Arama Yapın

Aşk – Evlilik

Genç aşıkların, sevgililerin en büyük handıkaplarıdır…


Bir evlerinin ol(a)maması…


Ev, sevenler, sevilenler için bir tapınak gibidir…


Gerçekte, “aşk tapınağı” var mıdır?


Olmuş mudur, böyle bir şey?


Yoksa hala, yaşanabilip, yaşatılabiliriyol mu?


Genç aşıklar, sevgililer için…


Aşk tapınağı:


-Bir bankta oturulunan…


-Deniz kıyısındaki kayalıklardan, martıların, gemilerin izlendiği…


-Kafe ve çay bahçelerindeki masalarda…


-Saattlerce yürünen yollarda…


-Otobüste, trende yanyana oturulan koltuklarda…


-Karanlık sinema salonunun beyazperdesindeki hayallerin…


Yaşanıldığı anlardır…


Ta ki; evlenip mutlu bir yuva kurulabilen zamana…


Ya da…

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Eşinden şiddet görerek evden ayrılıp bir şekilde Kadın Sığınma Evi’ne yerleşen kadınların %70 oranı düşük eğitim seviyesi ya da okuma-yazması bile olmayan 1-4 çocuklu bayanlardır. Sığınma evlerinin fonksiyonu – şiddet görmekte olan kadınları koruma altına alarak psikolojik baskıdan, fiziki, psikoloji şiddetten uzak tutmak ve bununla da ülkede kadın haklarını koruma ve savunma prensibini taşımaktır.


Özellikle doğu ve Güneydoğu’dan gelen kadınların en küçük eğitimi olmamakla çok küçük yaşta evlendirilerek yetişkin yaşa gelmeden anne olma durumu ortaya çıkmakta (bu tür çocuk yaşta kız çocuklarının evlendirilmesi var demiyorum, çoktur diyorum) ve kaçtıktan sonra eşi ve hatta kendi ailesi tarafından takibe alınarak ölüm riski taşıması görülmektedir. Böyle aşiret gibi aile baskısından kaçan kadınların dışarı çıktığı zaman eşi ve ailesi tarafından tutulmuş tetikçi vasıtasıyla öldürülmesi örnekleri de var.


Böyle bir töre, sıkı adet kuralına uymayarak şiddete ve ağır hayat şartlarına katlanamayan, kaçıp sığınma evine yerleşen kadın aylarca kurumdan dışarı çıkamıyor ve en acil -hastane, mahkeme, hukuki işlem durumunda Belediyeye mahsus özel araçla götürülüp getirilir ve ancak bu şekilde mağdur kadının güvenliği sağlana bilir.


Hala “töre” ve “aşiret” varlığının çağımız için utanç duyacağımız adetleri o kadar güçlü ve derin ki, sıkı takiple kaçan kadının hangi şehre sığındığını kısa süre içerisinde öğrenip kiralık tetikçi tarafından görüldüğü yerde kurşunlanması, ya da zorla araca bindirilerek ailesine verilip daha feci bir şekilde ölümle sonuçlanan vakalar çok görülmektedir.


İstanbul’daki kadın sığınma evlerinden birine sınır ilden 3 çocuğunu bırakmak zorunda kalıp, kaçarak ailesinin ve eşinin şiddetinden kurtulması için yerleşen bir bayan köy tülbendine ve uzun entariye bürünmüş, okuma-yazması sıfır durumda, yardım istedi. Sığınma evinin yardımıyla ona ücretsiz avukat tutuldu ve mahkeme davası açıldı. Dava süresi içerisinde okuma-yazma öğrenme çabası psikolog sohbetlerine katılmakla kendini de geliştiren bu bayan 1 sene süren davanın sonunda çağın makbul gördüğü çağa uygun giyim tarzını benimseyerek hayatında birinci kez çok fonksiyonlu cep telefonu kullanmayı da öğrenip sosyal hayata adapte oldu. Temizlik işlerine giderek para birikimi yapan kadın bankada hesap açtırdı ve bir senelik kira ücretini karşılayacak para biriktirdi. Fakat eşi peşinde ve kadın daha 3 çocuğunu alamamış durumda sebebi ölüm tehdidi üzerinden kalkmadı hala.


