Futbol
BAşık Olmaya ülkelerde transer dönemlerinde bu kadar komedi yaşanır mı bilmiyorum fakat bizde olup biteni izledikçe dehşet komik bir durum çıkıyor ortaya; havanın küresel ısınmanın etkisiyle de iyice ısındığı yaz günlerinde gazetelerin spor sayfalarından fışkırıp kendini ön sayfalara atan transfer haberleri "O geliyor", "Saçlarını bile İstanbul seyircisine özel kazıttı" "Real Madrid’ in efsane oyuncusu Türkiye’ yi seçti" gibi gibi.
Arkadaş sanırsın ki bu adamlar gelip tek başlarına takımı sırltayacak uzay liginde takıma kupa aldıracaklar. Havaalanında kucaklamak, öpmek için ölümüne koşuşturma, boyunlarına çelenk asma; adamlarda şaşırıyor aslında bu denli kahraman rolunde görülmelerine, sonra gariptir %80′ ni başarısızlık yaşıyor havaalanlarında kendi bavullarını kendileri taşıyarak yapayalnız geçip gidiyorlar, kimbilir kendi kendilerine "Hey gidi, ne karşılanmıştım burada be" diye de nostalji yapıyorlardır.
Saygılarımla…
Elli yıllık bir Fenerbahçeli olarak bugün Trabzonspor’la oynayacağımız maçtan tarihi bir hezimetle çıkacağımız korkusunu taşıyorum!
Evet!
Bu kez öyle!
Gerçi bu yıl şampiyonuz ama maalesef birinci yenilgimizi bugün alacağız!
“Pazartesi sendromu” diyeceğim buna!
Fenerlilere sesleniyorum! Siz de benim gibi deyin ha! Ağız birliğimiz olsun!
Evde tek annem Trabzonsporluydu! O da Galatasaraylıydı ama Trabzon birinci lige çıkınca onu da desteklerdi.
Sevinemezdik ya!
“Çingan mısınız nesiniz ya! İnsan memleketinin takımı yenilince sevinir sizden gördüm!”
“Anne biz Adapazarlı değil miyiz? Bak Fenerde hep Adapazarlılar var!”(kaptan Nedim de Adapazarlıydı)
“Kökünüz ne kökünüz? “
“Sen niye Galatasaraylısın o zaman?”
Cevap veremezdi!
Zaten tüm Fener düşmanlarının mantığı Fener düşmanlığı üzerine kurulmuştur!
Pendik, Feneri yener sevinirler!
Bir Pendikli olarak ben dedim yenilin diye!
“Pendik’in adı duyulsun arkadaşlar! Yatırım yapılsın, hava limanı yapılsın, çöplerimiz toplansın, sahilimiz düzenlensin! Erol Kaya’mız seçimi kazansın! Yenilin dostlarım!”
Hepsi oldu!
Yoksa olur muydu?
Feneri yenen abat oluyor Abi!
Valla bugün yenileceğiz diyorum!
Hem de kötü!
Spor Toto Süper Lig’de Galatasaray Bursaspor’a 2-0 yenildi. Ali Sami Yen Stadı’nda yaşanan bu mağlubiyetin sonucunda 17. sıraya geriledi. Bu durumun sorumlusu kim? Yönetim mi, futbolcular mı? Hangisi?
