Arama Yapın

Beslenme

OĞUZ YELKEN’E SELAM

SEVGİLİ OĞUZ

BİLİYORUM Kİ ŞU AN ALLAHIN KULLARINA VAAD ETTİĞİ EN YÜCE MERTEBEDESİN. ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇMİŞ DURUMDASIN. BEN DOĞULUYUM. ASLEN BİTLİSLİYİM. ÇOCUKLUĞUMDA O BÖLGEDE GEÇTİ. BEN BİLİYORUM Kİ DOĞU’NUN HALKI ŞEREFLİ, DİNİNE VE VATANINA DÜŞKÜN, MİSAFİRPERVER BİR MİLLETTİR. BENDE ONLARDAN BİRİYİM. FAKAT BAZI ŞEREFSİZLER, BİR KISIM CAHİL VE EĞİTİMSİZ, İŞSİZ HALKI KULLANARAK KENDİLERİNİN TÜM O BÖLGENİN TEMSİLCİSİ OLDUĞU İDDİASINDA BULUNUYORLAR.

BURDAN TÜM O ŞEREFSİZLERE VE TÜM DÜNYAYA SESLENİYORUM Kİ O ŞEREFSİZ PİYONLAR BENİM VE TÜM O BÖLGE HALKININ EKSERİYETİNİN TEMSİLCİSİ DEĞİLLER VE HİÇBİR ZAMANDA OLAMAZLAR. BİZE DE ŞEFAATÇI OLMAN DİLEĞİYLE SENİ SAYGIYLA SELAMLIYORUM. VE DİYORUM Kİ HİÇ MERAK ETME O ŞEREFSİZLER VE ONLARI KULLANAN İÇ VE DIŞ GÜÇLER HİÇBİR ZAMAN AMAÇLARINA ULAŞAMAYACAKLAR

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Greenpeace Akdeniz – Türkiye Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi’nin sunduğu Gezegenin Geleceği, Greenpeace ve Açık Radyo 94.9 işbirliğiyle hafta içi her gün ana haber bülteninden sonra saat 18:05′de.

- Kopenhag iklim zirvesi, devlet başkanlarının büyük başarısızlığı ile bitti
- Tuvalu’nun bugünkü hali, yarın bizim halimizi gösteriyo…r
- Amerikalı bilim adamları, kirlilik nedeniyle okyanusların daha gürültülü hale geldiğini açıkladılar
- Nükleer enerji, enerji güvensizliği yaratıyor.

Konuyla ilgili linkler:

http://ilovvenuclear.org/
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.greenpeace.org%2Fkopenhag%2F&h=23bcc88034fc24993891a713373de959
http://www.acikradyo.com.tr/

Peki Sayın Seyfi Solukal ve yardımcısı Sabiha Rana internette neler yapmışlar biliyor musunuz? Bilmemek ayıp değil. Önce TIK’lamamak, sonra okumamak, kısacası öğrenmemek ayıptır. Öğrenmenizide sizden bAşık Olmaya kimse engellemiyor. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=183569

”MELEKLER YÜREĞİNİZDEN ÖPSÜN”

Greenpeace Akdeniz – Türkiye Gönüllüsü Sabiha Rana

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Toplumda besinleri tükettikten sonra karşılaşılan fakat belirtisi olup tanısı konulmayan sağlık sorunları genel anlamda sıkça yaşanır. Örneğin sütü tüketince gaz sancısının olması ve süt tüketiminin kesilmesinden sonra gaz sancısının kesilmesi. Bunun sebebi genelde vücut için son derece gerekli olan bagışıklık sistemidir.


Bu sistem normalde bakteri virüs mantar ve parazitlerin yol açabileceği enfeksiyonların oluşmasını engeller. Fakat yediklerimizden bir şey bünyeyi olumlu olmayan olarak etkiliyorsa durum değişir: o zaman vücut yabancı maddeye karşı savunma sistemini harekete geçirir. Gıdalara karşı duyarlılık normalde zararsız olarak bilinen besinler tüketildiğinde dahi meydana gelebilir. Savunma sisteminin harekete geçmesi uzun vadede kronik hastalıklara yol açarak ruh ve beden sağlığını bozar. Son yapılan çalışmalarla bilim adamları gıdalara karşı duyarlılığı çeşitli hastalıklarla bağlantılı olarak değerlendirilmektedir.