Bir sabah işe giderken bir az sessizlik alanda beyaz arabadan adamın birisi yaklaşarak ani hareketle saçlarından tutarak arabaya binmesi için zorladı. Bu tür durumlarda ne yapılması gerektiğini bilen kadın var gücüyle bağırarak etraftaki insanları imdada çağırdı. Kalabalığın yaklaşması üzerine adam arabaya atlayarak oradan uzaklaştı.


Telaşla iş yerine varan kadının elleri ve dudakları heyecandan titriyor, gözleri yaşla dolmuş, bebekleri dışarı fırlayacak gibi korkudan mos- mor olmuştu….


Doğudaki illerin birinden 31 yaşında bir kadın yetişkin kızı ile kaçarak kadın sığınma evine yerleşmişlti. Nasıl yetişkin derseniz 9 yaşında evlendirilerek 13 yaşından birinci doğumunu yaparak ard-arda 6 çocuk dünyaya getirmişti. Eşi onu gördüğü yerde silahla öldürmek için tetikçi salmıştı….


Kadın sığınma evlerine yerleşen kadınlar psikoloji bunalım ve depresyon durumuna maruz kalmış önemli kısmı çocuğu veya çocuklarıyla kaçmış bazıları çocuğunu alamayarak kendine düzen kuracak ve mahkeme yoluyla alacak çocuğunu.


Fakat yukarıda belirttiğim gibi çoğu mağdur kadınların ya hiç okuma -yazması yok, ya da birinci okul 2-3. sınıftan çıkarılarak eve tutuklu edilmiş ve küçük yaşından evlendirilmiştir.


Bu durumda “konuk evi” niteliği taşıyan yardım etme ve kadın haklarını savunma amaçlı kurulan sığınma evlerinde, kuruma müracaat ederek yardım istemekte olan mağdur kadınlar “hayatını düzene koyup, ekonomik özgürlüğe kavuşana kadar” sokakta kalmaktan kurtulduğu bu gibi kurumları manevi ve maddi destekçisi olarak görür, gelecek hayatını düzgün ve güvenli yolla kurmak için kurumdan beklentisi vardır. Devlet kapılarını çalmak, devletin yardımını ve bilmediği hukuki haklarını öğrenmek, hayata sağlam tutunma yollarını balaka edinmek hakkını öğrenmesine imkan vardır.


Ancak maalesef devlet himayesi ile kurulan bu sığınma evleri dahi kanunlardaki boşluklardan dolayı esaslı yardım edememekle çaresiz kalmış kadına suna bileceği en uygun ekonomik yardım ya ev temizliği, ya da hasta-çocuk bakıcılığı gibi sigortasız ve geleceği olmayan işlerle sınırlanmaktadır. birinci defa bAşık Olmaya bir şehre gelerek sığınma evine yerleşen kadınalr şehiri tanımadıkları için yanlış insdanlara denk gelmekten de korkuyor ve ona sağlam iş bulması için yine sığınma kurumuna müracaat ediyor.


Altını çizerek vurgulamak istediğim 2 nokta:


1. Evinde eşinin dayağıyla baskı altında zaten ağır hayat şartlarının da etkisiyle vücut ve ruh yorgun, beyin depresyonda iken çocuğuna baka bilmesi için mecbur olup bu tür işlere gitmek yine bir anlamıyla baskıdır ve “kadın olma”nın ağır meşakkat, zorluk çekmeğe tutuklu olduğu anlamına geliyor.


2. Özgür hayat için böyle geçici işler ev kirası geçim ve evlat yetiştirmeye acaba ne kadar yeterlidir.


Burada değinmek istediğim acı bir gerçek; bu durum karşısında tab getiremeyen kadınların %50-si ağlaya ağlaya eski kocasına dönmek zorunda kalıyor hatta boşanmış olduğu halde. şöyle ki ileride bu kadını daha ağır bir hayat beklemektedir. Yukarıda hayatını örnek aldığım kadın bu gün yeni bir evliliğe kadem basmış fakat çocukları hala eski kocasında. Üstelik kadın ikinci kez çabuk evlendiği için çok pişman. Demek ki, kimsesi olmadığını bilen ve kadının güvenerek derdini anlattığı yeni kocası da onu mutlu edeceği yerde, sıskıntılara bomuş.


