Arama Yapın

Yaklaşık son yirmi gündür onsuzdum ve nihayet çok şükür, bugün kavuştum ona. Yeniden doğmuş gibi oldum gördüğümde. Yokluğunun bıraktığı boşluğu gidermek için neler yapmadım ki, kendimi hep bAşık Olmaya şeylere adamaya çalıştım. Her mantığıma gelişinde ya bir kitaba sarıldım, ya kumandaya, ya da buzdolabına koştum oyalanmak için. Daha bir kilolu muyum son günlerde ne? Haa çoğu zaman da telefona sarıldım, eşi dostu arayıp ordan burdan muhabbetlerle avunmaya çalıştım. Ama bir yanım hep boştu, eksikti ve bedenim yarım gibiydi.


İlk defa sigara bağımlılarını anladım sanırım. Hani tam aklınıza düşer, eliniz arar onu ama yoktur. Çünkü evdeki tüm sigaraları yok etmişsinizdir bırakmak bahanesiyle. Küçük bir bağımlılık krizi gelir, bAşık Olmaya şeylerle avunmaya çalışır insan. Gün içinde bir daha düşer aklınıza yine hatırlarsınız yokluğunu. Anladım işte o hissi. Dönüşü ayın yirmibiri olacaktı sözde, uzadı işi üç beş gün daha. Son üç gün içinde kaç kere arayıp sordum “bitti mi işi ne zaman gelecek” diye. Ve bu sabah sürprizzzz! Beklemediğim bir saatte ofise geldi. Hayatım normale dönecekti nihayet ve bu bundan sonra daha dikkatli olacaktım, daha bir özenle davranacaktım ona. Bir daha benim hatam yüzünden gitmesine dayanam. Nasıl geçti yirmi günüm bir ben bilirim çünkü. Ve beni endişelendiren şu gerçeği anladım ki abartısız, ben bir laptop bağımlısı olmuşum.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Bir melek kanatları koluma dokunuyor sanki. Ya da bir ilham perisinin mi deseydim? Acayip bir karın ağrısıyla geziyorum yarım saatir. Herhalde güzel fikirlere gebe olduğumdandır. Doğum sancısı yani… O fikirleri doğurmak için oturdum bilgisayarın başına. Aslında gece olmuş ben de uyuyamamıştım. Çünkü sağdan soldan düşüncelere hücum ediyordu. Çeşitli özlü sözümsüler geldi aklıma. Ya çeşitli dediysem bir tane.


Hayal gücümün ne deli olacak kadar çok, ne de kör olacak kadar az olmasını isterim.


Eğer buna benzer bir özlü söz bildiğiniz varsa bu bilginize ortak olmak isterim.


Melekler dokunuyor bana kanatlarıyla. Bir çağlayandan akar gibiyim.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

HURT raporunda bize şunlar söyleniyor…

Motosiklet kazalarına karışanlar ekseriyetle eğitimsiz sürücülerdir. Bunların %92 si kendi kendine öğrenmiş veya aile veya arkadaş çevresinden öğrenmiş sürücülerdir.

Bu bölüme koyduğumuz bilgiler size fevkalade yardımcı olacaktır. Fakat tecrübeli bir eğitmenin yerini alamayacaktır. Kendi güvenliğiniz için yapacağınız en iyi şey iyi bir temel eğitim almaktır.

Aşağıda sürüş teknikleri ile ilgili bilgilerin yanında yine fevkalade güzel teknikleri açıklayan site bağlantılarını da bulacaksınız.

Hurt raporundan: Motosiklet kazalarının %90 nı sürüşün birinci saatinde olmaktadır; %50 si birinci 6 dakikası içinde. İlaveten Minnesota trafik çalışmaları motosiklet kazalarının çoğunun koşuşturma saatlerinde(işe gidiş ve dönüş saatleri) bilhassa akşam çıkışlarında olduğunu göstermiştir.

Zihinsel durum ve zihinsel yoğunlaşma motosiklet sürerken en üst önemdedirler. İş, mağaza ya da bir arkadaşınızın evinden çıkışınızın hemen 6dakika sonrasında zihinsel yoğunlaşmanızı düşünün. Motora binmeden önce odaklanmak için kendinize zaman tanıyın. Yaşamınızı kurtarabilir.

Şunlar hakkında daha fazla şey öğrenin:

Frenlemek,
Dönüş,
Konumlanmak,
Engeller,
Hava şartlarında sürüş,
Yönlendirmek ve yavaş süratler de sürüş.

Hurt raporuna göre, tek araçlı kazalarda motosiklet sürücüsünün hataları neredeyse vakaların 2/3 ünde neden olan faktördür. Tipik hata da kaymak ve takiben düşmektir. Sebebi de yanlış frenlemek(aşırı fren basıncı uygulamak) ya da dönüşte fazla hız nedeniyle veya yanlış dönüş açısı seçmek neticesi motoru açmak.

Fren yapmak sürücünün icra edeceği en önemli unsurlardan birisidir. Frenlemek bizim yavaşlamamızı ve herhangi bir engele çarpmadan önce durmamızı sağlar.

Sürücülerin çoğu bir motoru tam duruşa getirmek için gereken mesafeyi tam manasıyla anlamazlar. Durma mesafesi hızla birlikte artar ve bu artış ardışık değildir.