-Gasrointestinal ( mide bağırsak) sistem rahatsızlıkları:

- Kronik yorgunluk sendromu

- Tip II diyabet

- Fazla ve aşırı kilo (obezite)

- Fibromiyalji

- Romatizmal hastalıklar

- Eklem rahatsızlıkları

- Nörodermatit ve sedef gibi cilt hastalıkları

Bu hastalıklar kroniktir, şöyle ki uzun süre ve sinsice vücudu kemirir. Bazılarını neredeyse bir ömür boyunca ayırt edemiyebilirsiniz. Bu hastalıkların sebebi besin duyarlılığı olablir. Tüketiğiniz ve duyarlı olduğunuz gıdaların olumlu olmayan etkileri 8 ila 72 saat sonra baş gösterir. Örneğin Çarşamba günü yediğimiz bir elmanın sebep olduğu mide-bağırsak sorunları bazen Cuma günü ortaya çıkabilmektedir. Bu süre içinde bAşık Olmaya gıdalarda tüketmiş olduğunuzdan size hangi gıdanın dokunduğunu anlamanız hemen emen imkansızdır. ImuPro işte burada devreye girer: Bu kan testiyle hekim bünyeye dokunan duyarlı olunan besinleri her hasta için özel olarak tespit edebilir. Burada 270 farklı gıda ve katkı maddesi detaylı analizle tek tek incelenir. Bulgular her hastanın kişisel gıda bağışıklık profilini oluşturacak şekilde değerlendirilir.

Daha sonra genellikle beslenme ve diyet uzmanı tarafından düzenlenen beslenme tablosu ile günlük programı düzenlenir ve bireyin yaşam kalitesi ve sağlığı arttırılmaya çalışılır.

Gıda intolerans testi yaptırmanın faydaları nelerdir ?

Eğer bu test yaptırlılırsa sonuçta süte karşı toleransınız var ve bu kaynaktan kalsiyum sağlayamıyorsanız yerine alternatifleri ve tüketilecek miktarları öğrenebilirsiniz.

Genel önerilerin yanı sıra test raporu doğrultusunda kendisine dokunan besinleri tüketmekten vazgeçen kişini hayat kalitesi yükselmektedir.

ImuPro prosedüründe alınan kan örneğinin bu sistem için özel olarak kurulmuş bir laboratuarda teste tağabey tutulması ile başlanır. Çıkan sonuca göre bireye özel bir rapor ve özel hazırlanmış bir beslenme planı çıkarılır. Burada amaç beslenme alışkanlıklarını değiştirmek ve test sırasında bireyde sağlık sorunu yaşanmasına sebep olan ve tespit edilen gıdaları beslenme planından çıkartmaktır. Böylece bağışıklık sisteminizin yükü hafifler kronik hale gelmiş rahatsızlıklarınız ayırt edilir bir düzelme gösterir. Hatta tamamen ortadan kaybolabilir.

Örnek olarak askerlikten muaf tutulan Çölyak hastalığı bir gıda duyarlılığı hastalığıdır. Gluten içeren besinlerden uzak durulduğu sürece bu hastalığın semptomlarını engellemek mümkündür. ELISA tabanlı ImuPro testi size glutene duyarlı olup olmadığınızı bir ön test olarak söyleyecektir. Duyarlılığınızı önceden bildiğiniz takdirde daha sonra kesin teshis yaptırmanız mümkündür.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Türkler Google’da en çok Facebook’u tıklıyormuş…”İnteraktif Türkler 2009”

İnternette – Google’da Hiperaktif Türk’lerden sonra ”İnteraktif Türk” olmak çok moda ama YouTube ve Twitter’da değil, Facebook’ da…

(İNTERNETKOLİK TÜRKLER)

İnternet kullanıcılarının yaklaşık yarısı her gün ortalama 5 saatin üzerinde, dörtte biri ise haftada 50 saatin üzerinde online olurken, internet kullanımında e-posta, anında mesajlaşma (IM) ve oyun ön plana çıkmış.. (Kısacası ”internetkolik” olmuşuz.)

1948 kişinin katıldığı tamamen dijital bir anketin sonuçlarını okuduğumda hayatımızın çoğunun bilgisayar ekranı karşısında geçtiği veriler halinde gözlerimin önündeydi…

İnteraktif pazarlama ajansı Adinteractive ”İnteraktif Türkler 2009” araştırma raporu:

Katılımcıların yüzde 75,4′ünü ağırlıklı 18-35 yaş aralığındakilerin, yüzde 67′sini üniversite düzeyindekilerin, yüzde 43′ünü de kadınların oluşturduğu (hımm güzel. Daha da çoğalmalıyız) araştırma sonuçlarına göre, internet ağırlıklı olarak, e-posta, IM ve oyun amaçlı kullanılıyor.

Ankete katılanların yüzde 49,5′i her gün ortalama 5 saatin üzerinde internette vakit geçiriyorken, yüzde 25,1′i haftada 50 saatin üzerinde online olmaktadır. (kireçlenmeler hat safhada demek oluyor yani)

İnterneti kullananlar içinde e-postayı kullananların oranın yüzde 83,9 olarak belirlenirken, katılımcıların yüzde 50′si sürekli bu hizmetten yararlandığını ifade ediyor. (Kuyruğumuz oldu internet)

İnterneti yüzde 91,3 oranında chat, sohbet amaçlı kullananların ise yüzde 48′i fırsat buldukça, yüzde 20′si akşamları, yüzde 16,6′sı ise sürekli olarak bu hizmetten yararlanıyor. (hala chat cut yapan var mı allesen?)

Sosyal topluluk siteleri ağırlıklı öğlen kullanılıyor

Sosyal topluluk siteleri kullanıcılarının oranı ise yüzde 57,9 olarak belirlendi. Bu kullanıcıların yüzde 40,3′i öğlen, yüzde 17,3′ü ise akşam saatlerinde bu siteleri ziyaret ediyor.

İş amaçlı interneti kullanan yüzde 47,3 oranındaki katılımcının büyük bir kısmı sürekli olarak internetten bu amaçla yararlanıyor. (benide dahil edin)

Bilgi, haber alma amacıyla internet kullananların yüzde 35,9′u sürekli, yüzde 29,7′si fırsat buldukça interneti kullandığını belirtiyor.

Yüzde 67 oranına sahip olan, oyun ve eğlence amacıyla internet kullananların yüzde 49,7′si fırsat buldukça, yüzde 20,9′u ise akşam saatlerinde internetten yararlanıyor.

Araştırma sonuçlarına göre internet, ders/ödev, müzik dinleme ve indirme, film indirmek ve izlemek, arkadaşlık amaçlı da kullanılıyor. (keşke hep bu amaçlar için kullanılsa internet)

Bankacılık işlemlerini internetten yapanların oranı yüzde 35 (iyi bile)

Bankacılık işlemlerini internetten gerçekleştirenlerin oranı yüzde 35 iken, bu kullanıcıların yüzde 37,6′sı sürekli, yüzde 21,9′u sabah, yüzde 16,4′ü ise öğlen saatlerinde işlemlerini yapıyor. Kamu hizmetleri işlemlerini internet üzerinden gerçekleştirenlerin oranı da yüzde 18,4 düzeyinde. (Henüz tam güvenilir değil. Emin olunsa bile bu oranın artacağını sanmıyorum)

Blog kullanıcılarının oranı yüzde 12,7, (daha fazla olacağını tahmin ediyordum) forum kullanıcılarının oranı da yüzde 18,8. (şimdilik insanların insanca tartışmayı öğrenebilmesi açısından buda birşeydir.) İnterneti ticaret amaçlı kullananların oranı yüzde 9,3 olurken, bunların yüzde 70′i sürekli olarak, yüzde 18,7′si ise fırsat buldukça bu hizmetten yararlanıyor. Yüzde 33,4 olan internet üzerinden alışveriş oranının yüzde 62,6′sı sürekli, yüzde 13,5′i akşamları interneti bu amaçla kullanıyor. (Bu alışveriş işinin gittikçe artacağına inancım sonsuz.. Çarşı pazar diye bir şey kalmayacak onların yerini sanal ”Çarbamba Pazarı” alacak)

Arama motorları dışında en sık ziyaret edilen adres:

