Posted on Ara 11, 2009

Bursa’da göçük ve Taşkın Koruma Seferberliği

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Çatalca, Trakya ve İstanbul’da yaşanan sel felaketi sonrası “taşkın koruma seferberliğine başlanacağını” söylemişti..
“Taşkın koruma seferberliği”ne başlanıp başlanmadığından haberim yok; bekliyoruz. Fakat şunu beklerken bir bAşık Olmaya felaketin yarattığı acıyla sarsıldık:

“Bursa’da göçük faciası
Bursa Mustafakemalpaşa İlçesi’ndeki kömür madeninde metan gazı sıkışmasından meydana gelen grizu patlamasında 19 işçi hayatını kaybetti…Göçük altında kalan işçilerin hayatlarını kaybettiklerini kamuoyuna duyuran CHP milletvekili Abdullah Özer’in, ‘Uzman ekip hala Zonguldak’ta’ açıklaması, kafalarda soru işaretleri yarattı..”

Yer altı kömür Maden ocaklarımızdaki, kömür tozu ve gaz patlamaları insan yaşamının yanıda mal varlığını ve doğal kaynakları yok edebilen doğal felaketler içinde önemli bir yeri var.Özellikle 20.yüzsenenin başlangıcında felaketlerin en büyüğü olarak adlandırılmaktaydı; fakat batı aldığı önlemlerle 21.yüzsenenin başlangıcında felaketi en aza indirebilmiştir…Bizde ise felaket büyüklüğünü koruyor.
Uzmanlar; “Grizu patlamaları çağa uygun madencilikte bile %100 önlenememekte, ancak alınacakönlemlerle çok aza indirilebilmektedir.” demesine karşın; yine uzmanlar “Ülkemizde, şu ana kadar meydana gelen kazaların nedenlerinin araştırılması ve bu nedenleri giderecek önlemlerin alınmasına ilişkin hiçbir bilimsel çalışma yapılmamıştır.” diyebilmektedir..
Düşünün 19 insanımız göçük altında, uzman ekip Bursa’ya iş işten geçtikten sonra ulaşabiliyor..

Bu şunu gösteriyor; tüm Doğal ve doğa felaketleri karşısında yeterli önlemler geliştirememişiz..Yaptığımız tek şey felaket anında sorunu ele almak, felaketin etkisi azatlıkça da kalıcı önlem çalışmalarını azaltmak…

Örneğin Artvin ve İstanbul sel felaketleri sonrası gündeme gelen “Taşkın korumu seferberliği” çalışması..
Ne oldu bu çalışmaya? Unutuldu galiba..

Bir süreç başlatılmıştı, geç de olsa..

Yine diyorum ki;
Böylesi olaylarda “Şimdi mi aklınıza geldi? Geç kaldınız!” şeklinde serzenişte bulunmak, vazgeçilmez bir duruştur.

Şu bir gerçek ki;
“Geç alınan önlem, sonraki önlemden erkendir”

“Geç bunları” diyerek, bu gerçeği yadsıyamayız..
Yeter ki, geç alınmış olsa da, alınan önlemin iyi niyetli ve ülke geneli için geçerli olması.