50 km hız yapan bir motor 100 metrede durur ama bu demek değildir ki bu hesaba göre 100 km hızla giden bir motosiklet de 200 metrede duracaktır. Gerçekte 280 metrede duracaktır. Duruş mesafesi hızın karesi oranında artar.

Hızdaki her azalma sizin durma mesafenizi de o aranda kısaltacaktır. Ön ve arka frenin doğru kullanımı yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi çekecektir. Normal şartlar altında frenleme çok düz bir işlemdir ama kaygan zeminlerde durmak için veya yavaşlamak için her iki freni kullanınız. Durdurma gücünün %70 i ön frendedir.

İdeal fren yapma:

1. Her iki fren kademeli olarak kullanılır. Frenlemenizin bu birinci adımında her iki frene de aynı miktarda basınç tatbik edilir.

2. Ağırlık ön süspansiyonlar sıkıştıkça öne transfer olacaktır ve kollarınız bükülecektir. Burada ön lastik yolu ısırmaya başlar.

3. Önde şimdi daha fazla ağırlık var.

4. Şimdi arka freni kısmen ya da tamamen bırakın ve ön fren üzerindeki sıkma basıncını artırın çünkü bu noktada yol tutuşunun büyük bölümü öndedir. Frenlemenin bu orta merhalesinde frenleme dağılımı %100 ön ve %0 arkadadır. Eğer bu dağılım %85 ön ve %15 arkadan daha az ise siz o takdirde frenleme kapasitenizin tamamını kullanamıyorsunuz demektir. Motosikletinizin fren yapma kapasitesinin limitlerine(sınırlarına) yaklaşamıyorsunuz demektir.

5. Motosiklet yavaşlar ve sizin frenleriniz ve lastikleriniz vasıtasıyla uyguladığınız güç kaybolur. Motosikletteki enerji hızınızın karesi ile orantılıdır.

6. Ön teker süspansiyonları üzerinde yükselmeğe(kalkmağa) başlar.

7. Ön frenin üzerindeki baskınızı gitgide azaltırsınız. Bu alt hızlara inen motosikletin ön tekerinin kilitlenmemesi içindir.(Daha yüksek hızda tekeri kilitleyemeyen basınç, hız düştükçe fazla gelir ve kilitlenme riski başlar. Ön fren üzerindeki basıncı gitgide azaltırken arka frene de tekrar basınç uygulamaya başlanır.
Yazar: Hoddy Hodson. http://www.msgroup.org/TIP030.html)

Ön fren uygulaması başladığında bazı şeyler olur. Önce ağırlığın öne transferiyle şoklar sıkışır. Bu ön tekere ekstra ağırlık ve yol tutumu kazandırır. Bu noktada normal frenlemedesiniz. Yaptığınız normal frenlemedir. Fren elciğini sıkmağa devem ederseniz ön fren üzerinde ki ağırlık gitgide artar. Sonucunda motosikletin ağırlığının çoğu ön teker üzerinde olacaktır. Bu noktada, frenlemenin eşiğine oldukça yakın sayılısınız. Freni sıkmağa devam ederseniz ön teker şikâyete başlayacaktır.

şunu hissettiğinizde maksimum frenleme noktasındasınız demektir. Bu noktada yaşanan ise ön tekerin kısa fasılalarla kilitlenip tekrar dönmesi olayı ve tekerin kilitlenme mesafesi belki 2-3 cm sonra tekrar dönüşü ve tekrar kilitlenmenin sebep olduğu takribi 2-3 cm lik kayma. Kaymadan sonra teker tekrar dönmez ve tam kilitlenmeye girerse kötü şeyler olmak üzeredir.

otomobil kullanırken de olduğu gibi kaygan zeminlerde fren yapmak daha fazla dikkatle yapılması gereken bir durumdur. Frenlemeye önceden başlayınız çünkü kuru zeminlere kıyasla aynı miktar ağırlığın durması yol tutumunun daha az olduğu kaygan zeminlerde daha fazla zaman alacaktır.
http://www.motorvike.com/BrakingDistance.htm

Dönüş:

öteki araçların karışmadığı kazaların başlıca sebeplerinden birisi kötü dönüşlerdir. Viraja çok hızlı gir, dönüş ortasında dönüşü tamamlayamayacağınızı anlayınca frenleri kap arkasından hendeği boyla ve sonrada mahalli acil servis bölümünü.

Bir dönemeç, viraj, köşe akıcı bir hatla, doğru hızla(çok hızlı değil), doğru vitesle ve gaz hafif açık olarak alınmalıdır(dönülmelidir). Dönüş boyunca kademeli olarak gazlamaya devam edin ve kontra basarak yatışınızı dönemece alıştırın(uyarlayın). Kontra basma basıncınızı istenilen yatış açısını elde edinceye kadar devam ettirin. Uygun yatış açısında kontra basıncınızı ön tarafın kendini dönüş boyunca gereken hattı takip etmesi sağlayacak şekilde sabitleyebilmesi için ayarlayın(hafifletin).

Gazlamanız(pozitif gazlama-hız kazandırıcı gazlama) sadece dönüşün çıkışını gördüğünüzde başlamalıdır. Bundan önce ise sadece giriş hızınızı muhafaza edin.