Ankete katılan kullanıcıların arama motorları dışında en sık ziyaret ettiği adreslere bakıldığında ise Facebook birinci sırayı aldı. (Neden?Çünkü; orada her şey var. Anladınız siz onu)

Araştırmada reklam içerikli e-mail tıklanma oranlarına bakıldığında, en son gün içinde bir reklam içerikli e-mail’e tıklayanların yüzde 36, son birkaç gün içinde tıklayanların ise yüzde 24,5 oranında olduğu görülüyor. (eskiden yazılan tebrik kartlarının yerini bundan sonra e-mailler aldı.. Bakalım e-malin yerini ne alacak?)

SMS gönderimi

Araştırmaya katılanların yüzde 98,5′i cep telefonu sahibiyken, yüzde 1,5′i cep telefonu kullanmadığını belirtiyor. (acaba hesaba kattılar mı iki telefonlu, 3 telefonlu olanları? Dünyanın hiç bir yerinde yoktur bizden bAşık Olmaya 7′den 77′ye cep telefonu kullanan bir ülke olsun?) Cep telefonuyla internete düzenli olarak girenlerin oranı yüzde 41, lokasyon bazlı uygulamaları kullananlar ise yüzde 23 düzeyinde. (bazen gerekiyor harika bir yenilik)

Ankete katılan kullanıcıların yüzde 49,5′i cep telefonlarına gelen indirim, promosyon mesajlarını faydalı bulurken, katılımcılar kendilerine atılan SMS’lerde yüzde 44 oranla promosyon ve indirimlerin duyurulmasını istiyor. (ben şahsen nefret ediyorum.. Bana reklam mesajları geçmeyin kardeşim. Kendimi dilenci vapurunda sanıyorum… İyi hoş da siz dilenci vapurunun yerini tutmuyorsunuz ki o nostaljinin tadına varayım..)

"Cep telefonunuza hangi sıklıkla müzik, resim, oyun ya da uygulama indirirsiniz?" (Telefonumu değiştirdiğimde mecburen indirmek zorunda kalıyorum.. Ben şahsen..) sorusuna yüzde 39 "asla" yanıtını verirken, yüzde 35,5′i "nadiren", yüzde 13,5′i "mecbur kaldığında", yüzde 12′si "sıklıkla" cevabını veriyor.

Araştırma sonunda ankete katılan kullanıcıların cep telefonlarını konuşma dışında kullandıkları fonksiyonlar; yüzde 92,5 SMS gönderimi, yüzde 77,5 fotoğraf çekimi ve yüzde 48,5 uygulamalar, yüzde 44,5 radyo dinleme, yüzde 41,5 internete bağlanma, yüzde 36 oyun oynama, yüzde 33 MMS gönderimi, yüzde 14 GPS navigasyon şeklinde sıralanıyor. (Oyun oynama hariç, hepsini gerektiğinde kullanıyorum.. Yoksa ne diye taşıyayayım cebimde bu aleti? Hemde kanser tehlikesine karşı!)

İnteraktif TV

Ankete katılanlar arasında interaktif TV sahibi katılımcıların yüzde 98′i ev, yüzde 2′si işyerinde interaktif TV kullanıyor.

En çok izlenen yayınlar yüzde 73 ile ulusal kanallar olurken, şunu haber kanalları, film-dizi kanalları, spor kanalları izliyor. (Çevremden takip ettiğim kadarıyla bir tek maçlar izlenilmeye çalışılıyor.)

"Televizyonda genelde hanginizin istediği kanal açık olur?" sorusuna katılımcıların yüzde 68′i "benim" yüzde 14′ü "eşimin" cevabını veriyor. ( Aaa mümkün mü bizim babamızın elinden almak TV. kumandasını Allah korusun.. Onun için gerekmedikçe hiç izlemiyorum sadece ailece izlediklerimize katılıyorum) Katılımcıların yüzde 33′ü TV’yi tek başına, yüzde 31′i ise ailece izliyor.

Adinteractive’in Kurucusu ve Başkanı Köksal Abdurrahmanoğlu araştırmaya ilişkin değerlendirmesinde, müşterilerine hiç olmadıkları kadar yakınlaştığını hisseden markaların pazarlama projelerini giderek daha ucuz ve daha verimli bir alan olan dijital tarafa kaydırmaya başladığını, geleneksel pazarlamanın pastadaki payı azalırken dijital ve interaktif projelerin sayısının katlanarak arttığını vurguladı.