Aslında her şey birinci yarının sonuna kadar iyi gidiyordu. Galatasaray tek kale oynadı. Bursaspor’un bir golü bir de net pozisyonu oldu belki ama futbol oyununda Galatasaray üstündü. İlk yarının son dakikasında yaşanan olay Türk futbolunun kanayan yarasını gözler önüne serdi. Hakemlerin durumunu. Galatasaray’ın savunmasının sağ kanadında maç boyunca müthiş etkili olan ve 19. dakikadan sarı kartı bulunan Bursaspor’un oyuncusu Volkan Şen, birinci yarının sonunda kendine yapılmış hiçbir müdahale yokken kaydı, düştü, topu eliyle tuttu, hakeme baktı, yüzünde büyük bir pişmanlık… İkinci sarıdan kırmızı kartı görmüşcesine pişman..! Hakem Abdullah Yılmaz’a bakıyoruz; ikinci sarıdan kırmızı yok! Galatasaraylı futbolcular hakeme yöneliyorlar. Ayhan sarı kart görüyor, itirazdan… Baros hakeme çarpıyor, sonra bir daha çarpıyor, hakem Baros’a da sarı kart gösteriyor. Bu arada Volkan Şen haline şükrediyor…
Sahada oynanan futbola bakıyorsunuz. Paslaşmalar güzel, top çevirmeler iyi de; kimse gol atmayı istemiyor gibi bir hava var Galatasaray’da. Hani, “işte bir gol pozisyonu yakaladım, şunu atayım da kahraman olayım” düşüncesi de yok… “Gol pozisyonunda golü atamasam n’olacak sanki, zaten herkes takıma kızgın, maç bitse de gitsek” havası…
Arda’ya toplam dört tane uzun top atıldı; bu topların dördü de hemen hemen aynı bölgeden taca çıktı.
Kewell da iyi oynadı. Ayhan da aynı şekilde iyiydi, güvenli futbol oynuyordu. Mduyuru Baros golleri kaçırdı. Lucas Neill ve Kaleci Ufuk arasında anlaşmazlıklar vardı. Aslında futbolcular genel olarak iyiydi ama oynanan futbol rutin top çevirme… Pozisyon bulmaktan ve gol atmaktan çok, hedefi bulan paslaşmalar başarı olarak görülüyor sanki.
Rijkaard ne yapsın? Geçen mevsim ligin birinci haftasındaki o müthiş Galatasaray’ın o anki kapasitesi ile bugünkü Galatasaray’ın kapasitesi arasında çok fazla ayırt yok. Değişen birkaç oyuncu ve kötüleşen takım ruhu..!
Peki o zaman sebep nedir? Yönetim mi? Belki de yönetim. Çünkü istenen transferler yapılamadı. Alınan oyuncular daha oynayamadan antrenmanlarda sakatlanıyorlar. Yönetim ile teknik yönetimi birbirinden ayırırsak, bu ikisi arasında yaşanan iletişim sorunu veya anlaşmazlık, otomatik olarak sahaya yansıyor.
Galatasaray’a acil, hem de çok acil kaleci transferi gerekiyor. Belki iki belki üç maç sonra, kalede yeni bir kaleci olması gerekiyor. Her maçta gol yemek kader değildir.
Son şampiyon Bursaspor, şampiyonluğunun hakkını verdi. Ivan Ergiç’in 2 golüyle galibiyete ulaştılar. İki haftada aldıkları 6 puanla zirvedeler. İyi takım olmak böyle birşey; hiç gol yemeden iki haftada 3 golle zirvede olmak şampiyonlara ve büyük kuvvet olmayı başarmış takımlara mahsustur.
Önümüzdeki haftalarda bakacağız Spor Toto Süper Lig nelere sahne olacak? Galatasaray da neler değişecek? Yoksa bu mevsim Aslanlar hep yenilecek..!
Galatasaray taraftarı, Bursa mağlubiyetinin etkisiyle öfkelenmiş. Öfkesi sel olmuş, önüne çıkanı sürüklüyor. Sürükleyecek adamı da bulmuş:
Adnan Sezgin!
İddia edildiğine göre, Adnan Sezgin, futbolcu transferi için yurdışında.
Adnan Sezgin kim?
Galatasaray’da profesyonel yönetici, Sportif Direktör, şöyle ki maaşlı bir görevli!
Seçimle falan gelmemiş, yönetim, şöyle ki Başkan Adnan Polat ona bir görev vermiş.
Takımın başarısızlığında Adnan Sezgin’in sorumluluğu nedir? Sorumluluğu olduğunu söylemek, aklını peynir ekmekle yemek, demektir.
Taraftar, bağırıp çağıracaksa, teknik direktöre, futbolcuya, başkana, yönetime bağırmalı.
Ama…
Taraftar her şeyi bir yana koymuş, Adnan Sezgin’e yükleniyor. Karar verenleri değil de, verilen kararları görevi gereği uygulayan
Adnan Sezgin’e…
Galatasaray’daki kargaşanın üstüne giden Erman Toroğlu, Adnan Sezgin’in protesto edilmesiyle ilgili, şüphe uyandıracak laflar etti:
“Taraftara protesto edin diye para dağıttılar.”
Toroğlu, hızını alamadı, söylediklerini yorumla süsledi:
“Çok net bir şey gözüktü. Adnan Polat mı, yoksa Rijkaard mı gidecek? Tuhafıma giden bir şey var. Adnan Sezgin’in aleyhine bağırdılar. Rijkaard’a yarım ağız ama Adnan Polat’a bağırmıyorlar. Geminin kaptanı bu konuda nasıl yırtar? Kavganın asıl nedeni olarak, yeni açılacak stattan gelecek rant paylaşımını gösteriyorlar. Yeni statta (Türk Telekom Arena) büfe, loca ve çok değişik yerler var. Yönetim aleyhine bağıranlara maddi çıkar sağlanacağı, para gönderileceği iddiaları var. Bunları duydum.”
Toroğlu, duymuş!
Toroğlu, duyduklarına öylesine inanıyor ki, bunları televizyon ekranında söylüyor. Her duyulanın doğru olduğu dünyanın neresinde görülmüş?
Ama…
Toroğlu, adını duyurmak için böyle laflar etmeyi pek sever. Bugün şunu dedi, yarın bAşık Olmaya şey der. Ligtv’in imkanları elinden gidence, “al geri”ler geride kalınca, moroli bozulmuş olmalı. Onun için de gündemde kalmalı ki, eski şaşaalı günlerini yad etsin.
Toroğlu’nun dedikleri, ne ölçüde doğru? Bunları kendisine birileri söylemiş. O da, doğruluğuna inandığı için açıklıyor.
Protestocu Galatasaraylı taraftarlar şüpheli duruma düştüler. Ali Sami Yen’deki birinci maçta, bu protestocu grubun tavrını çok merak ediyorum.
Kimi protesto edecekler?
Aslında bakılırsa vur birini diğerine.
İkisinin de astığı astık. Kestiği kestik.
Biri ben ne dersem o olur diyor, Haldun git Sezgin gel.
Diğeri Memati vur, Abdülhey vurma…
Takıma etkilerine gelince Adnan Polat Rjikaard’ı küçülttükçe küçülttü, futbolcular takmamaya başladı. Serveti glider dedi göndertmediler.
Stoch’u ısrarla istedi. 500.bin Euro nedeniyle en büyük rakibine kaptırdılar.
Rjikaard’la en iyi anlaşan Üstünel’in başını Sezgin için yedi.
Elli tane yıldız adı sarfedildi, hiçbiri alınamadı.
Rjikaard’ın hatası olan sezona geç başlanmasını engeleyemedi.
Kaleci gönderdi kaleci alamadı.
Keita’yı gönderdi yerine adam alamadı.
Topal’ı gönderdi yerine adam gibi adam alamadı.
Daha bir sürü basiretsiz yöneticilik örnekleri sayabiliriz.
şimdi bu yüzden bende diyorum ki;
Adnan POLAT gitsin Polat ALEMDAR gelsin…
En azından o sanal bir karakter gerçek hayatta takıma zararı olmaz…
Ya sizi sayın başkan, siz gerçeksiniz ve zarar veriyorsunuz…

Galatasaray, Süper Lig’in ikinci haftasını da puansız kapattı.
Sivasspor yenilgisini Bursaspor yenilgisi izledi. Taraftar, 2 Mayıs 1992 tarihindeki Bursaspor yenilgisine 16 maç sonra yeniden tanık oldu. Galatasaray, o tarihten bugüne kadar, Bursaspor’la yaptığı maçlarda 13 galibiyet, 3 beraberlik almıştı. En son beraberlik geçen mevsim alınan beraberlikti.
@
Galatasaray, kaleci sorununu bir çeşitli çözemedi.
Sadece kaleci sorunu mu?
Savunmada da sorun devam ediyor. Orta sahada o kadar dirençli değil.
Rijkaard da, futbolcular kadar eleştirildi bugüne kadar. Galatasaray taraftarı, maç öncesi, medyadaki eleştirileri eleştirircesine Rijkaard’a yardım çıktılar. Taraftarlar, futbolculara da yardım çıktılar.
Ancak…
Yenalaka sonrası, alkışın yerini aleyhte tezahürat aldı.
Rijkaard’ın işi zor!
@
Galatasaray, birinci galibiyetini almak için uğraşırken golü yedi. Sağ kanattan Volkan Şen ortasında kaleci Ufuk topu çelince, Ergic’e golü atmak kaldı.
Ergiç, ikinci golü de atınca, maçın yıldızı oldu.
Galatasaray, Baros’la başladı.
Attığı gollerle Karpaty maçının yıldızı olan Baros, bu maçta da gol umuduydu. Ancak Bursaspor defansı, Baros’a fırsat vermedi.
Uzun bir aradan sonra, ikinci yarıda yedekten oyuna giren Elano’nun da katkısı olmadı.
Galatasaray, zaman zaman toparlanır gibi olmasına karşın, galibiyeti hak edecek hak edecek bir oyun sergiledi mi?
Buna olumlu cevap vermek kolay değil.
Galatasaray’da bazı futbolcuların yanı sıra Rijkaard da, tartışılacaktır.
Galatasaray’ı zor günler bekliyor.
Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.
@
Bir söz de Baros’a:
Karpaty maçında attığı gollerle beraberliği sağlayan Baros, birinci yarının sonlarında hakeme itirazı bir yana, kasıtlı olarak hakeme çarpması, omuz atması affedilir gibi değil. Aynı hareketi ikinci kez yapması ise tam sorumsuzluk.
Baros, yoksa, dün Beşiktaşlı Quaresma’nın hakeme çarpmasını, hakemi itmesine mi özendi?
Galatasaray’da mücadele, disiplin kaybolmuş, kazanma azmi azalmış!

Bursaspor Trabzonspor’a yenilince hem de 3-0 gibi bir skorla hemen ortalık neşeyle doldu. Çünkü biz Anadolu’dan şampiyon çıksın ister sonra da çıkan Şampiyonu çekemez aaa bak yenildiler diye bir de zil takar oynarız. Dun Bursaspor’un kaybı; yarin ligde kotu gideceğini göstermez; bana göre dünkü sorun kupayı Trabzonspor’un daha fazla istemeseydi. Onlar istediği içinde kupayı alan takım onlar oldu.
dünkü maçta Trabzonspor’dan ayırt yiyen Bursaspor ayrıca bazılarını Şampiyonlar liginde ayırt yiyeceğini umuduyla sevindirdi.
Bursaspor’un takılıp düşmesini bekleyenler var; ancak ben yine ligde şampiyon olma şansı öteki takımlar kadar olan bir Bursaspor seyredeceğimizi düşünüyorum.Kimse boşuna sevinmesin; Sağlam ve öğrencileri Quizden çaksa da sınavda basarili olacaktır. Sevinenlere duyurulur.

Bursaspor Trabzonspor’a yenilince hem de 3-0 gibi bir skorla hemen ortalık neşeyle doldu. Çünkü biz Anadolu’dan şampiyon çıksın ister sonra da çıkan Şampiyonu çekemez aaa bak yenildiler diye bir de zil takar oynarız. Dun Bursaspor’un kaybı; yarin ligde kotu gideceğini göstermez; bana göre dünkü sorun kupayı Trabzonspor’un daha fazla istemeseydi. Onlar istediği içinde kupayı alan takım onlar oldu.
dünkü maçta Trabzonspor’dan ayırt yiyen Bursaspor ayrıca bazılarını Şampiyonlar liginde ayırt yiyeceğini umuduyla sevindirdi.
Bursaspor’un takılıp düşmesini bekleyenler var; ancak ben yine ligde şampiyon olma şansı öteki takımlar kadar olan bir Bursaspor seyredeceğimizi düşünüyorum.Kimse boşuna sevinmesin; Sağlam ve öğrencileri Quizden çaksa da sınavda basarili olacaktır. Sevinenlere duyurulur.
Fenerbahçe-Young Boys maçı sonucu şaşırtıcı değildi. Testide ne varsa o sızdı. Sakatlıklar, Aykut Kocaman’ ın söylemiyle “birikmiş sorunlar”, anlamsız kırmızı kartlar….
