hep onunla olduğunuz anlar vardır. ) Hani yılları sayar ya insan… ( Ayrıldığınız birinci anlarda ne kadarda umutsuzdunuz. Günler, geceler geçmek bilmezdi, sayardınız; ama, bitmezdi. ) Hani gözleri dolar ya birden… ( gözyaşları, hücuma kalkmaya hazır askerler gibi beklemektedir gözlerinizin içinde. Konuştukca ağlamamak için zor tutarsınız kendinizi. ‘Neden’ demek istersiniz, ‘Neden bitti’… Diyemezsiniz, dudaklarınızı ısırırsınız. İçinize akar gözyaşları çaresiz. Zayıflığınızı anlamasını istemezsiniz. ) Hni yıldızlar yanıp sönerken… ( Oydu yıldızınız bir zamanlar. Siz her yıldıza onun adını verdiniz. ) Hani bir yıldız kayar ve insan… ( Ama yoktur o yıldız artık. Yıldızsız gecelerde yaşamaya mahkumsunuzdur ya da kendinize yeni bir yıldız bulmuşsunuzdur. ) Hani bir telaş duyar ya birden… ( ‘Ne yapıyorum ben ??’ diye sormaya başlarsınız bir anda.

Telefonu ‘kendine iyi bak ‘ sözüyle kaparsınız ve yalnız kalırsınız. Bir garip duygu çöker omuzlarınıza… Ve o duyguyla uyuyakalısınız. Sabah uyanırsınız ve sorarsınız kendinize ‘ Neydi bu ?’… Cevap yoktur. Çünkü ‘ şimdi öyle bir şey’dir bu… O an yaşadığınız ve belki de bir daha hiç yaşayamayacağınız bir şey….

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Sessiz… Çaresiz… Bitap… Bu içinde kaybolduğum bir girdap… Sıkışıp kaldığım yer aslında bir evin yatak odası değil, bir tür araf… Derdimi anlatamıyorum. Odanın içinde geçmişin hayaletleri… Yaşayan ölüler. ..Ya da bilmeden yaşatmaya devam ettiğimiz anılar… Kaşıyarak kanattığımız yara izleri ve çoktan kapanmış hatta aslında unutulmuş yaralar…


Yemyeşil ağaçlara bakan elbise dolabının yanındaki o camı açık bıraksam atladım sanarsın, öyle perişan haldeyim anlaşılamamaktan… BAşık Olmaya bir dilde mi konuşuyorum? Beni anlamıyor. Oysa, o aydınlanalı ne çok zaman oldu. Bir gölge olmaktan çıktı, hatta içime sızdı ve hücrelerime dağıldı. Aynaya baktığımda bile onu görüyorum. Oysa beni anlamıyor, aşkın bir jargonu mu var benim bilmediğim? Bazen onu sevdiğime bile inanmıyor. Oysa her şeyden vazgeçtim. Hem de nerelerden buralara geldim. İlişkimizin birinci günlerinde ona “Hayatımdaki en önemli şey işim.” dediğimde çok şaşırmış ve belki biraz da içerlemişti. Oysa çok da zaman almadı işten, güçten ve hayatımdaki her şeyden vazgeçip kendimi bulutların üzerinden gözüm kapalı onun kollarına bırakmam. O günden beri hızla düşüyorum boşlukta ve sanırım beni tutmayacak…(ve tutmadı da korkunç bir hızla yere çakıldım.)


Kıskançlık… Nasıl başa çıkılamaz bir duygu… Öyle ki yanındasın, kollarındasın ama sanki yatağın öbür ucunda bAşık Olmaya biri… bir hayalet… ve o hayaletleri kıskanıyor… bir şarkı söylüyorsun aklında hemen yanı başında sarıldığın aşkından çıldırdığın adam… onun için ölüyorsun ve o şarkıyı o hayalet için söylediğini sanıyor… gerçekten biyolojik olarak ölüyorsun işte orda…hücrelerin ölüyor ama her bir hücrende o var, haberi yok. Ölüsü de olsa dirisi de, vazgeçemiyorsun. Oysa bir keselik ömrü var. Olmuyor…Kaçıp gitmek istiyorsun, defalarca hem de, ama eşikten çıkamıyorsun…Çırpınıyorsun hayaletleri hayatından çıkartmak için ama debelendikçe daha çok çekiyor içine. Öyle çekiyor ki, o hayatından çıksa bile izi kalıyor, eski günlerden bahsederken hep tedirginsin yanlış bir cümle kurmaktan…Her geçen gün daha da dayanılmaz…