Abdurrahmanoğlu, "Krizde bu mecraya yatırım yapan markalar hem krizden daha az etkileniyor hem de rakipleri karşısında büyük rekabet avantajı sağlıyor" dedi. (Bu araştırmayı ypan ”Adinteractive” şirketine ve Başkanı Sayın Köksal Abdurrahmanoğlu Beyefendiye çok teşekkür ederiz..) Kaynak: Vatan

Ne diyelim Hiperaktif Türk’lere de ”İnteraktif Türk” olmak yakışır…

Bu haberi boşuna almadık sayfamıza onun için beni bolca TIK’layınız canlarım.. Ben kim miyim? Sabiha Rana :)

”Melekler yüreğinizden öpsün” http://blog.milliyet.com.tr/sabiharana

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Türk insanının edebiyata ve kitaplara olan ilgisi malumunuz.

Yıllık zaman diliminde Japonya’da kişi başına 24, Fransa’da 18, İngiltere’de 12 kitap düşerken Türkiye’de bir kitaba 12 bin 89 kişi düşüyormuş!

İstatistikler ortada. Kitaba olan ilgimizi ve sevgimizi de her birimiz bilir düzeydeyiz. Kaçımızın evinde büyüklerimiz akşamları kitap okudu da bizler onlardan kitapları gördük? Eminim büyüklerinin elinde kitap görenlerin sayısı azdır. Ya kütüphaneye giden kaç kişi var? Orası da ayrı bir muamma.

Dünya klasiklerini, Türk klasiklerini okumayan onca genç varken kaçımızın annesi babası bu klasikleri okudu acaba? Büyük okuru olmayan toplumun küçük okuru olmayacağı gibi küçük okuru olmayan toplumun ileriki zamanlarda okur olması da pek mümkün değil.

Birçok Türk edebiyat ürününü dizilerde ya da filmlerden takip ederek fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Yaprak Dökümü’ydü, Aşk-ı Memnu’ydu derken reytinglerde tavan yapan diziler sayesinde biraz olsun bu yapımların asıl sahibi olan kitaplarla tanışıyoruz.

Bir dönem Adnan Menderes’li, darbeli yılları izlediğimiz diziler varken hala bu ülkede asılan başbakan olduğunu bilmeyenler vardı. Dizilerin yakın tarihimiz konusunda bizlere bir şeyler kattığı yadsınamaz bu haliyle.

Birçok üniversite öğrencisi yakın tarihi hakkında balaka sahibi değilken, kitap okumak yerine dizi ve filmlerden öğreniyor geçmişini. Hiç öğrenmemesinden iyidir diyebiliriz ama kitaba olan bakışımızı da sorgulamak lazım her seferinde…

Yerlerden Nişantaşı

Yerlerden Nişantaşı. Ünlü bir kitapevinin önü.

İki iyi giyimli genç kız kitapevinin vitrini önünde sohbet ediyorlar.

- Aaaaa baksana!

- Ne oldu, neye bakayım?

- Aşk-ı Memnu tutunca, herkes izleyince kitabını da çıkarmışlar!

- Türklerin ticari zekası hayatım bir şey tutunca hemen yaparlar…

Sohbet ne kadar içten değil mi?

İki yurdum genci Nişantaşı’nda bir kitapevinin vitrininde gördükleri Aşk-ı Memnu kitabını dizinin çok izlenmesinin ardından yazıldığını sanarak konuşuyorlar.

Oysaki Yaprak Dökümü de Aşk-ı Memnu’da yıllar yıllar önce yazılmış eserlerdi.

Gençliğin hali perişan, size aktarmak istedim. Yorum sizin…

Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU

Abtokmakoglu@gmail.com

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Ülkemiz her geçen gün yaşanan olaylarıyla bizleri şaşırtmaya devam ediyor.


Her yeni güne başlarken acaba bugün ne olacak da, şaşıracağız, güleceğiz ya da çıldıracağız diyerek düşüncelere dalıyoruz.


