Deneme
Güney Sibirya, Altay dağlarında bir mağarada gömülü bulunan bir çocuk küçük parmağının, önceden bilinmeyen ve dünya yüzünden tamamen kaybolmuş olan bir insan soyuna ait olduğu düşünülmekteymiş bilim adamlarınca.
Araştırmacılar kemikten çıkarılan örnekleri analiz edince, bunun farklı bir insan soyuna ait olduğunu görmüşler. Bu, ne çağa uygun insana, ne de çağa uygun insan’dan 44.000 yıl önceye kadar Avrupa’da yerleşerek yaşayan antik insan Neandertaller’e aitmiş.
2008 yılında Rus arkeologlar tarafından Denisova mağarası olarak bilinen yerde bulunan parmak kemiğinin 5 -7 yaşlar arası bir çocuğa ait olduğu saptanmış. Ancak çocuğun cinsiyeti belirlenememiş.
Almanya, Leipzig’deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Labarotuvarındaki araştırmacılar, Denisova çocuğunun yeni bir insan türü olduğu konusuna daha temkinli yaklaşmaktaymış ve araştırma sonuçlarını beklemektelermiş.
Kemikten çıkarılan ve Mitokonriyal DNA denilen genetik materyalin analiziyle, Afrika’dan çıkarak dünyaya yayılan iki arkaik insan türüne de ait olmadığı anlaşılmış.
şöyle ki bulunan kemik ne iki milyon yıl önce Afrika kıtasını bıraktıp göç eden Homo erectus ‘a ve ne de 500.000 yıl önce göç eden Neandertallere aitmiş.
Ancak DENİSOVA çocuğunun genetik materyalindeki bazı bulgular, soyunun Afrika kaynaklı olduğunu da göstermiş.
Adli tıp incelmelerinde de kullanılan nüklear DNA (nDNA) şöyle ki hücre çekirdeğinde bulunan DNA ‘ların test edilmesi ile sonuç belirlenecekmiş. Merak ediyorum doğrusu.
Tüm bu bulgular evrimi ne kadar güzel dile getiriyor değil mi? Belki de Denisova çocuğu bu iki arkaik insan soyu arasındaki geçiş soyu olarak ortaya çıkacak. Bizden bu kadar. Gerisi linklerde mevcut.
Aslında zaman bulabilene gerçekten muhteşem sörf yaptırır bu İnternet. Sibirya bataklıkları ile ilgili çok ilginç, çok kışkırtıcı – kuşkusuz hayal gücünü- haberler de okuyorum bazen. Önceden bahsetmişsem bundan sonra kusura bakmayın ama Sibirya’daki büyük bataklıklar kuruyunca, yüz yıllarca önce gömülmüş olan ölülerde saklı kalan VEBA mikrobunun da yayılma olasılığından bahsedilmeye başlanmış bilimsel çevrelerce.
Peki bataklıklar neden kuruyacak derseniz, şunu anlatmıştım bir yazımda. Küresel ısınma sonucu, buzlar erirken , toprak tanecikleri arasındaki buzlar da eriyecekmiş. O zaman aksine, sulak olur topraklar diye beklerseniz, çok yanışlırsınız. Çünkü suyu bataklıkta ya da gölde tutan donmuş su kristallerinin toprak ile kaynaşarak oluşturduğu doğal çanakmış. Bu çanak eriyince su foş aşağılara inecekmiş. şöyle ki bataklıklar da kuruyacak belki de Suudilere rakip büyük Sibirya Çölleri bile oluşabilir. Sibiryalılar da orada yelkenli oteller ve sahte cennetler yapar ve para kazanabilirler mi bilemeyiz. Kim bilir? Bize gelince, biz elimizde olan doğadaki çeşitliliği acaba en çabuk yoldan nasıl yok ederiz diye didinip duralım. Doğal alanlarda suları , borular içine alıp üstelik de ekoturizm bölgesi olan yerleri çölleştirelim.