Odanın içinde yalnızca ses…görüntü yok… kahkahalar… çığlıklar… hıçkırıklar… şarkılar… tuhaf konuşmalar… bütün sesler birbirine karışıyor, üstümde bir deli gömleği…evet çıldırmanın eşiğindeyim. Hayaletler yatak odamızda cirit atıyor. O sessizce izliyor, beynimin içindeki sesleri çoğaltmaya çalışıyor her gün daha fazlasını istiyor. Daha az ses duymak için yalanlar söylüyorum bazen de onu incitmemek için… Bana bütün çektirdiklerine rağmen kıyamıyorum ona, seviyorum… (bugün hala kıyamıyorum ona, sevgimden emin olamasam da; sebebi ona olan sevgimi yok etmek için elinden gelen her şeyi yaptı.)


Daha önce de söylediğim gibi burası hikayenin neresi ben de biliyorum ama başı sonu ya da ortası olmadığı kesin… Bu yaşadıklarım o benden vazgeçene dek sürdü… Yıllarca… Aşkı sürdüğü müddetçe nefreti de sürdü… Ondan önce kurduğum her cümleden, hatta giydiğim elbiseden, gittiğim şehirden, o hayaletlerle ilişkisi olan her şeyden nefret etti. Beni hiç anlamadı (bugün hala anlamıyor).


Geçmiş ölü bir yılandı ve aşkı da koynuna alıp çekildi aramızdan sonunda, bundan sonra bAşık Olmaya bir dönem başlayacaktı… Ama önce bazı sivrisineklerden bahsetmeliyim, yoksa hikaye eksik kalmış olur. Çünkü o delice yatak odamızdaki hayaletleri kıskanırken ben de etraftaki sivrisinekleri kıskanıyordum hem de sapkınlık derecesinde…

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Her şey gelir ve gider… Geleni coşkuyla karşılamak, gidene de sessizce veda etmek bize düşer… Çünkü ne geleni engelleyebilir ne de bundan sonra gitmeyi kafasına koymuşu yolundan çevirebilir insan… Anlamsızlaşır savaşmak; karşı koyamazsın hiç bir zaman… O yüzden gelişini kutladığın gibi gidişini de kabullenmeli herşeyin, herkesin…

Çıkmaz sokaklarda kaldığını hissedersin başlarda. Üstüne üstüne gelir dünya… Varlığa alışmak kolay da yokluğa alışmak zor gelir; hele ki biliyorsan varlığın verdiği hazzı… Zaten onun gidişi üzer seni; kişiler bahane… Yine kalırsın ya bir başına karanlık odalarda, soğuk yataklarda… Yine sana kalmıştır ya kendini mutlu etmek işi, ona canın sıkılır aslında…

Ama boşluğu sevmez evren… Gidenin yerine koyar yepyeni bir şey. Sen şunu şimdi bilmesen de, bilip de görmesen de bu böyledir. Sana kalansa, beklemektir sakince. Gidenin yerine bir şey muhakkak gelecektir… Gelir de… O zaman farkedersin ki AŞK, hep içindedir. Tek bir yerdedir. Gidense sadece onu yüklediğin öznedir. AŞK baki olduktan sonra özne değişmiş, ne farkeder ki? İçindedir AŞK, yüreğinin en derininde… Hiç bir öznenin onu senden almasına izin verme!

O yüzden üzülme sevgili gitti diye. Aşık Olmaya aşık ol hele, bak bakalım gider mi bir daha? Zaten her sevgili AŞK için gönderilmez mi ki hayatına?