Türk mahkemelerinin özellikle bilişim suçları konusundaki bilgisizliği alınan kararları da ister istemez tartışmaya sürüklüyor. Yabancılara Türk adalet sisteminin aldığı kararları anlatmak zorlaşırken; dünya Türkiye’ye gülüyor. Hem de ne gülme! Tüm dünyaya rezil oluyoruz.


Önce youtube.com’un yasaklanması ile başlayan süreç, ardı ardına binbir sitenin karartılması ile devam etti. Türkler yasakları sevmez sözü de bu anda kendini gösterdi. DNS ayarları ile oynayan her internet kullanıcısı sözde yasaklanan bu siteleri her gün kullandığı bilgisayarından görüntüler oldu.


Mahkemelerde karar verenler aldıkları erişim yasağı kararı ile olayın çözüldüğünü düşünürken işin öteki yanında sayfa görüntüleyenler her çözüm yolunu bularak internete getirilen kısıtlamaları kaldırmaya çalışıyorlar.


Hala interneti yasaklayan bir ülke olarak kendimizi ancak Çin, İran ya da Afganistan gibi ülkelerle bir tutuyoruz. Demokratik ülkelerde insanların aklına böyle bir karar alınacağı gelmez bile…


İnternet oldukça geniş bir yelpazede yayın yapan bir dünya. Tıpkı yaşadığımız dünya gibi. Her çeşitli sakıncalı, kötü görüntü ve bilgiler olduğu gibi, insanı iyiye yöneltecek balaka ve paylaşımlarda var. Bunun kararını mahkeme koridorlarının değil, interneti kullanan insanları vermesi gerekli…


Ben yasakladım oldu anlayışı demokratik bir düzene sahip olduğu iddia edilen ülkemiz için çok da gerçekçi görünmüyor. Youtube yasağı ile ilgili görüşlerine başvurulan Başbakan Erdoğan bile “ben giriyorum siz de girin” demişti.


Farm Ville Yasağı


Yasaklar ülkemizde yaygınlaştıktan sonra küçük bir yama alarak bilgisayarıma kurmuştum. Bu yama sayesinde DNS ayarlarım yurtdışındaki bir internet kullanıcısının ayarlarına çevrilmiş kendi ülkemden internete bağlandım belli olmuyordu. Bu sayede Türkiye’deki kullanıcıların görmediği tüm içeriği İtalya’daki bir vatandaş gibi görüntüleme şansım oldu.


O yüzden youtube açılmış, kapanmış gibi derdim hiç olmadı. Her an bilgisayarımdan her çeşitli siteye ve programa erişimim olduğundan facebook kullanıcılarının ilgiyle oynadığı Farm Ville’in yasaklandığından da ancak yazılı basın aracılığı ile haberdar oldum.


Bir facebook kullanıcısı olarak günün belirli saatleri ilgiyle oynadığım oyunun hiçbir kabul edilebilir gerekçe sunulmadan yasaklanmış olmasını oldukça komik buluyorum.


“5651 sayılı yasa uyarınca katalog suçlar kapsamında yapılan teknik inceleme ve hukuksal değerlendirme sonucunda; bu internet sitesi (zynga.com) hakkında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın 02.10.2009 tarih ve 421.02.02.2009-272446 numaralı kararı gereğince İDARİ TEDBİR uygulanmaktadır.


Gibi bir açıklama ile oyununa ulaşamayanların halinden de iyi anlıyorum.


Bir bilgisayar oyununa erişimi yasaklamanın nasıl bir mantığı olabilir anlam veremiyorum.


Türk yargı sisteminin bir an önce bilişim suçları ile daha detaylı bir yasa taslağına ve bilirkişiye gereksinim duyduğuna adım gibi eminim.


Yasaklarla bir yere varılamayacağının farkına varmak lazım.


Diktacı ülkelerden ne farkımız var?


Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU


Abtokmakoglu@gmail.com

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Onun sayesinde balaka toplumu olma yönünde ilerleme , gelişme göstermekteyiz değil mi?


Günümüzde her şey internet, her şey bilgisayar olmuş durumda. Hatta günlük konuşmalar da bile bilgisayar terimleri ile olmaya başladı. Sanallaşmaya, sanallaştıkça duygusuzluğa sürüklenmeye başladık.