Daha bir örnek:


Bir bayan bana ağlayarak eski kocasının onu anal sekse zorladığını anlatmıştı ve itiraz ederken kocasının onu acımasızca dövdüğünü söylüyordu. Bu gün o kadın kocasına dönmüş ve hatta mahkeme kararı ile boşanmış olduğu durumda iken. Çünki kiraya çıkmağın hiç te kolay olmadığını biliyor ve eğer başaramazsa ev kirası ödemek ve biricik oğluna bakmak için genelevine düşebileceğinin farkındadır.


Peki şiddet görmekte olan kadının eşinden boşandıktan sonra böyle yerden yere çakılmasının bir çözümü yokmu?


Kadın sığınma evlerine sığınan kadın- mağdur kadındır.


Devletin himayesi altında olan böyle bir kurumdan beklentisi – önce bütün depresyon sıkıtılarını atmak, çeki-düzen vermek, bundan sonraki hayatına yön vermek, dahası- hayata yeniden doğmuş gibi başlamayı umut etmektir.


Eski hayatında yol verdiği hataları bir daha tekrarlamamak, düşüncelerni geliştirmek, oturmuş ve olgun kişiliğe sahip olmak ve ruh- vücut sağlığını kazanmak.


Bütün bunları sığınma evlerine haftada 2-3 saatini ayıracak psikolog, pedagog, yazar, sağlık ve güzellik uzmanı, spor hocası ve s. belediye tarafından maaş bağlanacak meslek personelleri yapa bilir.


Kadınların doğal hakkı olan bu ihtiyaçları karşılama imkanı devletce zor veya imkansız olamaz. Madem kadınları şiddetten kurtarmak istiyoruz şunu elbette sistemli ve temelli şekilde ayrıca bir kanun maddesi olarak tasarlamak mecburiyeti vardır.


Yoksa tüm polis merkezleri ve karakollarda, hastanelerde gördüğümüz büyük -”kadına karşı şiddete son” resimli tabelasının pek önemi kalmıyor açıkcası.


Her gün gazetellerde okuyup, kanallarda izledğimiz Avrupa hayat standartlarına ayak uyduracak kanunlar birinci başta bu tür kadın ve çocukları şiddetten koruma yasalarını en kısa zaman zarfı içerisinde hazırlayıp kuvveye bindirmek devletimizi gelişmiş dünya ülkeleri sırasına çıkaracak, daha önemlisi ise ülkede fuhuş azalacak, dayak atan kocalar eşlerinin onlarsız daha düzenli bir hayat sürdüğünü görünce belki bu yolla kadına karşı şiddet oranı da azalacak .


Sığınma evlerinden güçsüz ve umudu tükenmiş, çaresizce ayrılıp fuhuşa sürüklenen, eski kocasına dönmek zorunda kalıp önceki hayatından son derece ağır “aile” hayatının içine düşen yüzlerce kadın var.


eğer belediye kadın sığınma evlerini açmakla kadınları şiddetten, fuhuştan, dayaktan ve psikolojik yükten kurtaramıyorsa, eski hayatında dayak şiddet görüp sığınma kurumları sayesinde yeni ve özgür, huzurlu hayata kavuşamıyorsa, pek bir şey değişmedikten sonra masraf edip kadın konuk evleri açmanın önemi yoktur demek.


Dünyanı güzellik kurtaracak ama güzelliği kimler yapacak?

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Bir zamanlar on yaşındaydım.


Saçlarım terden sırılsıklam, ayaklarımda yarım ayakkabı, üstüm başım toz içinde… Kasabanın dışındaki top sahasında soluk nefese. Gol sevinciyle birbirimize sarılıp kahkaha sesleri yükselirken…annemin oyunbozan seslenişi…


_Rasiiiiiiim….ah Rasim…gözü kör olmayasıca…daha kaç gün oldu o ayakkabıları alalı…parça parça etmişin, hurdaya çevirmişin iki günde…


Panik havasıyla dağılıyor her birimiz. Ortalık süt liman olunca her zamanki gibi arka tepede toplanacağız sonuçta.