Kuşkusuz bu tür olasılıkları dahi, her kötülüğün, her cinliğin olabilecek olduğu günümüz dünyasında tersinden de okumak olası. Yukarıdaki cümleyi, VEBA ‘dan söz ettiğim paragraf için söylüyorum. Bi üstteki paragraf araya sonradan girdi bilgilendirme ve hatırlatma amacıyla. Gördünüz mü işte, her paragrafın bi işlevi oluyor bazen….Diyorum ki biraz da koşullar nedeniyle insan oğlu psikopatlık derecesinde kuşkucu olmak zorunda kalıyor. Belki de yayılması OLASI VEBA virüsleri konusunda bataklık mezarlıkları suçsuz da, hani Doktor Monreo Adası gibi gizli laboratuvarlarda , gizli yerlerde üretilmiş olan VEBA mı yayılacak gibisinden kan dondurucıu ironiler de gelmiyor değil akıllara şöyle ki en azından benim mantığıma geliyor.
O söylenti çanları yoksa ne için çalacak diye de düşünüyor insan arasıra bazı bazı. şunu düşünmemin öteki bir nedeni İran Nüleer konuda sıkıştırılırken, bAşık Olmaya ülkeler şöyle ki malum ülkeler, hangi tür gelişmiş nükleer silahlara para yatırsak derdinde. Kuşkusuz eski teknolarını, eski nükleer santarl teknolojilerini de kakalayacak memleket buldularsa bundan sonra tutmayın o malum ülkeleri.
ezgiumut 28 Mart 2010
http://www.nytimes.com/2010/03/25/science/25human.html?ref=science
http://en.wikipedia.org/wiki/Denisova_hominin
Bugün 11 Aralık, bugün Dünya Dağlar Günü. Geçmişteki o güzelim dağ yolculuklarımın tatlı anılarını yaşama günü. Fotoğraflara baktıkça o dik yamaçlara tırmanışın coşkusunu yeniden duyumsuyorum, hızlanıyor kalp atışlarım, yürüdükçe adımlarımızla yayılan kekik kokuları esiyor camımdan içeri. Yukarıda dağın zirvesinde dönüp hoşgeldin şarkıları söyleyen kartalları dinliyorum, uzakta başı dumanlı dağlara , o ulaşılamaz karlı tepelere bakıyorum çaresiz. Acaba bir daha bu denli dik çamaçlardan tırmanabilir miyim?
Dağlarda yaşanan öylesi bir duygudur ki gezgini yaşadığı sürece asla kopartamaz engeller. Yine gideceğim dağlara, yine koklayacağım kekik kokularını, yine kuşlarla konuşacağım, kanat seslerininin senfonisini dinleyeceğim, yine ürpereceğim uçsuz bucaksız uçurum kenarlarında, ormanların gizemli karanlıklarında saklanmış boz tüylü ayılar, çakallar yaratacağım imgelemimde… Söz böylesi coşkulu, böylesine ulu coğrafyalara gelir de şairler durur mu. şimdi size en güzel dağ şiirlerinden biri. Geleceğimiz dağlar bildirsinin ardından okumanızı diliyorum. Edebiyatımızın büyük ustalarından Sebahattin Ali’den.
11 Aralık Dünya Dağlar Günü nedeni ile Zirve Dağcılık Kulübü’nden gelen basın açıklamasına yer verdim sayfalarımda. Geleceğimiz Dağlarda diyen çağrıya kulak tıkamaz olmaz. Okuyalım, okunsun, düşünelim istedim.
GELECEĞİMİZ DAĞLARDA
Türkiye`deki dağlar büyük bir zenginliği barındırmaktadır bu nedenle, dağlarımızın biyolojik zenginliğinin korunması ve sürdürülebilirliği için gerekli tedbirlerin acilen alınması gerekir.
Dağlık alanlar endemik bitki türleri, böcekler, kuşlar, sürüngenler ve memeliler için sığınak vazifesi görmektedir. Eteklerinde yaşayan insan oğlu başta olmak üzere tüm canlılar için temiz hava , su, gıda ve öteki doğal kaynaklar açısından da hayati bir önem taşımaktadır.
Dağ ekosistemleri sıcaklığı, yağışı ve dolayısı ile su döngüsünü belirleyerek, tarım, ormancılık ve turizm gibi sektörleri besler.
İklim Zirvesinin Kopenhag ’da toplandığı ve Dünyamızın geleceğinin konuşulduğu aynı günlere rastlayan 11 Aralık Dünya Dağlar Günü farklı bir anlam kazanmaktadır.
Kyoto Protokolünün süresi 2012 de dolmaktadır. Kyoto Protokolü’ne göre gelişmiş ülkelerin karbon salımlarını azaltmaları gerekiyor. Buradaki kriter ise 1990 yılındaki seviyeler. Gelişmekte olan ülkeler ise Kyoto Protokolü kapsamında herhangi bir yükümlülük altına girmiyor. Ancak bu ülkelerden karbon salımını azaltmaları yönünde adımlar atması bekleniyor. Kyoto 2012′de devre dışı kalacak. Ülkeler şimdi bu protokolün yerine geçecek yeni bir oluşumu tartışıyor. Bunun içinde şu günlerde Kopenhag’da tüm tarafların katılımı ile Taraflar Konferansı yapılıyor.
şimdi tam bu süreçte, Himalayaları ve dağları kurtarmak için Zirvecilerin Zirvesi (Buluşması) gerçekleşiyor. Nepal ’ den ve Dünyanın çeşitli bölgelerinden, dağcılığa ışık verenlerin, dünya mirası olan Himalayalar’ daki iklim değişikliklerin tehlikelerini, dünya topluluklarına aktarmak için organize edilen Dağcıların yürüyüşü 11 Aralık günü Kopenhag da gerçekleşiyor. Dağcılıkta ikon olmuş isimler, zirve kıyafetleri ile Kopenhag caddelerinde yürüyecek ve bir çok dağ sever de dağları iklim değişikliğinin etkilerinden kurtarmak için deklarasyona katılmak üzere kendilerine eşlik edecektir. Bu yürüyüşe Kulübümüz adına, Genel Başkan Yardımcımız Nejat Akıncı ’ da katılıyor.
Bizde bu harekete bulunduğumuz yörelerde yardım veriyoruz ve DÜNYA DAĞLAR GÜNÜNÜ kutluyoruz..
Küresel ısınma dünyamızı hızla tehdit ediyor. Hint Okyanusu ’ndaki ada ülkesi Maldivler ‘de bakanlar kurulu iki ay önce su altında toplanmıştı. Nepal Hükümeti ise aynı amaç ile geçen hafta Dünyanın çatısında Everest ana kampında 5242 metre de Bakanlar Kurulu toplantısı yaptı. ,
Türkiye’de üzerine düşen vazifeyi derhal yapmalıdır. Enerji Politikalarımız yeniden gözden geçirilmeli, Termik santraller yerine ülkemiz için uygun olan rüzgar ve güneş enerjisinden daha fazla faydalanılacak yatırımlara hız verilmelidir. Karbon salımı azaltımı konusunda kendisine yeni bir hedef belirlemelidir.
Çevre Politikamız engelleme veya geçiştirme diplomasisi üzerine değil, geleceğimizi belirlemek ve çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak amaçlı olarak üst düzeyde Kopenhag ’a katılmalı ve anlaşmazlıkların çözüm noktasında liderlik ve birleştiricilik görevini üstlenmelidir.
Kopenhag’da oluşturulacak anlaşmada, Türkiye de, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin önüne geçebilmek için anlaşmak zorunda olduğu, (1990 seviyesine göre) 2020 yılına kadar yüzde 40 ve 2050 yılında da yüzde 100 salım azaltım hedefleri için kendi payına düşeni hakça ve sürdürülebilir bir çerçevede gerçekleştirmelidir.
İklim değişiklikleri öncelikli olarak dağlık alanları etkilemekte ve bundan dolaylı olarak tüm canlılarda etkilenmektedir. Eğer gerekli tedbirler alınmaz ise milyonlarca canlının temel ihtiyaçlarını karşılayan dağlık alanlarımız hızla yok olacak ve hayat bitecektir. Şimdiki ve gelecek nesiller için dağlarımızı korumak zorundayız.
11 Aralık, Dünya Dağlar Günü başta dağlarda yaşayanlar ve dağcılar olmak üzere, doğrudan veya dolaylı olarak dağlardan yararlanan herkesin 11 Aralık, Dağlar Gününü kutluyoruz.
Orhan Kozan
Genel Başkan
ZİRVE DAĞCILIK Basın Bülteni
DAĞLAR
Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.
Şehirler bana bir tuzak;
İnsan sohbetleri yasak;
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.
Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.
Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Yelleri bana gönderin;
Benim meskenim dağlardır.
Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.
Sebahattin ALİ

PETA hem dikkat çekti bu kez hem de tepki aldı.
PETA Hayvan Hakları Savunucusu örgütü hayvanlar için bir ünlüyü daha soydu.
Model, ünlü Joanna Krupa!
Yine çırılçıplak soyundu.
Dikkat çekmenin bAşık Olmaya yolu yok ki!
Yalnız bu kez çıplaklığını kısmen örtmek için haç kullanmış.
Bu da, Katoliklerin ilgisini, dolayısıyla tepkisini çekmiş.
PETA bu kez tam gündemde!
Tepkiler dikkati daha çok çekiyor çünkü!
Hollanda’lı denizci "Jacop Roggoveen"…
1722 yılının Paskalya günü…
Şili ile Polinezya takımadaları arasında…
Büyük Okyanus’un sonsuzluğu içerisinde kaybolmuş ilginç bir ada keşfeder…
şimdi o günün ardından buraya "Paskalya Adası" adı verilir…
Şili’ye ait olan, bütün uygarlıklardan uzak bir adada birinci göze çarpan özellik, çok sayıdaki dev heykellerdir…
Toprak üzerinde dik ya da yatık olarak bulunan bu muazzam taş büstlerin bazılarının yükseklikleri 10 metreyi aşar ve ağırlıkları da 50 tonun üzerindedir…
Büstlerden bir kısmının üzerinde, değişik renkte bir kayadan yontulmuş, perukaya veya şapkaya benzeyen başlıklar vardır…
Bu başlar, dikildikleri yere taşınmadan evvel aynı kayadan yontulup şekillendirilmişlerdir…
Heykeller, bugün yok olmuş, bilinmeyen bir uygarlığın eseridir…
Arkeologlar ve etnologlar kazılar yaparak, toprağın altını araştırarak ve sayıları ancak 600 civarında olan yerlilere sorular sorarak geçmişi öğrenmeye ve bu uygarlığı aydınlatmaya çalışmışlardır…
Lâkin, adanın yerli halkının derisi de, bAşık Olmaya adalarda oturan Polinezya’lılara nazaran daha koyu bir tondadır.
Tayland Ordusu’nun işgali altındaki Patani’de Müslüman Halk yıllardır büyük acılar yaşıyor.Budist Tayland Yönetimi’nin medyaya uyguladığı baskı ve engellemeler nedeniyle, Patani’de yaşanan zulmün boyutları kamuoyuyla yeterince paylaşılamıyor.
Tayland, "özgürlükler ülkesi" anlamına gelir. Ancak Müslümanlar için hiç de öyle değildir. 55 milyon nüfuslu ülkede toplumun %10′nu oluşturan Tayland’lı Müslümanlar 200 yıldır büyük bir baskıyla karşı karşıya. Günümüzde bu baskı, özellikle halkının % 75′inin Müslüman olduğu güneydeki Patani eyaletinde yoğun olarak hissediliyor.
Patani Müslümanları, Siyam ırkından gelmediklerini ve Taylandlılarla değil, Müslüman Endonezya ve Malezya halkı ile aynı ırka mensup olduklarını söylerler. Malezya’daki Müslümanların konuştuğu dil olan Malay dilini kullanırlar. Bu dil yüzyıllardır Arap harfleriyle yazıldığı halde, Tayland yöne-timi tarafından Latin harfleri kullanmaya zorlanmışlardır. Rejim, budist inancını Müslümanlara zorla kabul ettirmeyi hedefleyen farklı baskı politikaları uygulamıştır.
İlk olarak 1932′de Tayland hükümeti ülkedeki bütün İslami kurumların faaliyetini yasakladı. 1944′de ise geniş çaplı bir imha hareketi başlatıldı. 1948 yılında Patani Müslümanlarının liderleri ve aileleri budistler tarafından katledildi. Yine aynı yıl Bulikor Samik bölgesinde 125 Müslüman aile diri diri yakıldı. Patani Müslümanları uğradıkları bunca saldırı karşısında kendilerini korumak ve bağımsız bir devlet kurmak için örgütlendiler. Bugün Patani’de Müslümanların kurduğu 16 tane örgüt var. Bunların içlerinde en büyük olanı PULO (Phatani United Liberation Organization), şöyle ki Patani Birleşik Kurtuluş Örgütü.
Patani’de bugüne kadar gerçekleştirilen katliamlarda ölen Müslüman sayısı 36.000 kişiyi geçiyor. Yaralanan ve sakat kalan insan sayısı daha da fazla. Kısacası, Tayland Müslümanları topraklarını ve ailelerini dahası İslami kimliklerini koruyabilmek için büyük bir mücadele veriyorlar.
Ve kuşkusuz Patani Müslümanlarının verdikleri bu mücadeleye karşı Tayland rejimini destekleyenler var. "Kim" diye sormaya gerek yok; elbette en başta İsrail. İsrailli yazar Benjamin Beit-Hallami’nin yazdığına göre, Tayland’ı 1976′dan bu yana yöneten askeri rejimin İsrail’le çok önemli ilişkileri var. Bu ilişkiler, askeri darbenin hemen ardından Tayland’lı bir askeri heyetin İsrail’i ziyaret etmesi ile başlıyor. Bu ziyaretin sonucunda 20 bin Galil ve 5 bin Uzi marka İsrail yapımı otomatik tüfek Tayland’a gönderiliyor. Daha sonra Mossad Tayland’ın başkenti Bangkok’ta aktif bir istasyon kuruyor ve daha sonra Tayland gizli servisi ile çalışmaya başlıyor.


İlerleyen yıllarda sözkonusu yakın ilişkiler daha da güçlenerek sürüyor. 1984′te İsrail Dışişleri Bakanı David Kimche Tayland’ı ziyaret ediyor. Tayland’a İsrailli askeri uzmanların gönderilmesi, daha geniş çaplı tabanca satışlarının yapılması kararlaştırılıyor. "İsrailli askeri uzmanlar"ın verecekleri eğitim ise yine aynı: Halk hareketlerini bastırmak, sorgu ve işkence yöntemleri..
"Müslümanlar çözümüne yanaşmadıkları için bu olaylar devam ediyor. Çözümü, bütün Müslümanların birlik olmasıdır, bu farzdır, Allah’ın emridir. şöyle ki namaz kılmak gibi, oruç gibi farzdır. Bir insan namazını kılmıyorsa fısk içindedir. İslam âleminin birleşmesini ve birlikte hareket etmesini istemiyorsa yine fısk içinde olur. şöyle ki günaha girmiş olur. Bunun en güzel çözümü Türk milletinin öncülüğünde Türkiye’nin öncülüğünde Türk Devletlerinin desteğinde bir Türk-İslam Birliği’dir. Türk milletini lider olarak görmemin nedeni ahlaken ve mücahit ruhu yönünden çok güçlü bir millettir, metafizik bir millettir Türk milleti ve özel görevlidir, Allah öyle yaratmıştır. şöyle ki Allah’ın kılıcıdır Türk milleti, Seyfullahtır, böyle bir özelliği vardır. şöyle ki kılıç derken gidip insanları doğramak, kesmek değil, adalet kılıncı bu, adaletiyle, güzel ahlakıyla, sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle, dürüstlüğüyle Türk milleti bu konuda liderlik görevini mükemmel yapacak güce sahip ve tecrübesi var, yüzlerce yıllık tecrübesi var. şöyle ki üç kıtada İslam ülkelerini gayet güzel mutluluk içinde, huzur içerisinde yönetmiş, az bir güçle. Yine bu aynı yapının yeniden tesis edilmesi gerekiyor, yeni çağa uygun Osmanlı gibi bir Türk-İslam Birliği’nin oluşması gerekiyor. Böyle bir yapılanmada Hıristiyanlar, Museviler hatta Budistler hatta ateistler herkes rahat eder. Bütün Müslüman âlemi huzur içinde yaşayacaktır. " Kaynak: Adnan Oktar’ın bir röportajından.
Kaynak:http://www.gulyarasi.com/medya/r4545.search.html www.turkislambirligi.com www.yenimasonikduzen.com
Her 5 saniyede 1 çocuk açlıktan ölüyor.
http://www.youtube.com/watch?v=Iad7Z7iY_B8
İlk önce yukarıdaki linkten Rusça ninniyi dinleyin lütfen. Sonra aşağıdaki gazete haberini okuyun.
“BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, üç gün sürecek zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, dünyada 1 milyar insanın açlık sorunuyla boğuşmasına seyirci kalınamayacağını belirterek, "Sadece bugün itibarıyla 17 bin çocuk açlıktan ölecek: Her 5 saniyede bir çocuk, yılda ise 6 milyon çocuk açlık yüzünden can veriyor" dedi.
Ban, FAO Genel Müdürü Jacques Diouf’un çağrısına uyarak zirve öncesinde 24 saat oruç tuttuğuna da değinerek, "Bir gün hiçbir şey yemeyerek oruç tutmak hiç de kolay olmadı. Ama pek çok insan için aç olmak günlük gerçeklerden biri konumunda" diye konuştu.
Diouf’un başkanlığındaki açılış oturumunda, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi de hazır bulundu.
Türkiye ziyareti nedeniyle açılışa bizzat katılamayan İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’nun mesajı ise Senato Başkanı Renato Schifani tarafından okundu.
Napolitano, mesajında, 2009’da 1 milyar insanın açlıkla boğuştuğuna işaret etmesinin ardından, "Ekonomik ve finansal krizle birlikte tablo daha da dramatik bir hal almıştır. Bu dramı umursamamak olanaksızdır. Yaşanan ekonomik ve finansal kriz, zenginlik ve refahın ancak adil bir dağılımla anlamı olan olabileceğini ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı.“
Lütfen sayın şimdi benimle beraber, 1,2,3,4,5 bitti, çaresiz küçücük bir yürek başını kara toprağa koydu şimdi. Kendimi içimden tutup çarpmak geliyor çaresizliğimin yüzüne. Dilim ustura kesmiş, öfkem ellerimde nefrete dönüşüyor.
Ne varsa yıkıp, kırıp dökmek istiyorum. Herşey anlamsızlaşıyor birden, herşey siliyor kendini. Ìçini bin anlamla doldurduğum hayat, sessiz bir monoloğa dönüşüyor. Sözcüklerim yutmuş dilini. Acaba ben bu yazıyı bitirene kadar dolacak mı içimin mezarlığı, küçücük ruhların terkettiği ufacık bedenlerle. Hkalitesiz şimdi son nefesinde yine minik bir feryad, durdurun bunu. Adını ne koyarsanız koyun ama durdurun. Engel olun. Açlık soykırım yapıyor sessizce ve insanlık seyrediyor dünya arenasında. Her 5 saniyede küçük bir beden düşüyor, toprağın ölümlere doymayan rahmine.
Çaresizsiniz değil mi benim gibi? Bir yürek atışı daha yitti şimdi. Sustu küçücük kara dudaklar. Hayat bırakın gülmeyi, ağlamayı bile çok gördü onlara. Acaba hayat mı çok gördü ağlamayı, yoksa herşeyi yağmalayan, fütursuzca talan eden egolar mı? Ìçimin derinlerinden kıvrıla kıvrıla akan hayat ırmağının suyu kesiliyor artık. Hissediyorum, içim çölleşiyor. Etiyopya, Sudan, Nijerya, Afganistan, Bangladeş, Somali, Tanzanya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Eritre, Brundi… Kara Afrika´nin kara kaderi değişmiyor. Alnına bağlamış yaslı analar gibi kara bezi. Susuz, kıraç topraklardan ölüm yeşeriyor boy boy.Yaşlı kıtanın susuzluktan çatlamış dudaklarında ölümler çiçekleniyor her mevsim. Sudan´da halk silahlanıyor. Para silaha veriliyor. Sudan’ın sorunlu Darfur bölgesinde yaklaşık 6 bin çocuk askerin bulunduğu bildiriliyor .
Bir haber yine gerçekliğini gözüme sokmakla kalmıyor, sanki beynime çakıyor çıplak gerçekliğini. "Dünya genelinde 852 milyon insan açlık sınırı altında yaşıyor. Her yıl 6 milyon çocuk açlıktan ölüyor."
Finans piyasalarındaki krizin etkisi
dünya devletleri arasında finans piyasalarında yaşanan kriz nedeniyle talebin düşmesi, böylelikle de tarım sektöründe fiyatların artmaması bekleniyor. Ancak dünya devletleri arasında Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü Müdürü Joachim von Braun’a göre, madalyonun bir de öteki yüzü var. Braun’a göre, uzun vadede tarım alanında yapılacak yatırımlar için sermaye bulmak daha da zor olacak.