Bu bir pratik, talim işidir. Kendinizi rahat hissedene kadar alt süratlerden başlayınız.

Eğer bir dönemece ne kadar hızlı gireceğinizden emin değilseniz yol işaretlerine bakın. Dönüş keskinliği hakkında size fikir verirler. Önünüzdeki araçların davranışları da size fikir verebilir. Dönemece girerken sert fren yapıyorlarsa, bu keskin bir viraj demektir.

Dönüşün anahtar ipuçları:

Dönüşü yaparken gücü hafifçe muhafaza edin. Bu dönüşün etkisine karşı dengeleyici bir etkidir ve motosikletinizin dengesini korur. Başınızı yukarıda tutun ve fiziksel olarak gitmek istediğiniz yöne bakın. Bu size motorunuzu istediğiniz yere yerleştirmeniz konusunda yardım edecektir ve pozisyon daha doğal hissedilecektir. Eğer yolun kenarına bakarsanız büyük ihtimalle orada gidersiniz.

Dönüş esnasında frenleri kullanmaktan kaçının. Bunun yerine motor frenlemesini kullanın, bu yeterli olmazsa o zaman frenleri devreye dikkatle sokun. Lastiklerinizin yol tutuş limitinizi aşmak istemezsiniz.

Kollarınızı serbest bırakın ve ağırlığınız gidona binmesin. şunu yapmak kontrolünüzü artırır. Ayaklıklar üzerindeki basıncı aşağı doğru bir miktar artırırsanız yönlendirmenin daha hafif ve motorun komutlara daha iyi tepki verir hale geldiğini görürsünüz.

Hedefe kilitlenmek:

Sürüş esnasında(her tür vasıtada) başınızı çevirin ve baktığınız yöne doğru motorunuza yön verdiğinizi ayırt edeceksinizdir.

Hedefe kilitlenmek(bakışların) basit olarak bu gerçekten avantaj sağlamaktır. Tüm yapmanız gereken şey gitmek istediğiniz yöne bakmaktır(tercihen tehlikeden uzağa)! Bir reaksiyon olarak siz gözünüzü dikerek baktığınız yöne kendinizi yöneltirsiniz.
http://www.motorcycle-training.f2s.com

Hat içinde konumlanmak:

otomobil sürücüleri hat içinde pozisyonlarını değiştirmek konusunda sınırlanmışlardır çünkü araç zaten hattın %50-70 ini kaplar. Motosikletler ise hat içinde çok az yer kaplar ve şunu büyük bir avantaj olarak kullanabilirler.

Yoldaki pozisyonunuzu şu sebeplerle değiştirmeyi daima hatırlayın:

İlerdeki durumu görüş kabiliyetinizi artırmak, geliştirmek
öteki sürücüler tarafından görülme şansınızı artırmak
Yoldaki muhtemel tehlikelerden sakınabilmek veya zemin kavramasını geliştirmek
Viraj ya da köşe dönüş keskinliklerini azaltmak
Öbür sürücüleri etkileyecek bilgileri vermek

Bu bilhassa geceleri çok önemli olabilir. Çoğunlukla motosikletin tek farı karşıdaki araca gelen bir arabanın farının teki olarak görünür. Ancak motosikletin hızlanması bir arabadan daha fazla olması sebebiyle motosiklet ışıkları terk eden bir grup aracın hayli önünde olabilir. Sizin önünüze kırabilecek arabadan uzak hattınızın öbür tarafına geçin. Bu sizin öteki arabaların farlarından farklılaşmanıza neden olacaktır ve hızınız konusunda araç sürücüsüne bir fikir verecektir.

Engeller:

Bir engelle karşılaştığınız zaman durumu değerlendirip ne yapacağınıza karar vermek için yarım saniyeniz(lahza) vardır. Genellikle iki seçiminiz vardır. Durmak için fren yapmak ya da engelin etrafından dolanmak.

Hareket fiziği bize 0 km den 80 km saat hıza kadar fren yapmanın en iyi seçim olduğunu söyler. 80 km saat hızdan sonra duruş mesafesi üssel olarak artar ve engelin etrafından dolanmak(kontra basarak kıvırmak) en iyi çözüm olur.

Sakınacağınız alelade engeller:

Yapraklar: Sonbaharda çok hoşturlar ama göründüklerin çok daha fazla tehlike arz ederler bilhassa yaş iseler.

Küçük hayvanlar: Bilhassa küçük motosikletlerle küçük bir hayvana çarpmak beklenmedik şekilde tehlikeli olur.

Durgun su: Arabayla yaptığınız gibi su birikintileri öylesine dalmayınız. Lastiklerinize de bağlı olarak kızaklayabilirsiniz ki motosikleti buz üzerinde sürmeyle aynı hissi verir. Bu olay başınıza gelirse gidonu kırmayın, sabit ve düz tutun ve bitene kadar bu durumu muhafaza ediniz.

Buz: Buz oldukça açık bir tehlikedir. Buzlanma zamanlarında yollardan uzak durunuz. Nispeten sıcak bahar sabahlarında bile dikkatli olunuz.

Kar: Sakınılması gereken bir diğeri. şunu yapmağa mecbursanız yol tutumu gereğini minimumda tutun ve çok yumuşak olunuz.

Hava şartlarına göre sürüş:

Kötü havalarda sadece çatlaklar sürüşe yeltenir. Ama bu hiç yapmayacaksınız demek değildir. Yağmur, buz ve kar her an size sürpriz yapabilir ve siz bu durumları nasıl ele alıp baş edeceğinizi bilmek durumundasınız.

Yağmur iki büyük olguya meydan okur. Yol tutumu ve görüş. Birçok sürücü için yol tutumu daha önemlidir. Metal yüzeyler dikkat edin. Boyalı alanlara ve yağ, mazot döküntülerinin yıkanıp gitmediği noktalara dikkat ediniz. Bu alanlar ıslanınca daha kayganlaşır. Tüm bunlara rağmen temiz bir asfaltta ya da beton da hala yeterince yol tuştu vardır.

Yol tutuşunu arka fren ile test edebilirsiniz. şunu yapmadan önce lastiklerinizin durumunun iyi olduğundan emin olun. Lastik dişleri yeterince derin olmalıdır.) Bu arka fren kullanarak yapılan testi makul hızlarda ve düz bir yolda yaparsanız ürkütücü bir sürüş deneyimi olmaz. Burada arka tekeri yüksek taçlı bir yolda kilitlemekten sakınınız. Çünkü taçlı (ortası yüksek kenarlara doğru alçalan yollarda) kilitlenme olursa hat dışına ve aşağı doğru kayma olur.
Yol tutuşu için bir hisse sahip olduğunuzda, lastiklerin fren yapınca ve dönüşlerde ne kadar güvenli olarak bunu(yol tutuşunu) size sunabilecekleri hakkında bir fikir sahibi olmanız lazımdır.

Yağmur lastiği kullanabilirsiniz. İlaveten lastik havalarının az bir miktar artırılışı ıslak hava yol tutumuna katkı sağlar.

Sürüş yönünüze paralel uzanan yol yamalarından, boyalı yüzeylerden ve metallerden(ray, mazgal) uzak durunuz.

Islak, kaygan zeminde motoru döndürmek çok yumuşak hareketlerle olmalıdır. Biçimsiz frenleme ya da sert kontra basılması sizi zor durumda bırakır.

Dönüşlerinizi daha kademeli olarak yapın. Vites küçültmeleriniz yumuşak olsun. Debriyaj kavramasını normalden daha yavaş yaptırın, biçimsiz gaz vermelerden sakının. Bir üst vitesi kullanarak arka tekere aktarılan gücün azaltılmasını sağlayın. Frenleri tekerleri fazla yükleyecek tarzda kullanmayın. Takip mesafesini artırın ya da hızınızı keserek frenleme ihtiyacınızı azaltın. Etrafınızdaki sürücülerinin hareketlerinize tepki verebilmesi için yeterli zamanları olduğundan emin olun.

öteki sürücülerin sizi görmekte zorlukları olduğunu zaten bilirsiniz. Yağmurlu havada bu zorluk daha büyür. Az ışık, engellenmiş ön camlar ve içte buharlanma sürücü görüşünü kötüleştirmekte ilave faktörlerdir. Açık, parlak renklerde yağmurluklar giyiniz. Yansıcı bantlar taşıyınız.

Ayrıca kendi görünüzü ele alın. Başlığınızın camı buharlanacaktır. Motorunuzda ön cam sizin görüş yüksekliğinizden yukarda ise(siz bu camın arkasından görüyorsanız) bu da görüşünüzü kötüleştirecektir.

Yönlendirmek ve alt süratlerde sürüş:

Yönlendirmek:

Yönlendirmek en kolay bölümdür, doğru mu? Her zaman değil.

25-30 km saat dan fazla hızlarda motosikletin tekerleri jiroskop gibi hareket eder. Tekerlerin ve lastiklerin dönen kütleleri jiroskopik bir güç yaratmak için birleşirler. Motorunuzun gitmesi için bunların üstesinden nasıl gelebilmelisiniz? Gelmezsiniz.

Ne zaman dönen bir tekerleği sağa ya da sola itmek istesek, teker ve motosikletin geri kalanı ters tarafa yatacaktır. Bu kontra basmakla yönlendirme tekniğidir. Barı(gidon) sola çevirmeğe çalışın motor sağa yatar ya da tersi. 20 km saat hızın üzerinde motosikleti yönlendirecek tek yol budur.

Bu (kontra basmak) sürüşler esnasında panik anında öğrenilecek bir teknik değildir. Talimlerle öğrenilir. Eğer bu hareketi ikinci bir doğanız haline getirmezseniz acil durumlarda eski alışkanlıklarınıza geri dönersiniz.

Alt süratlerde sürüş:

Hızlı sürmek eğlencelidir. Ama hızlı süreceğimiz yerlere varıncaya kadar trafik içinde boğuşmamız gerekir. Yavaş sürüşün gerekli olduğu şehir içlerinde ve civarında.

Alt (yavaş) süratlerde sürüş ipuçları:

Uygun duruş:

Motosikletinize rahat bir şekilde oturun ve dizlerinizi tanka dayayın. Sağa sola fazla oynamamaya çalışın çünkü bu ağırlık aktarımlarına sebep olur ve motosiklete yönlendirici ivmeler vermiş olursunuz. Ayaklarınız ayak pedallarında basılı olsun.