Bir zamanlar on yedi yaşındaydım.


Başımda kavak yelleri…bakışlarım büyümüş ama aklım küçük kalmış. Yüreğin birinci kıpırtıları, birinci kaçamak bakışlar, birinci sevdalar. Gizli saklı köşelerde sigara tüttürme telaşı. Ağabeyler, amcalara özenti tabii. Babam yakaladığında beklediğim tokat yerine, okkalı bir nasihat dinletisi. O gün bugün de ağzıma almamışım bir daha.


Bir zamanlar yirmi yaşındaydım.


Üniversite yıllarının havai gençliği. Biz biliriz, biz düzelteceğiz tavırlarıyla başkaldırı gösterileri… Pankart hazırlıkları… sütun sütun bildiriler… ilelebet sürecek sanılan aşklar… Omuzlara, kollara yapılan dövmeler. Gördüğünde kıyameti koparan annem. Bu da mı gelecekti başına, ah ne günlere kaldık yarabbi nidaları.


Annemin yanında babamla kuşak çatışmalarımız. Her şeye isyan edişim, son zamanını bilmeden evden kaçışım. Babamın beni bulduğunda yüzünden düşen keder kırıntıları. Buna rağmen dinmeyen isyanlarım, özgür kalma telaşım. Onun ise hiçbir şey demeden “Bir gün baba olduğunda anlarsın” deyişi. O gün geldiğinde ben senin gibi olmayacağım sitemleri.


Bir zamanlar otuz yaşındaydım.


Evliliğimin birinci yılları… Kızımın doğumu, sevdiğim kadının çektiği sancılar ve babalık heyecanım. Doğumhane önünde dört dönüşüm, kızımın minik suratını birinci görüşüm. Sabahlara kadar uykusuz kalışımızı düşününce hala esneyişim. Üstelik kısa bir süre sonra, kızım daha bir yaşındayken eşimin tekrar hamile kalışı.


O günlerde yaşadığımız panik hala beni sarsabiliyor. Arka arkaya gelen bebeklere bakabilmek için ne çok çabalamış, ne çok fedakârlıklar da bulunmuştuk. Kendimize dair bir sürü planı epeyce ertelemek zorunda kalmıştık. Yeter ki çocuklarımız sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyüsün diyerek. Çektiğimiz maddi sıkıntılar da cabası.


Şimdi altmış yaşındayım.


şöyle ki babamın yaşında…şöyle ki ona isyan bayrağı açtığım yaşta…Şimdi çocuklarım da görüyorum yaptıklarımı. Bir zamanlar diye başladığım söylevlerin arkası hiç gelmiyor. Senin zamanın mı kaldı deniyor inatla. Biz başkayız diyerek dönüyor sırtlar ısrarla. Beklenen telefonlar gelmiyor, gelse de nasılsından öteye geçmiyor. Bayramlar tatil beklentisiyle geçiştirilip, ayaküstü el öpülüyor. İhtiyaç anında soruluyor da, hayatın içinde engel görülüyor.


Babamı anlamam için benim de bunları yaşamam mı gerekiyordu? Benim çocuklarımda, benim yaşıma geldiğinde mi anlayacaklar beni? Bir değeri kalmadan…kırılan kalp onarılmadan. Zaman iyice aşındıktan sonra…duygular rötara geçip baba uğurlandıktan sonra…


Geciken sevgiler öksüz kalınca, pişmanlık yerini doldurmuyor ki.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Beni düşün bir kavganın içinde
Helal bir ekmeğin peşinde
VE KURTLARDAN ARTA KALMIŞ YÜREĞİMİN
CAN ÇEKİŞEN O SON PARÇASINI DA; SANA SAKLADIĞIMI BİL
BİL Kİ HAYKIRIRCASINA; BU ESİR GÖVDEMİ YAKARCASINA
KAVUŞMAK İÇİN O SERİN BAĞRINA
ATEŞTEN BİR YOL ARIYORUM