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

İnsanlar birbirlerini mutlu etmeye çalıştıkça mutsuzlaşırlar. Dikkat ettiyseniz eğer kimse kimseyi tam anlamıyla mutlu edemez, büyük umutlarla evlenirler hayatımın insanını buldum, beni mutlu edecek insan bu derler ama daha birkaç ay sonra birbirlerinden soğurlar. Akabinde de evlilikler genelde birbirlerine tahammülsüzlükten, geçimsizlikten son bulur. Özellikle son yıllarda boşanma oranlarındaki artış şunu kanıtlamaktadır. Buradaki hayati mesele aslında insanların Allah’ın rızasını kazanmayı unutmaları hatta akıllarına dahi getirmemeleridir. O yüzden de kendi aralarında da mutluluğu tam anlamıyla asla yaşayamazlar.


Gerçek sevgi Allah’a ve onun tecellileri olan varlıklara duyulan sevgidir.Eğer bir insanı Allah’ın güzel bir tecellisi olarak görmeyip, haşa O’ndan bağımsız olarak düşünüp sevmek ya da sevdiğini zannetmek Kuran’da belirtilen Allah’ın yasakladığı şirk olmuş olur.



Bu romantik sevgi anlayışında, Bu kişiler Allah’ı zikretmek (anmak) yerine, sürekli birbirlerini zikrederler (anarlar). Sabah gözlerini açtıklarında, kendilerini yaratmış ve onlara yeni bir gün vermiş olan Allah’ı anıp O’na şükredecekleri yerde, birinci işleri birbirlerini düşünmek, birbirlerini hayal etmek olur. Kendilerini Allah’a beğendirmeye değil de, birbirlerine beğendirmeye çalışırlar. Allah ve O’nun dini için fedakarlıkta bulunmazlar da, birbirleri için çeşitli fedakarlıklar gösterirler.



Kısacası bu kişiler, birbirlerini ilah edinirler. Nitekim dünyada son derece yaygın olan bu çarpık sevgi anlayışının örneklerine bakıldığında, romantik erkeklerin ve kadınların açıkça birbirlerine “sana tapıyorum” gibi ifadeler kullandıkları görülebilir. Yine romantik sevgililerin birbirlerine yaptıkları konuşmalarda, yazdıkları şiirlerde “nereye baksam seni görüyorum, nereye gitsem seni düşünüyorum” gibi ifadeler yer alır. Oysa her nereye bakılsa ve her nereye gidilse düşünülmesi gereken tek varlık, alemlerin Rabbi olan Allah’tır.



Görüldüğü gibi halk arasında masum hatta makbul bir sevgi çeşidi olarak görülen romantik aşk, gerçekte Allah Katında lanetlenmiş olan “şirk koşma”nın bir parçasıdır. Ne var ki “gerçekleri ters yüz eden şeytan” her konuyu olduğu gibi bu kavramları da aslından çarpıtarak insanlara süslü göstermekte, insanların çoğu da şeytanın gösterdiği yolu izlemektedir:



Andolsun Allah’a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır. (Nahl Suresi, 63)



…Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi. (Ankebut Suresi, 38)



Kuran’da, bu tür romantik ilişkilerde kadınlara karşı beslenen tutku dolu sevgiye özellikle dikkat çekilir. Bu bayan, kişinin eşi, sevgilisi, hatta uzaktan “platonik” olarak sevgi beslediği herhangi bir kadın da olabilir. Eğer bu, Allah’ı unutturan, Allah’ı gereği gibi anmayı engelleyen, Allah sevgisine tercih edilen, kalpten Allah sevgisini çıkarıp da onun yerine konulan bir sevgi türüyse, kişiyi doğrudan şirke sürükler. Kuşkusuz aynı tehlike yalnızca erkekler için değil kadınlar için de geçerlidir.



Romantik kadın-erkek ilişkisini alabildiğine yaşayan kimseler çoğu zaman bu gerçeklerden habersizdir. Kendilerini yine kendi elleriyle içine attıkları tehlikenin bilincinde değildirler. Çünkü çoğu, çocukluklarından beri toplumdan aldıkları çarpık telkinlerin ve kendilerine doğru yolu gösterecek tek rehber olan Kuran’dan habersiz olmalarının bir sonucu olarak, işlediklerinin Allah Katında bir suç olduğunun farkında değildirler.