Görüş:

İleri bakmakta ihmal yavaş sürüşlerde ki en genel hatalardan biridir. Bunun en iyi şekilde talimi kukaları birbirinden 3,5-4 metre uzağa koyup aralarında slalom yapmaktır. Bu uzak motosikletinizin yapamayacağı bir mesafe ise ayarlayabilirsiniz. İki kukanın arasında giderken almak istediğiniz bir sonraki kapının yoluna bakınız. Onun da takribi 1-1,5 metre ilerde olması lazımdır. 1-1,5 metre ilerisine bakan birçok sürücü kendini sallanır gibi hisseder Doğru mesafe ileriye bakmak sizin zihninize bir yol planlamak için yeterli zamanı verir. Böylece siz bir sürü son dakika düzeltmelerinden kurtulursunuz. Kendinizi olabildiğince ileriye bakmaya zorlayınız.

Ön fren:

Normal şartlarda ön fren motorunuzu kontrol altında tutmak için paha biçilmez bir alettir. Ancak çok düşük hızlarda, ön teker dönmüşken(dönüş yönüne doğru, ön fren yumuşak bir duruş için çok fazla gelebilir. Çok düşük hızlardan ben ön freni kullanmamağa çalışırım. Arka fren bu hızlarda sizi durdurmak için gereğinden fazla güce sahiptir. Bu anda arka fren üzerine ayağınızı getirmek için oturuş pozisyonunuzu değiştirip(kımıladanıp)durmayın. Ayağınız zaten fren pedalının üzerinde olmalıdır. Aksi takdirde motosikletinizin dengesini bozarsınız.

Debriyajı kaydırmak(yarım debriyaj):

Yavaş hızlarda sürüşün öteki bir anahtarı da debriyajdır. Birçok motosiklette ıslak debriyaj vardır. şöyle ki kavrama plakalarının serin tutulması için yağ banyosu içinde tutulduğu sistem. Bu tiplerde debriyajın kısa bir müddet kaydırılmasından zarar gelmez. Rölanti de ki hızınızdan daha yavaş süratle de gidiyorsanız, hızınızı, debriyajı kavrama noktasından biraz geriye çekip motoru arka tekerden ayırarak kontrol altında tutabilirsiniz. Kavrama noktası debriyajın kavramaya başladığı ve gücü arka tekere transfer ettiği noktadır. Çok yavaş gittiğiniz için kendinizi dengesiz hissettiğinizde ayağınızı yere basmak mecburiyetinde olduğunuzu hissedersiniz. Bu noktada debriyajı biraz, dengeye gelinceye kadar hızınızı artıracak oranda, bırakın. şunu debriyaja zarar vermeden epey bir müddet yapabilirsiniz.
Yavaş sürüş teknikleri yazarı: Mark Yaeger.
Çeviren: Alpaslan Kuzucan

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Biz; Ortalama olandır.. Çoğunluk fduyuru demiyorum artık, çoğunluk olmasa da hakim düşünce demek lazım aslında Ortalama olana.. Normal olanların ortalama düşüncesi diyelim isterseniz;
Normal olanların, ortalama düşüncesi nelerdir;
-Bir kere erkek ve heteroseksüeldirler.. şöyle ki Erkekkkkkkktirler… Kadın düşünceli olmak başlı başına küçümsenme nedenidir.. En kötüsü kadınlarının da şunu savunuyor olmasıdır.. -Hiç çocuk olmamışlardır.Dünyaya bu şekilde ve bu yaşta gelmiştirler.. Ortalama yaşları 35-45 tir.. Güç karşısında tapınırlar, güçlü olduklarında ezerler..
-Hiç katışıksız Türk’türler.. Soy kütüklerini at sırtında getirmişlerdir Orta Asya’dan.. Sorduğun anda hiç aralıksız beş bin yıllık tarihlerini anlatırlar sana.. Kaynana gelin kavgaları hariç tüm yaşamları kavga ile, pardon savaş ile geçmiştir..
-Elhamdülüllah müslümandırlar.. Ve onların büyük kısmı Orta Asya’dan gelirken bu inançla geldiklerini sanırlar.. Hatta beş bin yıl önce bu inançta olduğunu iddia edenlere rastlarsınız..
-Soy ve sop olarak onların içinden hiç ibne çıkmamıştır..
-Onlar hiç pis ve pis iş yapmamıştır.. Hepsi bey, paşa torunudur..Soyunda ağa olmayan yoktur.. Hepsi geçmişinde varlıklıdır ve hovarda dede bitirmiştir her şeyi..
-Hepside bedensel olarak tamdır bütündür..

şimdi kendini biz sayanların ortak özellikleri bunlardır.. Bu biz olanların ‘’biz sayıp’’ ama o bizin yanına koyduğu bAşık Olmaya şeylerde vardır.. Bu genellikle;
İş isterken yapılır..
Kız isterken yapılır..
Yerleşmek isterken yapılır..
Mezar yeri seçilirken yapılır..
Sofrada yer seçilirken yapılır..
Ülke zenginliği paylaşılırken yapılır..
Şöyle denilir; (Asla yüzüne karşı değil ama.. Sen çıktığında denir, yada çıkarken denir bunlar.. Bazen sende duyarsın.. Duymamazlıktan gelirsiniz..
-O bizden ama Kadın..
-O bizden ama Gay..
-O bizden ama Lezbiyen..
-O bizden ama Hristiyan, Musevi..
-O bizden ama Alevi..
-O bizden ama Allahsız..
-O bizden ama Çingene..
-O bizden ama Kürt..
-O bizden ama Köylü..
-O bizden ama Sakat..
-Eşit saymazlar..
-Bıyık altından gülerler..
-Küçümserler hiç bir şey yapamasalar.. Gülerler..