Alman hükümetine eleştiri
Bankaları kurtarmak için sunulan paranın çok küçük bir bölümünün kalkınma yardımlarına ayrıldığını belirten Dünya Açlara Yardım Derneği Başkanı Ingeborg Schaeuble, Alman hükümetini eleştirdi. "Yaklaşık bir milyar aç insan olması, insanlık için utanç verici bir durum. Üstelik bankalara kıyasla bu insanların yaşanan felakette hiç bir suçu yok" diyen Schaeuble, zengin ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere tarım alanında yılda en az 10 milyar euro daha fazla yatırım yapmasını ve ticaretin adil olmasını talep etti.
Nina Werkhäuser (Deutsche Welle / Berlin)
Ah ulan ölüm, ah ulan Azrail elimden gelse senin canını da ben alırdım. Bir haber yine “ Dünya çölleşiyor, küresel ısınmanın etkileri gözle görülür değişimlere sebeb olmaktadır. “ Malesef bundan sonra topraklar eskisi kadar cömert değil. Genetiği daha çok ürün vermesi için değiştirilmiş olsa da tohumların, topraklar yorgun düştü yılların süregelen istilasına. Herşey sahteleşti, herşey çoraklaşt tıpkı insan oğlu gibi. Biliyor musunuz? Bioyakıtlar açlığın asıl sebebi. Nasıl mı?
Biobenzin nedir, hiç duydunuz mu?
Biobenzin ,buğday şekerpancarı ,patates ve mısır gibi bitkilerden elde edilen motor yakıtıdır. Brezilya da şeker kamışı ile uygulaması olup Türkiye de de 1 tesis mevcuttur. Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş. Biobenzin işi Fermantasyon reaktörü ve bakterili bir ortam olup canlı ve işletilmesi zor yatırımı ağır bir sistemdir. Evet buğday şekerpancarı, patates ve mısır gibi bitkileri kullanıp biobenzin yaparak insanlığı açlığa tutuklu edenler şunu masum bir amacın ardına gizliyorlar. Dünyayı daha az kirletiyormuş.
Biodizel Nedir?
Biodizel , genellikle bitkisel yağlardan (kanola yağı,aspir yağı,soya yağı, pamuk yağı ayçiçeği,ve palm oil)bunun yanı sıra bitkisel atık yağlardan
(evsel atık yağ – endüstriyel atık yağ askeri yemekhaneler ,üniversite yemek haneleri vb tüketimlerden kaynaklanan atık yağlar) hayvansal yağ (mezbaha ,balık yağı,tavuk yağı gibi ) trans esterifikasyon yöntemi ile üretilen dizel araç yakıtına verilen addır.
Bazılarımızın rahatı için onların rızkı yakıta dönüştürüyor. Ve lanet olabilecek açlık ruhlarını söküp alıyor, sadece bir deri bir kemik kalmışların, son kalp atışlarını gasp ederek. bundan sonra buğday ekilmiyor çünkü kanola bitkisinin tohumu daha elverişli biodizel üretmeye ve fiyatıda buğdaya göre daha pahalı. Üretim azaldığı için buğday fiyatları sürekli yükseliyor.
Biodizelde kullanılacak yağ fiyatları.
* Kanola yağı 643 USD Kanada (Litvanya ve Romanya´da biraz daha ucuz.)
* Soya 550 USD Amerika menşeili
* Palm oil 450 USD Malezya
* Pamuk 550 USD Türkiye Tüm ürünlerde Kdv hariçtir.
*Bitkisel atık yağ 300 USD Yerel
1 ton buğdayın dünya devletleri arasında borsa fiyatı 300 – 400 USD arası.
Buğdayın Türküsü
Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği
aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar
yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl
filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız
ölümlerde.
Pablo Neruda
Hkalitesiz tüm dünya anneleri, bir ninni söyleyin şimdi, başı toprağa düşmüş küçük bir bedenin ruhu, daha huzurlu uyusun sonsuza dek. Bu günde 17.000 çocuk gömdük vicdanlarımıza. Bir ninni söyleyin. Çok uzakta bir çocuk ağlıyor, ne olur bir ninni söyleyin.