Sayın Veysel Eroğlu, o süreçte şunları söylüyordu; “..DSİ Genel Müdürlüğü’ne ve bölgelere gerekli talimatları verdim. Teker-teker dereler inceleniyor. Kaçak yapılaşma, dere yatağını işgal eden yapıları teker teker tespit edecekler ve bunlar sorumlu mülki idare amirlerince kaldırılacak. Kaldırılmaması durumunda gerekli işlemler yapılacak. İçişleri Bakanlığı kanalıyla mülki idare amirlerine yazı gönderilerek bu konuda dikkatleri çekildi.” Bunları insanlarımız yiyor, beni ise samimiyetine inanıyor…
Burada dikkati çeken olgu, Eroğlu’nun; 31 Ocak 1997 de İSKİ Genel Müdürü iken, İstanbul Bayındırlık Müdürlüğü ve İlçe Belediyelerini, dere yataklarını boşaltmaları için uyardığını ve aksi halde can ve mal kayıpları konusunda hiçbir sorumluluk almayacaklarını ve mesuliyetin tamamen onlara ait olduğunu içeren bir yazının 11 Eylül 2009’da Zaman Gazetesinin manşetten vermesi.
Bu haberle neyi ve kimi kurtarmaya çalışıyorduk? AKP’yi mi, Eroğlu’nu mu?
Bence hiçbirini, çünkü; Eroğlu’nun; İSKİ Genel Müdürlüğü sırasında, yazdığı yazı, topu Bayındırlık Müdürlüğü ve İlçe Belediyelerine atarak ileride kendini ve kendilerini savunmakta kullanacağı bir yazı, çünkü, sonuç almak için yazının peşine gidilmemiştir.
İkincisi; diyelim ki; 1997’de Eroğlu ve çevresini dinlemeyen merkezi yönetim, şöyle ki DSP ortak hükümeti suçludur; peki 2002 sonrası merkezi yönetimi de ellerine geçiren ve kendilerinin de Bakan olduğu süreçte, neden ayni duyarlılık gösterilmedi; şayet gösterildi ise, neden AKP iktidarı gerekli yaklaşımlarda bulunmadı?..
Ne olursa olsun Eroğlu’nun geç de olsa alınması düşünülen önlemler bütünündeki “Taşkın Koruma Seferberliği” projesi “Tüm Doğa felaketlerinden korunma seferberliği” projesine dönüştürerek bir süreç işletmelidir…
Sürece katkı bağlamında; doğa felaketleri ve taşkınlıklarını tetikleyen farklı taşkınlıklara değinerek, bu taşkınlıklardan da korunmak için seferberlik duyuru edilmesi gereğini işaret etmek istiyorum:

- "özel ormanlar ve turizm amaçlı tahsis ve 2B yasasının getirdiği arazi satışları ile kendini gösteren" taşkınlıklardan korumak için de…
- Yani; iktidar tarafından ormanları yağmalamasına kapı aralayan 2B yasası ve Orman Yasası’nın 56. maddesindeki yasal düzenlemelerin yarattığı taşkınlıklardan korumak için de….
- Kent ve doğadan elde edilen rantın kamuya döndürülmesi, toplumun yaşam standardının yükseltilmesi ve özel çıkar özdeş rantın kapatılması(özellikle maden ocakları) konusunda ilgili yasada değişiklik yapılmamasından doğan taşkınlıklardan korunmak için de….
- Ulaşımı güç alanlarda değil de; düz ovada keklik avlarcasına, oy avlamak için düz ovalardaki bölünmüş yol inşasının ve de ormanları yağmaya açan ulaşım ve kentleşme tercihin yarattığı taşkınlardan korunmak için de…
- Seçenek ulaşım politikaları yaşama geçirilmediği için, toplu taşıma, raylı ve deniz ulaşımı projesizlikleri nedeniye ortaya çıkan taşkınlıklardan korunmak için de….
- Kömür maden ocaklarındaki, kömür tozu ve metan patlamalarını en aza indirecek bilimsel çalışmalar nedeniyle beliren taşkınlıkları önlemek için de..
- Maden ocakları işletmecilerinin uzman kurtarma ekibi bulundurularak doğacak taşkınlıkların önünü almak için de..
- Sonu gelme olasılığının yüksek olduğu ve bu nedenle üçüncüsünün, dördüncüsünü, dördüncüsünün beşincisini…gündeme getirecek olan ve ormanların, vadilerin, dere yataklarının yağmasıyla oluşan taşkınlıklardan korunmak için de…
- Maden ocakları işletiminin siyasi ve ekonomik ranttan soyutlanarak işin uzmanı şirketlere verilip doğacak taşkınlıkların önlenmesi için de…
- Kıyıların milyonlarca yılda kazandığı doğa zenginliğini dolar eklemlendiren kıyı sahil yol inşasının güney kuşaklama projelerine dönüştürülmemesinden doğan taşkınlıklardan korunmak için de…
- Ergenekon bilmecesi-bulmacasıyla, ülkenin gerçek sorunlarını öteleyen ve başarısızlıklara kılıf duruşların yarattığı taşkınlıklardan korunmak için de…
- Kürt Açılım diyerek gerçek anlamdaki Demokratik Açılımı dışlayan ve olguyu milli kültür ayırımcılığa taşıyan yaklaşımlarla kendini gösteren taşkınlıklardan korunmak için de..
- Siyasi Sit Alanı diye tanımladığım; gecekondu ve Varoşların sorunlarını; siyasi rant adına korumaya alan anlayışın ortaya çıkardığı taşkınlıklardan korunmak için de…
- Dinden ve yoksuldan geçinenlerin, tüm değerleri kişisel ve grupsal ranta, dahası siyasi ve ekonomik ranta dönüştürmesiyle kendini gösteren taşkınlıklardan korunmak için de….
- Atatürk’ün evrensel felsefesini durağanlaştırmak adına gizlice yürütülen projelerin yarattığı taşkınlıklardan korunmak için de…
- Atatürk ve tabanca arkadaşlarının, Anadolu’nun güzel yiğit insanlarıyla emperyalizme karşı verdiği Kurtuluş savaşı ile dünya’da birinci kez elde edilen zafer sonrası kurumsallaştırılan Cumhuriyet’i karalamaya çalışanların taşkınlıklarından korunmak için de…
- Ulusal değerleri ve üniter yapıyı savunanları, faşist duyuru eden sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılarının taşkınlıklarından korunmak için de..
- Katlı kavşak mantığıyla kente saldıranların yarattığı ve ulaşım sorununa zerre kadar katkı vermeyen ve çoğu da davalık olan kavşak ve uzay ahtapotu görünümleriyle kentleri ilkel bilim kurgu kentine dönüştüren yaya üst geçitlerinden kentimizi ve kendimizi korumak için de…
- Topraklarımızı ve Kamu kuruluşlarını satarak ülke bütçesini ayarlamaya çalışanların taşkınlıklarından korunmak için de..
- Takunya sesleriyle sivil faşizmi körükleyenlerin taşkınlıklarından korunmak için de…
- Yetmezlik ve yetersizlik içindeki militanlarla, dahası dinci TV kanal transferleriyle kadrolaşma yaratan ve özellikle özerk TRT’yi izlenir olmaktan çıkaranların, kamu kuruluşlarını çalışır ve çalışılır olmaktan çıkaranların taşkınlıklarından korunmak için de…
- TBMM’nin açılmasıyla birlikte; 6 AKP’li milletvekili tarafından hazırlanan tasarıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na bir hüküm eklenerek planlanan yeni bir "torba yasa" tasarısıyla kıyılardaki tüm belediyelerin imar planlama ve uygulama yetkilerinin gasp edilmek istenmektedir. Bu düzenlemeye göre; alınacak kararların "il düzeyinde" güvenceye alınması için de Bayındırlık Bakanlığı’nın yetkileri il müdürlüklerine devrediliyor.
Değişikliğe göre, kültür ve turizmi koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde kıyıda ve sahil şeridinde kalan yerler belediyenin yetki alanından çıkartılıyor. Yani; 12 Eylül generallerinin imzasını taşıyan yasa, iptal edilmek yerine genişletiliyor. Ruhsat işlemlerini iktidar kadrolarına bağlayan değişiklik önerisinde kıyı illeri milletvekillerinden hiçbirinin imzasının olmaması da dikkat çekiyor. Yerel seçimlerde "muhalefet" partilerinin adayları seçilen kıyı belediyelerimizdeki imar yetkilerine "iktidar" tarafından el konuluyor.