Biz olanların, ‘’ lütuf olarak biz’’ saydığı ama yanına sıfatlarla eklemeler yaptığı,topluluklara Ötekiler denir.. Yaptıkları işe de ötekileştirmek denir..Adı da başkalaştırmanın bok yemecesidir.. Ülkemizdeki tüm dökülen kanlarda, bu pis, pis olduğu kadar şark kurnazı, kurnaz olduğu kadar arsız, arsız olduğu kadar ahlaksız, ahlaksız olduğu kadar yavşak bakış açısı vardır işte.. Sonra da derler ki isyan edenlere; Bak ötekiler isyan ediyor mu? Dünyada en çok ötekileştirme rekoru bence Anadolu’da yaşayanlarındır.. Herkes öteki olmuştur neredeyse..

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Bugün sizlere bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Adı da yazımın başlığı gibi AŞKIN BİR YÜZÜ. Fakat sadece aşkı tek taraflı anlatmıyor. Kadın ve erkek diliyle anlatıyor.


Bügüne kadar okuduğum kitapkardan farklı bir sunumu var. Kitap iki taraflı okunuyor. Aynı olayları kadının ve erkeğin yorumları ile görüyorsunuz. Olaylar aynı, fakat bakış açıları farklı.


Kitap yaklaşık 10 yıllık bir evliliği anlatıyor. şöyle ki aynı evde yaşayan, aşk ile evlenmiş Melike ve Murat’ın aşkını. Daha doğrusu aşklarını nasıl tükettiklerini. Kitabı okuduğunuzda kendinizden ve evliliğinizden bir çok parça bulabiliyorsunuz. Sadece evlilik mi? Aslında tüm ilişkiler için insanı birkere düşünmeye sevk ediyor.


Hayatı hep tek taraflı yaşıyoruz. Ben söyledim, ben tavrımı koydum, anlasaydı deyip bırakıyoruz. Fakat ne kadar anlattık, ne kadar anlaşıldık hiç düşünmeden hüküm veriyoruz. İşler yolunda gitmediğinde, hemen karşı tarafı suçlayıp, kendimizi haklı buluyoruz.


Özellikle kadın-erkek ilişkilerinde bu çok önemli. Çünkü kadın beyni çözüme odaklı çalışıyor. Fakat erkek; sonuca odaklı. Çok basit kadın teferruatçı, salatanın tarifi ile ilgileniyor. Malzemelerin koyuluş sırasına bile önem veriyor, kalorisine, besleyici değerine bakıyor. Ya erkek, o salatanın yemeğin yanında olması gerektiğini düşünüyor, rakısına meze olarak bakıyor. (Tağabey istisnalar kaideyi bozmaz.) şöyle ki hayata bakarken gördükleri ve görmek istedikleri farklı.


Evlilik heryönü ile zor bir müessese. Çünkü sadece iki kişinin değil, iki insan topluluğunun (şöyle ki sülalenin) oluşturduğu büyük bir kurum. İletişim sadece iki kişi ile değil, tüm bu insan oğlu ile yapılıyor. Daha temelde sağlam kurulmayan, şöyle ki evde ki iki kişide eksik kalan iletişim, tüm emekleri teklikeye sokuyor. Zamanında konuşulmayan konular, bir sorun yumağı olarak çiftlerin karşısına çıkıyor. O halde iken bile, ima ile olaya yaklaşılması iyiceortalığı karıştırıyor.


Fakat temelinde sevgi ve saygı olan her birliktelik, kesinkes ayakta kalmayı başarır. Çünkü sevgi ve saygı, emek ile yoğurulduğu için güçlüdür.


AŞKIN BİR YÜZÜ’nü okuduğunuzda da ; kadın ve erkek gözüyle aşkın yorumunu göreceksiniz. Anlatımı çok yalın ve akıcı. İnsan da kitabı hızla oluyup eşiniz ve arkadaşlarınız ile paylaşma isteği uyandırıyor.


Sevgiyle kalın.


Özgül YILMAZ ÇAYIRLI

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Uzaklaşmak…

Tenha, kuytu bir yerler bulup sessizlik de kaybolmak…

soluk alabilmek için sürekli daha uzağa gitmek zorunda kaldığımızın farkında mısınız?

&&&

Hafta sonu sahillerde neler yaşandığını unutmuşum!

Detaya girip anlatsam… Bir sürü mide bulandırıcı yaşam karesi…

Böö gelmesin size de!

Keyfiniz kaçmasın…

Hava kararınca kumsalın en sapa yerinden attım oltaları…

Gündüz kiralanıp, gece unutulan şezlonglardan birine oturup gözlerim kamışlarda balık bekliyorum

Denize girenler oltalara doğru kulaç atanlar var…

Zarar görmesinler diye bağırıyorum;

“ Oltalar var dikkat edin!”

Gece denize giren siz olsaydınız, kıyıdan tepe lambasının ışığı görünen bir adam size böyle seslenseydi ne yapardınız?

İçinizden bazıları ters istikamete dönerdi… Bazıları da tepe lambasının ışığı görünen adama cevap verirdi;

“ Deniz senin tapulu malın mı kardeşim!”

Gel de denizi paylaş şimdi…

“ İğneler ayağınıza batacak!”

“ Ayak benim değil mi ?”

İki numara mahmuzlu iğne oturak yerine batsa böyle konuşamaz, fok balığı görmüş penguen gibi atar kendini kumsala ama…

&&&

Özgürlükler çatışınca böyle…

O da haklı… Adamın gece denize girme özgürlüğü… Benim olta atma özgürlüğüm, iğnenin adama batma özgürlüğü… Kıyıda ki arkadaşlarının üzerime yürüme özgürlüğü… Benim kendimi savunma özgürlüğüm… Tüm olaya karşınların geceyi nezarethanede geçirme özgürlüğü var…

En iyimser senaryo bu!

Bu ülkede park yeri yüzünden cinayetler işleniyor! Tartışmaya gelmez velhasıl…

&&&

Hani biraz anlayışlı olsak, hep söylüyorum ya kendimizi karşımızdakinin yerine koysak, empati yapsak! Birbirimizin hak ve özgürlüklerine saygı göstersek…

Ne anlatıyorum ben ya, yazarken mantığıma geldi; dün gece gözümün önünde adam denize defi hacet etti!

Ses etmedim tabi, anlayış gösterdim!

Denizin içine etme özgürlüğü! Dedim, geçtim…

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Malzemeler:



  • Kerm şanti 1 poşet

  • 1 bardak süt

  • 1 paket vanilya

  • 2 küçük muz

  • 1 paket kakaolu kare bisküi

  • 1 tane sade çikolata

  • 8 kaşık şeker

  • 6 kaşık un

  • 4 su bardağı süt

    Hazırlanışı:

8 kaşık şeker, 6 kaşık un, 4 su bardağı süt , vanilya birlikte karıştıra karıştıra pişirilir. Sonra kalıp olacak kap ayarlanır. İçine yapışmaması için poşet koyulur. Poşetin içi ıslatılır. (Eğere evde yapıştırmaz kalıbınız var ise poşete gerek yoktur) Sonra kaynayıp soğuyan hamur dökülür.


İçine sütle ıslatılmış bisküi ve muz saplama şekliyle batırılır. Bir muz bir bisküvi. Sonra poşet kapatılıp buzluğa koy, çıkarttıktan sonra 1 bardak süt ile krem şantiyi çırpın, buzluktan çıkardığınız pastanın üzerine sürün krem şantiyi. Sonrasında sade çikolatayı rendeleyin. Servise hazır hale gelmiştir. Keserek dilimleyebilirsiniz.


Afiyetle yiyebilir ve sunabilirsiniz…


Ağzınızın tadı tatlı tadında olsun her zaman…


Selam ve sevgi ile kalın

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Berat kandili olarak bildiğimiz bu gecenin aslı, İslam öncesi Yahudilerin inandıkları hikayelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yahudi dinindekiler İslamiyet’e girdikten sonrada eski inançlarına ait olan efsane ve hikayeleri anlatmaya devam edip sanki İslamiyet’e aitmiş gibi görülmesine sebep olmuşlardır.

Roj haşana, Kurtuluş günü manasına da gelir. Musa A.S. Firavundan kurtulduğu, kavmini kurtardığı günün kutlaması, İnsanın Roş haşana ya tasarımı yapılan bir yıllık kaderi, yom kippur da son şeklini alır ve mühürlenir İnancı vardır.

Hüküm günü inancını yorumlayan Rabenu Behay; Roş Haşanah, alelade insanların bilinçlerinin öylesine üstünde bir düzeyde yer alır ki, açık seçik anlatılamaz, yalnızca üstü kapalı bir biçimde sözü edilebilir.” Şeklinde açıklar.

Yine Musevilerin gündüz dualarında;

“Bu gün, ülkeler hakkında, hanginizin savaşıp, hanginizin barış içinde yaşayacağına, hanginizin açlık çekip, hanginizin bolluk içinde yaşayacağına karar verilecek; ve tüm yaratıklar yaşamda ve ölümde bunları hatırlamaya çağırılacaklar.” (Musaf duası)

Kaçının bu dünyadan göç edip, kaçının yaratılacağı Roş Haşana’da yazılıp, Yom Kipur’da mühürlenecek; hanginizin yaşayıp, hanginizin öleceği; hanginizin önceden tayin edilen zamanda ölüp, hanginizin zamanından önce öleceği..”. (Nesane Tokef duası)

“Roş Haşana’da üç kitap açılır, biri ruhunda kötülük besleyenin kitabıdır, öbürü dürüstün kitabıdır, üçüncüsü ise ikisinin arasındakilerin kitabıdır. Dürüst ve adil olanların adları, yaşam kitabına yazılıp, hemen mühürlenir, kötü ruhluların adları, ölüm kitabına yazılıp, hemen mühürlenir, aradakilerin adları ise Roş Haşana’dan, Yom Kipur’a kadar askıya alınır. Hak ederlerse, adları yaşayanlar arasında yer alır, aksi halde öleceklerin arasında yer alırlar.” (Roş Haşana, 16b)

Görüldüğü gibi sanki tatile çıkacak bir tanrıya inanır gibi batıl bir inanç şeklinden bahsediliyor. Halbuki Kur’an’a sorduğumuzda;

- O her an iş başındadır. (Rahman /29)

şöyle ki Allah’ın her an hayata aktif ve aktüel bir müdahildir. Tatile çıkması, önceden 6 gün çalışıp sonra dinlenen, Önceden yaratıp planlayıp sonra dinlenen bir tanrı değildir. Allah;

- O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O

da hemen oluverir. (Yasin/82)

Kudretinde bir Allah’tır. Nitekim Allah Resulünün Miraç hadisinde Allah Resulü Cibril’e;

"Bir şeyleri çıkarken gördüm acayip bir şeyler şöyle ki tarifini yapamadığım bir şeyler. Bunlara karşılık bir şeyler de iniyordu. Sordum:

- Ya Cibril bu nedir? Dedi ki;

– Bu çıkanlar insanlığın amelleri, İnenlerde amellere karşı anında yaratılan durumlardır.”

Şeklinde açıklamıştır. şöyle ki her an hayata müdahil olan, hesabını anında gören bir Allah’tır anlamını teyit eder.

Görüldüğü gibi Musevi inancının bu batıl efsanesi, İslamiyet’e Berat kandili olarak yansımıştır.

Araştırmacı, akademisyen yazar Mustafa İslamoğlu Berat Kandilinin özgünlüğü nedir sorusuna;

“Hiçbir özgünlüğü yoktur. Ve bunun da aslı yoktur. Ha..! beraat gecesinde ne vardır:.! Aslında gelen rivayetlere baktığımızda bu geceye özel bir rivayette yoktur. Özel bir şey de yoktur. Ama Allah Resulü; 3 aylara girildiğinde kademeli olarak Ramazana bir hazırlık yapardı. Bu hazırlığın bir üst kademeye tırmandırması hadisesi olarak anlamak lazım. Yoksa bununla alakası yoktur.“ şeklinde verdiği cevap daha gerçekçi ve mantıklı olduğu görüşündeyim.

Bu bilgilerin bilinmesi ve paylaşılması, Allah’a olan inancımızı doğru bir kanalda tutması, yanlış kanatlar oluşturmaması içindir.

Benim önerim; Allah Resulünün; Ramazan ayına yaklaşırken giderek artan ibadetler zincirinden bir halka gibi kabul edip bu zihniyetle hareket edilmesi, sadece bir gece ile kısıtlamayıp, Musevilikteki gibi yanlış beklentilere kapılmadan değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Yazımı yine Allah Resulünün duası ile bitiriyorum:

“Ey Allah’ım! Recep ve şabanı bize mübarek kıl, bizi ramazana kavuştur ”

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Senden sonra hiç mi hiç dikiş tutmadım ben
Her şeyi unuttum bir seni unutmadım ben.


Kabusa dönüştü sensiz rüyalarım
Geceyi dinledim hiç yatmadım ben.


Birçok sevgim vardı: Evlat, ana …
Hiçbirini hiçbirine katmadım ben.


Senin gibi seveni hiç görmediğimdendir ki
Sana asla ihanet etmedim ben.


Senden sonra bütün yollar sensiz sokaklara çıktı
Sensiz hiçbir yola gitmedim ben.


İstanbul, 27 Ekim 2006, 14.47

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks

Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından ,10 yıldan beri sürdürülen öğrenci değişim programı kapsamında 30 Haziran tarihinde Rusya Federasyonu’na bağlı Başkurt Cumhuriyeti’nin başkenti Ufa’ya giden ; Mersinli öğrenciler programın tamamlanmasının ardından şehre döndü.

Mersinli 9 öğrenci, Büyükşehir Belediyesi Kültür-Fuar Müdürü Süleyman Cengiz önderliğinde yaptığı 10 günlük gezide, şehrin doğa, kültür, eğitim ve öteki konuları hakkında yetkililerden balaka aldılar.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan, amaçlarının öğrencilerin farklı kültürler hakkında balaka edinmelerine katkı sunmak olduğunu söyledi.

Başkan Macit Özcan “Geleceğimizin teminatı gençlerimizin bu tür programlara katılmalarına öncülük ederek, dünya barışına bir nebze olsun katkı sunmayı hedefliyoruz. Bugün farklı kültür ve kimlik yapılarını tanıyan gençler ileriki yıllarda b.u bilgileri barış, dostluk ve kardeşlik adına kullanma şansı yakalayabilirler” diye konuştu.

Öte yandan yapılan etkinlikler ve gösterilen misafirperverlikten ötürü Mersin Büyükşehir belediye Başkanı Macit Özcan adına Kültür-Fuar Müdürü Süleyman Cengiz tarafından Ufa Belediye Başkanvekili Sintimir R. Bayazitov’a bir teşekkür plaketi takdim edildi.

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • FriendFeed
  • LinkArena
  • Live
  • MSN Reporter
  • Ping.fm
  • RSS
  • Socialogs
  • Twitter
  • Twitthis
  • Yahoo! Bookmarks