İnsanlar arkadaşlığı, sosyal olmayı, aşkı, sevgiyi kalvyelerin üzerinde aramaya başladı. Birbirlerine yapay çiçekler göndererek, yapay gülücükler atar oldular


Halbuki yolda geçerken sağında solunda yeni açmış bir çiçeği, bir fidanı, doğanın kokusunu hissetmek, ondan haz almak varken….


Sıcacık, duygu dolu bir öpüşü, bir sevgi sözcüğünün yerini klavyeden basılan tuşlar aldı. Yağmurun kokusunu duyabilir misiniz peki? Toprakla buluşmasını hissedebilir misiniz tuşlarda?… Amacının dışında saatlerini geçirdiğiniz, harcadığınız zamanı geri getirebilir misiniz? Sevginiz yanındayken uzaklaştığını görebilir misiniz peki? Aşık olduğunuzu düşündüğünüz insanın o yakın temasını, gözlerini gözlerinizde hissedebilir misiniz tuşlarla? Ya da size ihtiyacı olan dostunuzun ellerini tutabilir misiniz klavyenizle?


İnsan hayatını pek çok anlamda kolaylaştıran, istediğiniz her bilgiyi bulabildiğiniz, dünyayı bir tuşla önünüze seren internet duygularınızı yok etmesin. İnsan olduğunuzu unutturmasın


http://www.turkiyeinternette.com/haber/6866-makale-teknoloj-ve-duygular.html

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

geçenlerde bir dergide gördüm söylediklerine göre insan beyni bilgisayar ile kıyaslandığında 10 ile 40 mhz arasında degişen hızlara sahipmiş bu kişinin o zamanki psikolojisine uyku düzeyine hayat şartlarına gore degişiyormuş.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Biliyorsunuz ki, bundan sonra Twitter ‘dayım, ama bu Twitter bizde yaygın değil, onu anlıyorum ben. Çünkü mesela bul diyorum, Hotmail listemden bir kişi bile Twitter ‘da görünmüyor. Bu da pek yaygın olmadığını gösteriyor. Facebook hesabımı pasif hale getirdim, kullanmıyorum, pek hazetmiyordum zaten. Yeni insanların Twitter sayfalarını bulayım diyorum, bakıyorum her birimiz aynı isimleri takip ediyoruz. Ahmet Hakan’ı takip etmeyen yok gibi, zaten Twitter’ı en etkin kullanan isim, öteki yanda Cüneyt Özdemir de gayet iyi, Elifkey rumuzlu kullanıcı kimdir bilemiyorum, bende takip ediyorum, en çok takip edilen isimlerden Ayşe Özyılmazel de öteki takip edilenlerden. Aslında bu biraz takip algısı evet herkesi takip etmek istiyoruz, bu dünyadaki herkesi ve o herkes de ben bile yapıyorum bazen otobüs kaçırmak uğruna Twitter’a mesaj yazıyorlar.


Birde Twitter da bulamadığım isimler var, bunlardan biri Güntekin Onay tez elden twittlenmesini bekliyoruz. Twittlenmek diye bir kelime icat oldu, bana biraz tavuklara özgü bir cümleymiş gibi geliyor. Banu Yelkovan’ın olması hoş, birde hem spor spikeri hem güzel kadın kontenjanından Burcu Esmersoy var. Nil Karaibrahimgil mesela Twitter da yer bulan isimlerden, bunun yanında Yekta Kopan oldukça popüler, ama neden popüler anlamadım. Bilmnediğim insanları takip etmek istemiyorum, şöyle ki sırf ünlü diye, mesela hiç stilini anlayamadığım Cengiz Semercioğlu’nu takip etmek gelmiyor içimden, aslında daha özgün vatandaşları takip etmek en akıllıcası. Ancak o konuda da sıkıntı var, pek özgün bir şeyler çıkmıyor, ancak bu Cem Garipoğlu’nun sucuk ekmek olayını birinci Twitter da görmüştüm. İçimden gelen şu ki, istiyorum ki herkes Twitter kullansın, 140 harfle dünyayı anlatsın, ama orada da ünlü hayranlıklarımız bitmiyor, ünlülerin peşinden gidiyoruz.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks
Sayfa 1 de 11