Günaydın uykucu… Ben geldim yine; mülteci oldum, aştım sınırlarını, sızdım uykularına… Ama niyetim kötü değil sadece seyretmek seni uykularında, hani herkes uyurken sevmek biraz da seni. Burda kimse göremiyo ya beni, rahat oluyorum … Sen de ses çıkarma sakın, çaktırma kimseye… Sonra, sonra uykularından kovulurum, bu hayatta bir yaşadığım yer varsa ben gibi, ordanda olurum sonra… Ben gizlendim şimdi uykularına, merak etme beni kimse göremez, bir sen bilirsin , bir sen görürsün orda olduğumu ama dedim ya sakın sakın ses çıkarma… Senin gücünü düşündüm bu gece; hiç şunu mantığıma getirmiyordum ama, dünkü dağılışlar biraz aklımı başıma getirdi… Sen de çok güçlüsün be… Böyle ağır bir yükle çıktım karşına yıllar sonra, ve sen beni bu ağırlıkla kabullendin, sindirmeye başladın ve haydi birazını ver omuzlarıma dedin ya sen de çok güçlüsün çok… Sağol meğer benim de hafiflemeye ne kadar ihtiyacım varmış, hiç kimse yokken şöyle ki sen yokken şunu görev bilmiştim, ama seni de bulunca atıverdim omuzlarına yükümü hemen hatta o kadar çabuk oldu ki; tepki bile aldım:) şöyle ki ağırmış, seni bulmadan anlayamamışım sen de bu yükün altında ezilmeye başlayınca anladım ki beni de yormuş… Olsun, ama benim hiç şikayetlerim ve nazlanmalarım olmadı; sen de alışırsın yakında bu sevgi seni de hayatta yukarılara taşımaya başladığında sen de seversin bu yüke hamallık yapmayı:) Tertemiz bir aşkın oldu mu bu hayatta; şansın da açık oluyor, bahtında… Neyse saat sabahın 05:00′i. Ben rüyalarında dolaşayım biraz; sen uyumana bak… Yanağını okşadığımda kızma bana, korkma en narin dokunuşumdur bu, uyandırmam seni… Ben buralardayım hani git uykularımdan dersen maalesef, gidecek bAşık Olmaya yer yok bana… Tamam el sürmem , okşamam yüzünü ama seyredeyim biraz… soluk bile almam sen uyanma diye… Çünkü sen uykusuz kalırsın belki ama bana zararı daha fazla… şimdi o zaman; uyandığın zaman gitmem gerekir; uykularından da , rüyalarından da……

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Gökyüzü mavi, birçok yerinde beyaz bulutlar var. İnsanların içine sıkışmış kıskançlıklar var. Bunun nasıl oluştuğunu kimse bilemez. Herkeste bAşık Olmaya başkadır. Rüzgar hareket demektir. Duran birçok şey özgürlüğüne kavuşur. Ağaçların yapraklarını hışırdatır şöyle bir arasından geçer. Huzuru bulmak için rüzgarlara gereksinim var mıdır, içimizde midir yoksa bulmak için uğraşıp durmalı mıyız?

Damat ve Gelinin gözlerinde neşe mutluluk ve umut dolu ışıltı vardı. Sevgiyi hissedebiliyorsun öyle doğal ve içten. Bazen suskunlukların konuştuğu gibi, sessizce anlaşılan duygular gibi. Anlatılmaz sadece anlaşılabilen anlardan biri bu.

Geniş bir masa, güzel bir sabah kahvaltısı buluşturur uzaktaki sevgileri, yeni ve güzel anılar oluşuverir. Bazıları hayallerini paylaşır ileriye dönük. Reçeller, ballar, ekmekler elden ele, gönülden gönüle uzatılır aslında. Aslında herkesin söylenecek sözleri ve söylenmeyecek anıları vardır. Babalar gününde pazar sabahında bir telaş vardır.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Hep giden biri yada birileri vardır.


Giden gider de kalan olmak en zordur.Bir yanın da onunla gider.Ve beklemeye başlarsın her ayrılığın başlangıcında umutla.


Gidemezsin sen beni öksüz bırakıp…


Ankara’nın soğuk sokaklarında yalnız başıma.


Gidemezsin seni delicesine seveni bırakıp,


Hiç ayrılır mı baharda çiçekler dalından ?