Allah’ın dininden uzak yaşadıkları için, daha önce de belirttiğim gibi, büyük bir batağın içinde olmalarına rağmen kendilerini doğru yolda zannetmektedirler. Yalnızca Allah’a iman etmedikleri için, akıl ve anlayışları körelmiştir.

Ne var ki, bu dünyada romantizm nedeniyle gözü kapalı bağlandığı, ilah edindiği eşini kişi ahirette kendi nefsini kurtarmak için fidye olarak vermeye kalkacaktır. Çünkü gözündeki perde kalkmış, kendisine vaat edilen azabın gerçek olduğunu anlamıştır. Ayetlerde bu kimselerin ahiretteki tavırları şöyle tarif edilir:
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; Kendi eşini ve kardeşini, Ve onu barındıran aşiretini de; Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. (Mearic Suresi, 11-14)



Bir bAşık Olmaya ayette de aynı durum şöyle tasvir edilir:



Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar; Annesinden ve babasından, Eşinden ve çocuklarından, O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 34-37)



Televizyonlarda ve filmlerde romantizm ve duygusal konular çok yoğun bir şekilde insanlara empoze edilir. Duygusallık adeta insanın doğal bir ihtiyacı olarak öne sürülür. Romantizm şarkılarda, şiirlerde, kitaplarda en revaçta, en ön planda işlenen temadır. Şeytan duygusallığın insanların akletmelerini, gerçekleri görmelerini, Allah’ı anmalarını, yaratılış amaçlarını ve ahireti düşünmelerini engelleyen, onları dini yaşamaktan uzaklaştıran, şirke batıran bir illet olduğunu çok iyi bilir. Bu yüzden her kesimdeki ve her sektördeki yandaşlarını, duygusallık telkinini en yoğun ve sık olarak ayakta tutacak biçimde yönlendirir.


Bu nedenle, şirk koşmayı yalnızca taştan tahtadan putlara secde etmek sananlar, bu dünyada kendilerini müstağni görüp ahirette de “Rabbimiz olan Allah’a andolsun biz müşriklerden değildik” (En’am Suresi, 22) diyenlerden olmaktan çok sakınmalıdırlar.


Kaynak: http://www.sirktehlikesi.com/

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman’ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah’ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir. Sizlere erkek karakterleri hakkında balaka vermek istiyorum.


İMAN ETMEYEN BİR TOPLUMDA ERKEK KARAKTERİ

Alaycı, kırıcı ve basit espriler
Hikmetsiz ve boş konuşmalar
Soğuk ve donuk konuşma üslubu
Tartışmacı ve kavgacı bir yapı
Samimiyetsiz, yapmacık mimikler
Sürekli kendisinden bahsetme, kendini övme
Karamsar, şikayetçi üslup
Nefsinin isteklerine boyun eğen
Adaleti kendi menfaatleri ölçüsünde gözeten
Agresif ve sinirli hareketler
Kaba, görgüsüz, güven vermeyen tavırlar
Sorumsuz ve bilinçsiz davranışlar
Bencil, menfaatçi, karşılık bekleyen bir anlayış
Kibirli, enaniyetli
Kadınları bir eşya gibi görme ve aşağılama
Eleştiriye ve değişime kapalı
Estetik anlayıştan yoksun, temizlikten uzak