Fenerbahçede son 7 yılda almanca, portekizce, ispanyolca, tekrar almanca dilleriyle iletişim sağlandı. Yıllardan sonra ana dilimiz Türkçe’ ye dönüldü. Sabretmek gerek Türkçe zor bir dil. Görüldü kü sayın Aykut Kocaman en en baştan başlayacak.
Ders 1: ALex topu at. Koş Santos koş. Semih topu tut.
Fenerbahçede yıllarca kimlere kimlere yardım olunup sabır gösterildi ki, o yüzden Aykut Kocaman’a sözde değil özde yardım vermek gerekiyor.
Alice: Lütfen, söyler misin hangi yoldan gitmeliyim?
Tavşan: Bu büyük ölçüde nereye ulaşmak istediğine bağlı.
Alice: Nereye gideceğim çok da ayırt etmez.
Tavşan: O zaman hangi yolu takip edeceğinde ayırt etmez.
Alice:…..bir yere ulaştığım sürece. .. diye açıklar.
Tavşan: Şüphe yok ki şunu yapabilirsin. Çok yürümeyi göze aldığın sürece ……
Alice Harikalar Diyarında adlı kitaptan kısa bir bölüm. Evet Sayın Aykut Kocaman öncelikle nereye ulaşmak istediğini belirlemeli ve bu doğrultuda yol haritasını hazırlamalıdır.
Kısa notlar:
- Fenerbahçelilerin bu yılkı favori forması tetra mavisi forma (Stadı şöyle bir gözlemleyince ve binlerce kişinin üzerinde görünce durum tesbit edildi).
- Nevin Yanıt ve Burcu Ayhan’ ın dakikalarca ayakta alkışlanması taktire şayandı.
- Geçtiğimiz mevsim dramatik bir şekilde sonlanmasına karşın ( 2. kezdir)Fenerbahçe taraftarının stadı doldurması ve maç süresince takımı desteklemesi karşısında “Fenerbahçeliler bu gücü nerden buluyor. ” sorunsallı bir araştırma yapılabiliri akla getiriyor.

Fenerbahçe’de 10-15 yıldır süregelen umut simsarlığı devam ediyor. Takım resmen terkedilmiş, sahipsiz kalmış, eriyor. Saha içersinde başta lanet olabilecek brezilyalılar olmak üzere yürüyorlar, babalarının çiftliği olan papazın çayırında. Birşeyler yapma çabasında olan birkaç oyuncu (G.Gönül, Emre gibi) haricinde ya izliyor ya da kalitesizliği elvermiyor.
Takımdan zamanında uzaklaştırılması gereken Güiza, Önder, Bilica, Bekir, Selçuk, Baroni, Kazım, Santos ve mümkünse Alex gibi keyfekeder oyunculara, Ağustos ayı gelmesine rağmen bir çözüm bulunamadı. Şu saatten sonra, en önemli hedefimizden uzaklaştırılmışken oyun sistemini değiştirsen ne olacak, kadroyu güçlendirsen ne olacak. Süper Lig şampiyonluğu ile karnını doyuracak varsa buyursun otursun.
Aykut Hoca gelir gelmez takıma mücadele edecek, ter dökecek yabancı oyuncular takviye etmeye çalıştı. Stoch ve Dia henüz erken olmasına rağmen yerinde transfer oldukları kanısını uyandırıyor. Ancak bu takımda en başta Alex sorununa dolayısıyla sistem sorununa deva bulunmaması ve bu sorun çözülmeden sanki tek eksiğimiz santrformuş gibi sadece bu bölgeye odaklanılması, yine zaman kaybı yine hedeften uzaklaşılması sonuçlarını beraberinde getirdi.
Bu sistemle devam edildiği sürece takıma Drogba’yı getirsek çözüm olmaz. Öncelikle ruhu çekilmiş amacı olmayan oyuncuları takımdan uzaklaştırıp, çift forvetle dikine oynayan bir sistemin temellerini Haziran ayından atmak gerekirdi. bundan sonra zaman geçti Şampiyonlar Ligi treni kaçtı. Belki yönetime ve Aykut Hocaya bile verilecek zaman kalmadı.