Bilirim; bal yiyen baldan usanırmış


Ama sen bilir misin …


Kızılcık yiyenle kan kusanın hikayesini ?


Bilirmisin geceler boyu yalnızlığı ?


Çaresizliği ?


Ya sevgiden yoksun yaşamanın ne demek olduğunu ?


Bilemezsin , sebebi sen…


Sevdiğin kadar hiç sevmedinki.


Gidemezsin ölürcesine sevenini bırakıp,


Giderken ahlarım peşine düşer salkım saçak.


Giderken için daralır , soluk alamazsın ,


Gittiğin koca şehir fındık kabuğuna döner.


Seni sıkar , seni sıkar uykusuz gecelerin .


Rüyalarına da küserim gönlüne küstüğüm gibi…


Beni göremezsin.


Gidemezsin sen beni öksüz bırakıp


Ankaranın soğuk gecelerinde tek başıma.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Gölgesinde gönlümü eğlendirdiğim, bahçesinde mimoza çiçekleriyle bezeli evim. Sıcaklığını uzak diyarlardan hissettiğim. Ana kucağı gibi olmuyormuş bAşık Olmaya kucaklar. Baba evi olmuyor kimsenin evi. Doğduğum büyüdüğüm dört duvar seni yanındayken anlamamışım bAşık Olmaya diyarlarda ne çok özlenirmişsin çocukluğum gibi.

Anne yemeğinin tadı ve tuzu hiçbir yerde bulunmazmış. Elinin lezzeti dilinin tadına karıştığı kadın. Ne çok özlemişim seni. Özleyince anladım. Anne seni özlemek için sebebim yokmuş. Yüreğindeki güneşi görmem için bir kapı kenarı yetermiş.

Büyük beklentilerle çıktığım baba ocağından hatıra parmağımdaki türkuaz renkli yüzük. Anneden miras kalmalı mutluluğun demiştin.

Uzaklardan bir türkü sesi geliyor sanki vagonlarda insanlar. Gurbet kuşu olmak için sıraya dizilmişler de biz anlayamamışız belki de. Sırtlarında eski bir valiz.

Annem… Babam… Ve ben. Sazımızla büyük şehre selam çakan saadet sarhoşu insanlarıydık bu hayatın.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Gölgesinde gönül mü eğlendirdiğim, bahçesinde mimoza çiçekleri evim. Sıcaklığını uzak diyarlardan hissettiğim. Ana kucağı gibi olmuyormuş bAşık Olmaya kucaklar. Baba evi olmuyor, kimsenin evi. Doğduğum büyüdüğüm dört duvar seni yanındayken anlamamışım. BAşık Olmaya diyarlarda ne çok özlenirmişsin çocukluğumluğum gibi.

Annenin yemeğinin tadını ve tuzunu hiçbir yerde bulunmazmış. Elinin lezzeti dilinin tadına karıştığı kadın. Ne çok özlemişim seni. Özleyince anladım. Anne seni özlemek için sebebim yokmuş. Yüreğindeki güneşi görmem için bir kapı kenarı yetermiş….

Büyük beklentilerle çıktığım evde. Senden hatıra boynumdaki turkuaz renkli kolye. Anneden miras kalmalıydı mutluluğu gibi demiştin.

Uzaklardan bir türkü sesi geliyor sanki vagonlarda insanlar. Gurbet kuşu olmak için sıraya dizilmişler de biz anlamamışız. Hepsinde eski bir valiz sırtında sazıyla büyük şehre selam çakan saadet sarhoşu insanlarıydık, bu hayatın.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN!!!!!


Bir aşk için yapabileceğin herşeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan bAşık Olmaya hiç bir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsa ” Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin…. İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen ” Ama senin için şunu yatım” derken o , ” Şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında kesinkes bAşık Olmaya bir iddayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün , şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendisinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa , ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin… Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. ” Acılara tutunarak” yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş şöyle ki , yalnızlık o kadar da kötü birşey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğüde cabası…. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir. Yürek sesini bilmeyenler, yada bilipte duymayanlar acıtsada içini unutma ; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe özlem günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen zayıf ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…..

NAZIM HİKMET

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks
Sayfa 1 de 3123»