MÜMİN ERKEK KARAKTERİ

Onore edici espriler, övücü sözler
Allah’ı hatırlatan faydalı konuşmalar
Güleryüzlü, samimi ve canayakın üslup
Uzlaşmacı ve barışçıl yapı
Doğal mimikler
Başkalarını övme
Ümitvar, müjdeleyici üslup
Vicadanıyla hareket eden
Adaleti her durumda gözeten
Sakin ve ölçülü hareketler
Nezaketli, ince düşünceli, güven verici tavırlar
Sorumlu ve bilinçli davranışlar
Fedakar, karışılıksız iyilik yapan bir anlayış
Mütevazi ve mülayim
Kadınlara değer verme ve saygı duyma
Eleştiriye ve değişime açık
Estetik yönü gelişmiş, modern, temizlikten anlayan


kaynak: http://www.kuranahlaki.com/adamlik_dini.htm

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Hayat akıp giderken nerden çıktın karşıma diye yazıyordu romanın* sayfaları arasında. Kitabı okurken bu cümleyle karşılaşınca şöyle bir durdum kitap elimde, gözlerimi kapattım ve düşündüm. Cümleyi evirdim çevirdim içimde. Bu roman cümlesinin söylenişinden şöyle bir anlam çıkarttım ve onu kendi gönlümün sahibine göre uyarladım;

“ne iyi ettin de çıktın karşıma, iyi ki girdin hayatıma, hiç kimseyi istemedim bu kadar, hiç kimseyi özlemedim, hiç kimseyi beklemedim ve hiç kimseyi sevmedim seni sevdiğim kadar, iyi ki çıktın karşıma hayatıımm iyi ki, hayat seninle güzel” gibi uzayıp giden bir alt metin saklıydı. Roman da geçen ve içime işleyen bu cümleyi seninle ilgili hiçbir olumsuzluğa katlanamadığım için " Hayat akıp giderken ne iyi ettin de çıktın karşıma" diye kendime değiştiriverdim. Zaten kitapta anlatılan da buydu.

Nasıl anlatacağımı bilemiyordum ama ne olduğunu biliyordum…insan hiç bilmez mi içindeki duygunun ne olduğunu, içinden geçenlerin onu nereye savurduğunu…ben en baştan beri biliyordum…aşk tı bu aşkkkkk…bAşık Olmaya ne olabilirdi.. beynimi, ruhumu, içimi dışımı, sözcüklerimi kelimelerimi hepsini böylesine sıcacık sarıp sarmalayan. Beni toprağın üstünden alıp bulutlara çıkartan. Ben ki beyniyle ruhu farklı farklı hareket etmek zorunda olan çoğu zaman. İçimden geçenlerle dilimden dökülenler bAşık Olmaya tellerden çalan. Beyin, kalp, dil arasında boğuşan. Ama şimdi hepsi aynı şeyi söylüyor, hepsi aynı yere çıkıyorsa nedir bu?? soruyorum ve cevaplıyorum..:) Aşk tabii ki..Toprağın üstünden kazdıkça kazdıkça en derinlere inen ve her tabakada hep karşıma çıkan sen..evet sen.. senin adın Aşk…Ben koydum adını..sen bana istediğini söyle…balım de, kadınım de, yakışıklım de, serserim de, tatlım de, ruhum birtanem de ne istersen, hangisini istersen ya da her zamanki gibi hepsin..i ama ben sana canım, hayatım gibi farklı tatlı sözcüklerle seslensem de aslında diyorum ki Aşk, Aşksın sen…üzerine hikayelerimi, şiirlerimi serpiştiriyorum yıldız tozu kıvamında…öyle alelade olmasın kuru kuru olmasın en süslü püslüsü olsun en yakışıklısı olsun en içimden olsun diye..zaten bAşık Olmaya türlüsü olamazdı ki..sana içimden geçen en şıngırdaklı, yüreğimi en pır pır ettiren duygular öyle kupkuru, sakin sakin dökülemezdi ki. Ve sende diyorsun ki “beyninde ruhun gibi harika akıyor”..şımarıyorum..Durduramıyorum ki kendimi.. yağan yağmuru durdurabilirmisin, gümbür gümbür gürleyen gökgürültüsünü susturabilirmisin, gökyüzünü yararak aydınlatan şimşeği tutabilirmisin…yapamazsın..hem ben zaten durdurmak, susturmak, tutmak istemiyorum ki..en fokur fokur lavlar gibi püskürmek, taşmak istiyorum..ele avuca sığamıyorum..

Ve diyorumki sana Aşk bak dinleee;

Kırmızı siyah bir gecede, bir kadın ve bir adam

Nasıl yakışırsa kırmızı ve siyah

Öyle yakıştılar birbirlerine..