Aslında bir "12 Eylül" ürünü olan ve parlamentonun yok edildiği 1980-82 döneminde "darbeci generaller"in imzasıyla yürürlüğe sokulan 2634 sayılı yasayı iptal etmek yerine daha da genişletmenin, "demokratik açılım süreci"yle eşzamanlı olması dikkat çekiyor.

Ancak imar politikalarında kıyı ve çevre yağmasına düşkünlükleri doruğa çıkanlar, 12 Eylül yasalarına da dört elle sarılmış görünüyorlar.

Sayın Oktay Ekinci’nin 19/09/2009 günkü bu haberine göre, 12 Eylül 1980 ürünü olan ve kıyıları yağmaya açan 2634 sayılı yasa yetkisi daha da genişletilmektedir. Kıyılarımıza kıyacak olan bu yasadan ve yasa koyuculardan korunmak için de..

seferberlik kapsamında önlemler alınması gerekmektedir

Evet;
Bursa’daki 19 insanımızın ölümüne neden göçük ‘tüm doğal felaketlerden korunmak için seferberlik’ başlatmamızı gösterdi…

16 Eylül 1998 tarihli Radikal’deki ve 12 Ekim 2001 Dünya gazetelerindeki yazılarımı okumanızı isterim:

http://www.radikal.com.tr/1998/09/16/yorum/01yat.html

http://www.dunyagazetesi.com.tr/haberArsiv.asp?id=52832

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com

Post a Comment


Leave a Reply

REKLAMI KAPAT

Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !