dur!
gitme
daha vakit erken
bırak beklesin biraz daha
ayrılık…
ne olur
biraz daha oyalan aynanın karşısında
rujunu tazele…
saçını düzelt…
ne bileyim işte
nasıl beceriyordun ya
beni saatlerce kapıda bekletmeyi
bu sefer de
ayrılık...
Buz kesmiş vicdanlar
Akıllar şeytan olmuş sanki
Gözler bakar da görmez
Feryatlar, figanlar faydasız
Kulaklar duymaz olmuş çığlıkları
Dil bilmez olmuş okşamayı
Maharet saymış yaralamayı
Asalet, nezaket...
Senin yokluğun,
Varlığınla eş gibi!
Senden bAşık Olmaya herkes
Bana kardeş gibi!
Evime gel,
Her akşam beş gibi!
Yazalım, çizelim,
Azalım, içelim!.
Şair gibi…
Aşık gibi…
Keş...
Ben kendimi bildim bileli
hep ayazdı bana gecenin dili
gün kavuşur, akşamınla buluşur
bülbül gülü ile serenâda tutuşur
çocuk yalnızlığımda
büyür, büyür gece
yedi başlı bir dev...
Yoluma rehber diye
puslu, sırı dökük bir aynayı
tutuyorlar önüme
mâdensi, ışıksız bir ses
gider gider gelir, yaşam üstünde
geçmişsiz geleceksiz
bir ölü gibi hissiyat
ışığın susan...
Bir gün alıp başımı alıp gideceğim gecenin bir yarısında
Uçsuz bucaksız denizlere doğru pupa yelken açacağım
Yalnızlığımın sımsıcaklığıyla yeni baştan ısınmak umuduyla
Beni hiçbir zaman bulamayacağın yerlere doğru...
İnsan doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. şimdi bir insanın hayatı bu kadar kısadır. şöyle ki doğum ile ölüm arasındaki bir süreçtir yaşam; önemli olan ne kadar uzun yaşadığınız değil , yaşadığımız sürece dünyayı ne kadar...