şöyle ki sen ve ben, şöyle ki Aşk ve Kadın

Diyorum ki…

Yıldızlar göz kırparken

Ben başımı göğsüne yaslayayım sen sarıp sarmala beni..

Kalbinin atışlarını duyayım yanağımda..

Tenin dudaklarımda..

Parmaklarının gezindiği tenimin her noktasında izin kalsın..

hiç çıkmasın..

Derin bir soluk gibi çekeyim teninin kokusunu, gezinsin içimde ve benimki de sende..

Nefesim ürpertsin en gizli noktalarını ve benim içimde alev alev yanan ateş senin ılık ıslaklığınla demlensin.. harmanlansın.. tadına doyum olmasın..

Karışsın, erisin birbirinin içinde…

Yine…..

*Zorba; Nicos Kazancakis

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Hep maskeler takarız ve bu sadece yüzümüzde değildir. Ruhumuza, kalbimize ve şuurumuza da olmak üzere fizik ötesi aklınıza neler gelebiliyorsa düşünün bunu. Bugün birine alaka duyuyorsanız ve bunuda ona yansıtıyorsanız karşınızdakinin de koruyucu kalkanları çalışır hemen. Bunun ardındakini hep düşünürsünüz, neden birine alaka tek başına kurulur ve ardında ya kendinizin ya da karşı tarafın oynadığı rolün gerçekçiliği kafa kurcalar. Burada gerçek olan ne; sizin beslediğiniz duygular mı yoksa karşı tarafın yansıttığı olumlu olmayan yaklaşım mı?


İki ilişki düşünün; birincisi standart aynı yaş grubu, ikincisi iki farklı tip veya iki uçuk yaştaki insan ilişkisi. Hemen yargılarız ahlaki yönden şunu ama hiç düşünürmüyüz ki, kutupları zıt gibi de gözükse bu insan oğlu birbirlerinde neler bulabiliyorlar. Neleri paylaşıp da bizim monoton düşündüğümüz yaşam çizgisinin ötesinde her çılgınlığı yaşayabiliyorlar. Bunun açılımı bence zor gibi olsa da kolay ve gerçekçi. Kuşaklar arası ayırt olsa da, insanların birbirlerine verecekleri, katabilecekleri ve özleşleşebilecekleri çok ortak noktaları var ve şunu bizzat sergileyerek yaşıyorlar. Yaşları denk olan ilişkileri de gördüm, sanki hani bezginliği anlatan surat ifadelemiz vardır ya tablo bu. Ama tabiki bu her ilişki için baz değil…


Şimdi iki ilişki arasında kritik yaptığımızda gördüğümüz eser nedir bakın. Yaş aralığı fazla olan ve çılgınlıkları yaşatan beraberliklerde, genelde bu iki tarafın istekleri ile olur ve kural dışı yaşarlar içlerinde, çılgınlıklarla süslüdür ve her yaşanılan harika diye nitelendirir. Bunlarda kural, kıskançlık, yaptırımcılık v.s. kavramlar yoktur. Artı / eksi birbirlerini tamamlarlar ve yapıcıdırlar. Geçelim madalyonun öteki tarafına; genelde bu ilişkilerde aynı yaş grubu seçilir ve sözde daha iyi anlaşılacağı düşünülür. Elbette başlarda hep bu böyledir, keyif verir ve romantizm doludur. Sonraları yavaş yavaş renkler solar, sonbahar yaprakları gibi dökülen çok şey olur. Monotona bürünen Polyanna yaklaşımlarla idame ettirilmeye çalışılır beraberlikler.


Yaşam bize zaman zaman soluk alırken çok estantaneler sunar. Yaşarken, soluk alırken de en güzelini ve kendin gibi düşünüp, kendin gibi yaşamamızı ister.


NOT: Uzun zamandan sonra yazdığım birinci blog yazım, kusurlar bizler içindir affınıza sığınıp okuyanlara teşekkür ederim.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks
Sayfa 1 de 212»